On Üç Yıl Sonra’nın ardından sabredemeyip, hemencecik okudum Çarın Laneti’ni. Rusya’dayız, yıl 1855. 40 yıllık barışın ardından yine savaş çıkmış. Dimitri Alekseevich Danilov’un karşısında ise yalnızca ordular ve silahlar değil, aynı zamanda 30 yıl önce babasının toprağa gömdüğünü düşündüğü canavarlar var…
Lafı çok uzatmaya gerek yok diye düşünüyorum. Jasper Kent, gerçekten tarih ve fantastik elementleri birleştirmek konusunda büyük bir usta; Çarın Laneti’nde de bu apaçık ortada. Bence tek kusur, vampirlerinin diğer karakterleri kadar istikrarlı olmaması…
Neden derseniz, bir anda insanüstü hareketler yapıp canavarlaşırken, bir anda çok insancıl olabiliyorlar. Mesela, güneşe çıkmadıkları takdirde ölümsüz yaratıklar, pek çok yara bereleri hemen iyileşiveriyor; vampirlerde alışık olduğumuz özellikler yani. Ancak son zamanlardaki ışıkta parlayan vampirlerin tersine, acımasız, duygusuz katiller. Biraz da bu yüzden çekici gelmişlerdi açıkçası; ben psikopat olduğum için değil, esas vampir efsanelerinin özüne sadık oldukları için. Ancak onları öldürmek isteyen Dimitri Alekseevich Danilov’u karşılarında bulduklarında bir ezik, bir tuhaf oluyorlar. Kendilerinden hiç beklenmeyecek şeyler yani!
Dimitri demişken, kendisini hiç sevmediğimi de belirtmeden geçemeyeceğim. Babası Aleksei’yi epey özletti cidden. Aleksei, daha aklı başında, daha hisli bir adamken Dimitri’nin çocukça tavırları (ki 50 yaşında kitapta) asabımı bozdu.
Sonuç olarak, ilk iki kitabı sevenler bunu da Dimitri’ye rağmen zevkle okuyacaklardır diye düşünüyorum.
Tanıtım Yazısı:
Rusya, 1855. Otuz yıllık barış döneminin ardından Avrupa'da yeniden savaş rüzgârları esiyor. Kırım'da Sivastopol kenti kuşatılmış, kuzeyde Petersburg abluka altında. Ama dört bir yanda düşmanla savaşan Moskova'da, yaşlanan Çar'ın ölmesini ve kanındaki lanetin çocuklarına geçmesini bekleyen bir kişi var. Ülkeleri giderek gücünü yitirirken aralarındaki gizli bağdan habersiz bir erkekle bir kadın, ortak miraslarıyla hesaplaşmak zorunda. Tamara Komarova, Moskova'da vahşi bir cinayeti ortaya çıkarıyor ve bunun, 1812'den beri şehirde işlenen seri cinayetlerin sonuncusu olduğunu keşfediyor. Sivastopol'daysa Dimitriy Alekseyeviç Danilov, sadece İngiliz ve Fransız Müttefik ordularının silahlarına değil, babasının otuz yıl önce toprağın derinliklerine gömdüğünü sandığı vurdalak'lara karşı da direnmek zorunda kalacak.
"Jasper Kent, Rus tarihi konusundaki engin bilgisi ve usta anlatımıyla, gerçekleri olağandışı bir vampir öyküsüyle harmanlayarak Rus İmparatorluğu'nun alternatif tarihini yazmayı sürdürüyor. XIX. yüzyıl Rus roman geleneğinin özünü yansıtan bu zengin ayrıntılarla örülü roman, vampir öykülerine meraklı olanların yanı sıra Rus edebiyatı tutkunları için de çok çekici."
Buradan satın alın; Çarın Laneti - Jasper Kent
Bu kitapla ne içilir: KAN tabii ki!
Bu kitapla ne dinlenir: AC/DC - Highway to Hell
Showing posts with label can yayınları gerilim. Show all posts
Showing posts with label can yayınları gerilim. Show all posts
Çarın Laneti - Jasper Kent
by
Zimlicious
/
Sunday, September 3, 2017 /
Posted in
can yayınları gerilim,
çarin laneti,
jasper kent
On Üç Yıl Sonra - Jasper Kent
by
Zimlicious
/
Sunday, August 20, 2017 /
Posted in
can roman,
can yayınları gerilim,
jasper kent,
on üç yıl sonra
İçinde vampir olan her şeye balıklama atlayan bir okur olarak (ki çoğu zaman hüsrana uğramama rağmen), bu yıl Jasper Kent’in ‘Danilov Quintet’ serisini okumaya geç bile kaldığımı düşünüyorum. Oniki, Kent’in yarattığı dünyayı okura tanıttığı, hem bilgilendirici, hem eğlendirici, hem de aslen kapkaranlık bir romandı. On Üç Yıl Sonra ise, adı üstünde, Oniki’den on üç yıl sonra geçiyor…
Kent, yine yeni yeniden gerçekle kurguyu başarılı bir şekilde birbirinin içine yedirmiş. Oniki, biraz da bu yeni dünyayı, karakterleri okura iyice tanıtma kaygısıyla olsa gerek, yer yer aşırı yavaştı. Aynısını haliyle On Üç Yıl Sonra’dan da bekledim ama öyle birşey olmadı! Oniki’de tanıştığımız (sevmek, sevmemek olayını hiç karıştırmıyorum bile) Aleksei, On Üç Yıl Sonra daha yaşlı haliyle ancak yine iş karıştırma peşinde: Aleksandr’ı tahtından etmek isteyenlerin arasına karışmış bu sefer de…
Tarih ve gerilimin (ki ben aşırı gerilirim, onu da söyleyeyim) karışımı zaten heyecan verici, ancak On Üç Yıl Sonra’da Jasper Kent’in her şeyi tam kıvamında tutması ve saçmalamaması. Parlayan vampirler yok, örneğin; Kent’in vampirleri tam olması gerektiği gibi sokakta denk gelseniz, “ahan da öldüm” diyeceğiniz türden. Diğer yandan, aradan o kadar zaman geçtiğini Aleksei karakterine de çok iyi yansıtmış mesela; Opriçniklerin garezine uğramış, insanın aklının almayacağı durumlar atlatmış bir adam olarak daha soğukkanlı fakat bir yandan da çocukları ile ilişkisinde ise pamuk gibi bir insan. Bu iki farklı uç aynı insanda bir araya gelince, hele ki Kent gibi bir yazarın elinde, çok tuhaf şeyler olabiliyor gerçekten…
Vampirleri yine vampir yaptığın ve kayıtlarımıza biraz daha tarih bilgisi kattığın için sağol, Kent.
Tanıtım Yazısı:
Yıl 1825. Rusya on yıldır barış içinde, Bonaparte çoktan ölmüş, istila tehlikesi kalkmış. Albay Aleksey İvanoviç hâlâ Çar I. Aleksandr'ı korumakla görevli ama korkacak bir şey yok. Fransızlar yenilmiş, Aleksey'in bir zamanlar önce omuz omuza, sonra karşı karşıya savaştığı o on iki canavar yaratık yok.
Ne var ki Çar hiçbir zaman huzura erişemeyeceğini biliyor. Ordusunun içindeki ayaklanma hazırlıklarından haberi var; ama gerçek korkusu çok daha korkunç bir şeyden, kendisinin, ailesinin ve ülkesinin üzerine çöken bir lanetten kaynaklanıyor.
Aleksandr, çok eskiden verilmiş bir sözü unutamıyor: kanla mühürlenmiş ve yüz yıl önce yerine getirilmemiş bir söz. Şimdi Romanov hıyanetinin kurbanı, kendisine ait olan şeyi istemek için geri döndü. Bunu öğrenmek Aleksandr'ın kanını donduruyor. Aleksey'e gelince, bir zamanlar değer verdiği, sevdiği her şeyi tehdit etmiş olan kötülük on üç yıl sonra sanki geri gelmiş gibi.
Gerçek olaylarla fantezinin, dehşetle aşkın birlikte örüldüğü başdöndürücü bir tempo...
"Tarihî roman ile kara fanteziyi inanılmaz bir tempoda bütünleştiren bir roman."
The Times
"Tolstoy'un ya da Pasternak'ın soyundan bir yazarın biraz da Dracula'nın yaratıcısı Stoker'la akrabalığından kaynaklanan müthiş bir fantezi."
Buradan satın alın; On Üç Yıl Sonra - Jasper Kent
Bu kitapla ne içilir: KAN! (şaka şaka; kırmızı şarap da kurtarır)
Bu kitapla ne dinlenir: Muse - Time Is Running Out
Kent, yine yeni yeniden gerçekle kurguyu başarılı bir şekilde birbirinin içine yedirmiş. Oniki, biraz da bu yeni dünyayı, karakterleri okura iyice tanıtma kaygısıyla olsa gerek, yer yer aşırı yavaştı. Aynısını haliyle On Üç Yıl Sonra’dan da bekledim ama öyle birşey olmadı! Oniki’de tanıştığımız (sevmek, sevmemek olayını hiç karıştırmıyorum bile) Aleksei, On Üç Yıl Sonra daha yaşlı haliyle ancak yine iş karıştırma peşinde: Aleksandr’ı tahtından etmek isteyenlerin arasına karışmış bu sefer de…
Tarih ve gerilimin (ki ben aşırı gerilirim, onu da söyleyeyim) karışımı zaten heyecan verici, ancak On Üç Yıl Sonra’da Jasper Kent’in her şeyi tam kıvamında tutması ve saçmalamaması. Parlayan vampirler yok, örneğin; Kent’in vampirleri tam olması gerektiği gibi sokakta denk gelseniz, “ahan da öldüm” diyeceğiniz türden. Diğer yandan, aradan o kadar zaman geçtiğini Aleksei karakterine de çok iyi yansıtmış mesela; Opriçniklerin garezine uğramış, insanın aklının almayacağı durumlar atlatmış bir adam olarak daha soğukkanlı fakat bir yandan da çocukları ile ilişkisinde ise pamuk gibi bir insan. Bu iki farklı uç aynı insanda bir araya gelince, hele ki Kent gibi bir yazarın elinde, çok tuhaf şeyler olabiliyor gerçekten…
Vampirleri yine vampir yaptığın ve kayıtlarımıza biraz daha tarih bilgisi kattığın için sağol, Kent.
Tanıtım Yazısı:
Yıl 1825. Rusya on yıldır barış içinde, Bonaparte çoktan ölmüş, istila tehlikesi kalkmış. Albay Aleksey İvanoviç hâlâ Çar I. Aleksandr'ı korumakla görevli ama korkacak bir şey yok. Fransızlar yenilmiş, Aleksey'in bir zamanlar önce omuz omuza, sonra karşı karşıya savaştığı o on iki canavar yaratık yok.
Ne var ki Çar hiçbir zaman huzura erişemeyeceğini biliyor. Ordusunun içindeki ayaklanma hazırlıklarından haberi var; ama gerçek korkusu çok daha korkunç bir şeyden, kendisinin, ailesinin ve ülkesinin üzerine çöken bir lanetten kaynaklanıyor.
Aleksandr, çok eskiden verilmiş bir sözü unutamıyor: kanla mühürlenmiş ve yüz yıl önce yerine getirilmemiş bir söz. Şimdi Romanov hıyanetinin kurbanı, kendisine ait olan şeyi istemek için geri döndü. Bunu öğrenmek Aleksandr'ın kanını donduruyor. Aleksey'e gelince, bir zamanlar değer verdiği, sevdiği her şeyi tehdit etmiş olan kötülük on üç yıl sonra sanki geri gelmiş gibi.
Gerçek olaylarla fantezinin, dehşetle aşkın birlikte örüldüğü başdöndürücü bir tempo...
"Tarihî roman ile kara fanteziyi inanılmaz bir tempoda bütünleştiren bir roman."
The Times
"Tolstoy'un ya da Pasternak'ın soyundan bir yazarın biraz da Dracula'nın yaratıcısı Stoker'la akrabalığından kaynaklanan müthiş bir fantezi."
Buradan satın alın; On Üç Yıl Sonra - Jasper Kent
Bu kitapla ne içilir: KAN! (şaka şaka; kırmızı şarap da kurtarır)
Bu kitapla ne dinlenir: Muse - Time Is Running Out
Oniki - Jasper Kent
by
Zimlicious
/
Sunday, April 2, 2017 /
Posted in
can yayınları,
can yayınları gerilim,
jasper kent,
oniki,
sibel sakacı
Her ne kadar Jasper Kent’in Oniki’sinin geçtiği zamanlardan 400 yıl önce ölmüş olsa da, biliyorsunuz ki Dracula (Vlad Dracula) da Rus. Napolyon’un ordusuna karşı savaşan Ruslar’a yardım eden vampirler düşüncesinin bana çok çekici gelmesinin temel nedenlerinden biri bu. Hep diyorum, eğer tarih kitaplarını hikaye kısmını atlamayıp, yainızca “şu adam, şu tarihte şunu yaptı” şeklinde yazmasalardı, biraz heyecan katsalardı okul hayatım boyunca tarihten kalmazdım. Hadi ille de vampir olsun demiyorum ama Jasper Kent’in Oniki’de yaptığını ders kitabı yazarları yapabilseydi bugün hepimiz her şeyi şakır şakır biliyor olurduk!
Bunu demişken, son zamanlarda biliyorsunuz ki vampir kitapları da çok fazla birbirine benzemeye başladı. Ancak arka fonunda dünya tarihindeki en büyük, en unutulmaz savaşlardan biri olan (ki hiç bir şey hatırlamasanız, “Napolyon’un kara yenildiği yer” olduğunu hatırlarsınız Rusya’nın) Oniki, işte tüm vampir kitaplarından bu sayede ayrılıyor. Bu vampirler güneşte parlamıyor, kutsal suyla erimiyor… Savaş gibi, pek çok insanın öldüğü bir ortamda parti veriyorlar gibi bir şey!
Jasper Kent, Oniki’de sadece ilginç bir ortama vampir atmakla kalmamış, hikayenin merkezinde olacak karakterleri de ince işlemiş. Rus ekipten biri olan, sık sık hikayeyi onun gözünden takip ettiğimiz Yüzbaşı Aleksey, mesela, hikaye savaş hikayesi olduğu için sadece savaşmıyor. Onun da bir ailesi var, kendince bir arkadaş çevresi var, korkuları, inançları ve hatta Fransız isimli hayat kadınlarına karşı zaafı var. Aleksey, iki boyutlu, sığ bir karakter olmadığı için inanın hikayenin geneli de bir o kadar zenginleşiyor ve ayrıntılarda gizlenen şeyler okurken insanı mest ediyor.
Oniki’nin vampirler, yani Opriçnikler, Rusya’nın halk hikayeleri temel alınarak oluşturulmuş. Başta da belirttiğim gibi, Oniki’nin vampirleri son yıllarda dünyanın okumaya doyamadığı, daha “insanlaşmış” vampirler gibi değiller. Onlarla ortak yanları, normal bir insandan çok daha fazla güçlü ve hızlı olmaları, gün ışığına karşı hassas olmaları, doymak için kan içmeleri gerekmesi ve kalbe saplanan tahta veya kafaları uçurularak öldürülebilmeleri. İşin en iyi yanı da, Jasper Kent’in Oniki okurlarına şu soruyu sordurtması: gerçek ‘canavar’lar Opriçnikler mi, yoksa insanlar mı?
Tanıtım Yazısı:
Napoléon, Rusya seferinde dayanılmaz kış koşullarına mı yenildi, yoksa işin içinde başka güçler de var mıydı?
Rusya 1812 sonbaharında başa çıkılmaz bir düşmanla karşı karşıyadır: Napoléon Bonaparte'ın Büyük Ordu'su. Rus şehirleri Fran-sızlara birer birer teslim olmuş, İmparatorluğun kalbi Moskova'yı kurtarmak ancak bir mucizeye kalmıştır. Bir grup üst rütbeli Rus asker, son çare olarak Opriçniki adı verilen, Hıristiyan Avrupa'nın uzak köşelerinde efsane olmuş on iki savaşçının yardımına başvurur. Sadece geceleri ve yalnız başlarına savaşan çe-te, koca bir savaşın kaderini değiştirir. Ancak Yüzbaşı Aleksey, çetenin yolu üzerindeki ölüm haberlerinden şüphelenir. Asıl karabasanın henüz başlamadığını kısa sürede anlayacaktır…
"Gerçek tarihî olaylar, sınırsız fantezi ve hiç eskimeyen halk hikâyeleri. Roman, esrarlı olayları, dehşet duygusunu ve tarihi inanılmaz bir ustalıkla birleştiriyor."
Fantasy Book Review
"Tarihî romanla kara fantezinin kusursuz bir bileşimi, benzersiz bir gerilim."
Lisa Tuttle, The Times
"İnsan olmayan varlıkların yarattığı dehşetin, insanların yarattığı dehşeti vurguladığı bir roman."
New York Times Book Review
Buradan satın alın; Oniki - Jasper Kent
Bu kitapla ne içilir: Kırmızı şarap
Bu kitapla ne dinlenir: AC/DC - Highway to Hell
Bunu demişken, son zamanlarda biliyorsunuz ki vampir kitapları da çok fazla birbirine benzemeye başladı. Ancak arka fonunda dünya tarihindeki en büyük, en unutulmaz savaşlardan biri olan (ki hiç bir şey hatırlamasanız, “Napolyon’un kara yenildiği yer” olduğunu hatırlarsınız Rusya’nın) Oniki, işte tüm vampir kitaplarından bu sayede ayrılıyor. Bu vampirler güneşte parlamıyor, kutsal suyla erimiyor… Savaş gibi, pek çok insanın öldüğü bir ortamda parti veriyorlar gibi bir şey!
Jasper Kent, Oniki’de sadece ilginç bir ortama vampir atmakla kalmamış, hikayenin merkezinde olacak karakterleri de ince işlemiş. Rus ekipten biri olan, sık sık hikayeyi onun gözünden takip ettiğimiz Yüzbaşı Aleksey, mesela, hikaye savaş hikayesi olduğu için sadece savaşmıyor. Onun da bir ailesi var, kendince bir arkadaş çevresi var, korkuları, inançları ve hatta Fransız isimli hayat kadınlarına karşı zaafı var. Aleksey, iki boyutlu, sığ bir karakter olmadığı için inanın hikayenin geneli de bir o kadar zenginleşiyor ve ayrıntılarda gizlenen şeyler okurken insanı mest ediyor.
Oniki’nin vampirler, yani Opriçnikler, Rusya’nın halk hikayeleri temel alınarak oluşturulmuş. Başta da belirttiğim gibi, Oniki’nin vampirleri son yıllarda dünyanın okumaya doyamadığı, daha “insanlaşmış” vampirler gibi değiller. Onlarla ortak yanları, normal bir insandan çok daha fazla güçlü ve hızlı olmaları, gün ışığına karşı hassas olmaları, doymak için kan içmeleri gerekmesi ve kalbe saplanan tahta veya kafaları uçurularak öldürülebilmeleri. İşin en iyi yanı da, Jasper Kent’in Oniki okurlarına şu soruyu sordurtması: gerçek ‘canavar’lar Opriçnikler mi, yoksa insanlar mı?
Tanıtım Yazısı:
Napoléon, Rusya seferinde dayanılmaz kış koşullarına mı yenildi, yoksa işin içinde başka güçler de var mıydı?
Rusya 1812 sonbaharında başa çıkılmaz bir düşmanla karşı karşıyadır: Napoléon Bonaparte'ın Büyük Ordu'su. Rus şehirleri Fran-sızlara birer birer teslim olmuş, İmparatorluğun kalbi Moskova'yı kurtarmak ancak bir mucizeye kalmıştır. Bir grup üst rütbeli Rus asker, son çare olarak Opriçniki adı verilen, Hıristiyan Avrupa'nın uzak köşelerinde efsane olmuş on iki savaşçının yardımına başvurur. Sadece geceleri ve yalnız başlarına savaşan çe-te, koca bir savaşın kaderini değiştirir. Ancak Yüzbaşı Aleksey, çetenin yolu üzerindeki ölüm haberlerinden şüphelenir. Asıl karabasanın henüz başlamadığını kısa sürede anlayacaktır…
"Gerçek tarihî olaylar, sınırsız fantezi ve hiç eskimeyen halk hikâyeleri. Roman, esrarlı olayları, dehşet duygusunu ve tarihi inanılmaz bir ustalıkla birleştiriyor."
Fantasy Book Review
"Tarihî romanla kara fantezinin kusursuz bir bileşimi, benzersiz bir gerilim."
Lisa Tuttle, The Times
"İnsan olmayan varlıkların yarattığı dehşetin, insanların yarattığı dehşeti vurguladığı bir roman."
New York Times Book Review
Buradan satın alın; Oniki - Jasper Kent
Bu kitapla ne içilir: Kırmızı şarap
Bu kitapla ne dinlenir: AC/DC - Highway to Hell




