Sanıyorum artık yazıya “Isabel Allende candır” diye giriş yapmama gerek yok; kendisi canlabirsene’de bol bol yer verdiğimiz ve benim şahsen kendisine doyamadığım bir yazar. Altın Ejder Krallığı, Canavarlar Kenti’nin devamı niteliğinde. Yani, Canavarlar Kenti’ni okumadıysanız, Altın Ejder Krallığı’ndan önce mızıkçılık yapmayıp, onu okumanız gerek ve okumadıysanız da bu yazı spoiler içerikli olabilir, demedi demeyin.
Canavarlar Kenti’nde Alexander Cole ve çılgın babaannesinin Amazon’un bilinmeyen köşelerindeki maceralarına tanık olmuştuk. Canavarlar Kenti, insanın doğayı nasıl mahvettiğine odaklanırken, Altın Ejder Krallığı biraz daha spiritüel konulara odaklanıyor. Altın Ejder Krallığı’nda, 16 yaşına girmiş bir Alexander ile karşılaşıyoruz. Babaannesi Kate ve Amazon’da tanıştığı tatlı kız Nadia ile bu sefer yolları Himalayalar’a düşüyor. Hedefleri, Yasak Krallık’ı bulmak. Bu krallıkta yüzyıllardır gizli tutulan, değerli taşlarla süslü, söylenceye göre barışın sürdürülmesini sağlayan büyülü bir heykel olan Altın Ejder’in peşindeler. Peşindeler derken de, çalmak falan için değil, sakın yanlış anlamayın; babaanne Kate, National Geographic’e yazan bir araştırmacı.
Açgözlülüğün olmadığı yer: Altın Ejder Krallığı
Altın Ejder Krallığı, açgözlülüğün, hırsın, düşmanlığın, suçun olmadığı bir yer. Hayal etmesi çok zor, değil mi? Bu şahane ekip, kralla tanışıp, zaman geçirmeye başlamışken bir hırsız ve şeytani ekibi yalnızca Altın Ejder heykelini çalmakla kalmıyor, kralla birlikte kasabadaki genç kızları da rehin alıyor. Alexander, yine kendisini tehlikeli bir görev de buluyor yani.
Isabel Allende, Altın Ejder Krallığı’nda çocuklara şefkat, affetme ve dünyevilik konularını aşılamaya çalışmış. Böyle bir yazarın güçlü kaleminden fantastik bir macera çıkınca da hem çocukların severek okuyacağı, hem de içindeki mesajların akılda kalıcı olacağı bir hikâye çıkıyor haliyle ortaya. Okuyunuz, okutunuz; bu dersleri tekrar tekrar öğrenmek için çocuk olmak gerekmiyor.
Tanıtım Yazısı:
Himalayalar'da küçük bir krallıkta yüzyıllardır gizli tutulan, değerli taşlarla süslü Altın Ejder heykeli, söylenceye göre barışın sürdürülmesini sağlayan büyülü bir heykeldir. Ancak ülkede süre gelen barış ortamı insan ruhunun açgözlülüğü yüzünden bozulma tehlikesi ile karşı karşıyadır...
Bu kitapla ne içilir: Marshmallow'lu sıcak çikolata
Bu kitapla ne dinlenir: Led Zeppelin - That's the Way
Showing posts with label isabel allende. Show all posts
Showing posts with label isabel allende. Show all posts
Altın Ejder Krallığı - Isabel Allende
by
Zimlicious
/
Sunday, November 26, 2017 /
Posted in
Altın Ejder Krallığı,
Can çocuk,
isabel allende
Cinayet Oyunu - Isabel Allende
by
Zimlicious
/
Sunday, December 11, 2016 /
Posted in
can roman,
can yayınları,
cinayet oyunu,
isabel allende,
polisiye
Ruhlar Evi ve Eva Luna gibi kitaplarıyla büyülü gerçekliği başarılı bir şekilde dokumasına alıştığımız Isabel Allende, Cinayet Oyunu'nda seri katillere bir el atmış. Cinayet Oyunu'nun Allende'nin diğer kitaplarıyla ortak özelliği ise hikâyenin güçlü kadınların etrafında dönmesi.
Cinayet Oyunu'nun bir ismi var: Ripper. Karın Deşen Jack'in Whitechapel cinayetlerini baz alan bir online rol yapma oyunu Ripper. San Francisco'da yaşayan Amanda Martin, oyuncuları yöneten kızımız. Onlar güzel güzel rol yaparak takılırken (ki bu oyunu oynayan gruptakilerin hepsi tuhaf oldukları kadar biraz da süper zeka tipler), San Francisco'da bir seri katilin ortaya çıkmasıyla değişiyor işler...
"Ne ama yani; polisin peşine mi takılacaklar, neyi nasıl çözecekler?" diye sorduğunuzu duyar gibiyim... Şunu söyleyeyim: Amanda'nın annesinden uzun süre önce ayrılmış olan babası polis. Amanda, durmadan dedesini babasına soru sormaya zorlayarak alıyor valla bütün ayrıntıları. İşte o ayrıntılarla çözülmeye başlıyor her şey...
Ancak Cinayet Oyunu'nu sakın James Patterson tarzı bir polisiye sanmayın. Sonuçta kitabı yazanın Isabel Allende olduğunu unutmamamız lazım! Karakterlerin dikkatli bir şekilde oluşturulması, hepsinin geçmişlerinin ayrıntılı bir şekilde gözler önüne serilmesi, gerçekliğin sürekli şekil değiştirmesi bu kitapta da var. Amanda'nın annesi Indiana kitabın kalbinde, diğer karakterler de onun hikâyesini besleyecek şekilde dönüp duruyorlar etrafında.
Cinayet Oyunu, Isabel Allende için bir deneme olmuş, belli. Polisiye sevenler, umduklarını bulamayabilirler. Ancak yazarın anlatım tarzı için bile okumaya değer.
Tanıtım Yazısı:
Yeniden ağzını bağlamak zorundayım. Dinlenmeye çalış, ben bu gece dönerim; çünkü öyle her saat girip çıkamam. İnanmayacaksın ama dışarıda sabah vakti. Bu odanın duvarlarında acayip bir malzemeden yapılmış perdeler var, siyah muşamba ya da kauçuklu branda bezinden ağır bir şey ama az çok esnek, su geçirmiyor, bu yüzden sana hep geceymiş gibi geliyor. San Francisco'da işlenen bir dizi cinayet, bu cinayetleri çözmek için bilgisayarları başında hafiyeliğe soyunan, dünyanın dört bir yanından bir grup oyuncu… ve oyunculardan birinin annesinin kaçırılmasıyla tetiklenen esrarlı bir kovalamaca. Isabel Allende'nin alışılmış tarzının dışına çıkarak polisiyeye göz kırptığı ve her zamanki gibi titizlikle dokuduğu Cinayet Oyunu'nu soluk soluğa okuyacaksınız.
Buradan satın alın; Cinayet Oyunu - Isabel Allende
Bu kitapla ne içilir: Mojito
Bu kitapla ne dinlenir: Queen - Bohemian Rhapsody
Kaderin Kızı - Isabel Allende
by
Zimlicious
/
Sunday, November 27, 2016 /
Posted in
can roman,
can yayınları,
isabel allende,
kaderin kızı
1800'lerde başlayan bir hikaye... Şili'den Kaliforniya'ya uzanan hayatlar... Kaderin Kızı, Isabel Allende'nin güçlü kalemiyle gerçekle büyü arasında alıp götürüyor insanı.
Kaderin Kızı'nın bir adı var: Eliza Summers. Hayatı, doğar doğmaz tuhaf bir şekilde başlıyor aslında. Şili'de dünyaya gelen Elize, Valparaiso'da yaşayan bir İngiliz ailesinin kapısına bırakılıyor. Kendisini aileden biri gibi kabul eden Sommers'ların yanında İngiliz kültürünün yanı sıra Şili'nin kültür ve gelenekleriyle, Hintli bakıcı, aşçı, aslen her işinden gelen Fresia Ana'nın öğretileriyle büyüyor. Yemek yapmayı, oturup kalkmayı, düzgün yürümeyi öğreniyor öğrenmesine ama insanı aşka, aşk acısına kim, nasıl hazırlar ki?
Isabel Allende, çoğu kitabında olduğu gibi sadece ana karakterine odaklanmıyor Kaderin Kızı'nda. Eliza'nın hayatına girip çıkan insanları, uzaktan da olsa da hayatının bir köşesine, bir şekilde dokunan insanları da yakından tanıyoruz. Bu sayede hangi seçimi, neden yaptığını da bir nevi algılayabiliyoruz tabii. Daha ergenken, fakir ama onurlu bir adam olan Joaquin Andieta'ya aşık olan Eliza, kendisini önce gizli bir ilişkinin içerisinde, sonra da sevdiği adamın peşinden Kaliforniya'ya giderken buluyor. Eliza, Joaquin'in, Joaquin ise altın peşinden düşüyor yollara...
Isabel Allende, hem karakterlerini, hem hikâyeyi, hem de mekânları öyle bir örmüş ki adeta yaşıyorsunuz okurken. Valparaiso, Şili, İngilizlerin egemen olduğu kısımlarında temiz, sosyetik bir şehirken, geri kalan kısmı yoksulluktan ve pislikten geberiyor. Benim için daima hanımeli kokan Kaliforniya ise altın akını çevresinde tasvirleniyor-- bugünün Hollywood'unu barındıran eyaletten uzak, her kadının hayat kadını olduğu, şiddetin kol gezdiği, ırkçılığı hat safhaya ulaştığı ve hastalıkların insanların ömrünü sonlandırdığı bir yer...
Kaderin Kızı ile Şili'den ABD'ye uzanan, yolda inanılmaz karakterlerle tanışacağınız büyülü bir yola çıkmak için hemen şimdi harekete geçin! Benim de yine Şili aşkım kabardı; gidip turlara murlara bakayım bari.
Tanıtım Yazısı:
Miss Rose;sepetin içinde kapıya bırakılmış bir bebek bulur; onu alır büyütür. Adı Eliza olmuştur. Günler, aylar, yıllar hızla geçer. Büyüyüp genç kız olduğunda, Eliza da, tıpkı Miss Rose gibi, aşk acısını tadar. Büyük bir tutkuyla bağlandığı sevgilisi onu bırakıp Kuzey Amerika'ya altın aramaya gitmiştir. Dünyanın dört bir yanından, geçmişlerini geride bırakarak yeni bir yaşamın peşine düşüp bu topraklara gelen insanların pek azı, yeni bir ülkenin oluşumunda pay sahibi olurken, pek çoğu da eriyip yok olacaktır. 'Altına hücum'un yaşandığı, serüven düşkünlüklerinin altın bulmaya çalıştığı vahşi Amerika, olağanüstü çizgilerle, renklerle gözümüzde canlanır. Şili'li yazar Isabel Allende, aşkı derinlemesine çizerken, Eliza'nın kişiliğinde, yalnızlığın, arayışın erişilmez boyutlarını da gözler önüne serer. Sevdiği adamın peşinden bu yabanıl ortama gelen Eliza da olağandışı bir kadına dönüşecektir. Eliza'ya sürekli yardımcı olan Çinli bile Tao Çien ise, genç kadını, insan doğasının gizleri ve çelişkileri arasında unutulmaz bir başka yolculuğa çıkarmıştır. Tutku, bu romanın ana temasıdır. Bugüne kadar yazdığı tüm kitaplarını yayınladığımız, dünyada olduğu kadar Türkiye'de de büyük bir okur kitlesine sahip olan Isabel Allende, son yazdığı Kaderin Kızı'nda, aşk, şiddet, dostluk, umut, umutsuzluk gibi insanı insan yapan temel duyguları, romanın kahramanlarıyla birlikte.bizlere.de yaşatıyor.
Buradan satın alın; Kaderin Kızı - Isabel Allende
Bu kitapla ne içilir: Bitki çayı
Bu kitapla ne dinlenir: Tori Amos - Jackie's Strength
Aşktan ve Gölgeden - Isabel Allende
Aşktan ve Gölgeden Isabel Allende'nin okuduğum ilk kitabı oldu ve sanırım bundan sonra birkaç Allende kitabı daha okuyacağım. İkinci bir kitabını okumadan önce uzunca bir ara vermek durumundayım çünkü yazarın daha çok politik olan romanları ne yazık ki beni biraz fazla üzüyor.

Tanıtım yazısı:
Daha önce yayımladığımız "Ruhlar Evi", "Eva Luna" ve "Eva Luna Anlatıyor" adlı kitapları büyük bir ilgiyle karşılanan Şilili ünlü kadın yazar Isabel Allende, yazarlık anlayışını şöyle özetliyor: "Yazarken, karanlığı dile getiriyorum; hemen her zaman böyle oluyor, çünkü gerçekliğin bir parçasıdır karanlık. Ama kitaplarımın karamsar olduğunu sanmıyorum. Kitaplarımda çok fazla acımasızlık var, ama aynı zamanda dayanışma, umut, bir parça mutlu son bile var. Keşke yalnızca mutlu sonları yazabilseydim, ama hayat öyle değil." "Gerçekliğin bütün boyutlarını görebilmek ve yazabilmektir büyülü gerçekçilik", diyen yazar, "Aşka ve Gölgeye Dair" adlı bu romanında, askeri diktatörlüğün pençesi altında inleyen bir Latin Amerika ülkesine götürüyor bizi. Yüksek sınıftan bir gazeteci kız ile bir fotoğrafçı genç, çirkin bir cinayet olayını öğrenirler. Ama yılgınlık içinde yaşayan bir ülkede 'doğru'nun araştırılması herkesin göze alamayacağı büyük bir tehlikedir. Isabel Allende'nin, bu romanında, politik dava romanlarında pek rastlanmayan bir özdeşleşme ve duygudaşlık derinlikleri var.
Buradan satın alın: Aşktan ve Gölgeden - Isabel Allende
Bu kitapla ne içilir: Kırmızı şarap.
Bu kitapla ne dinlenir: Ludvig van Beethoven!
Her şeyden biraz fazlaca etkilenen bir insan olduğumu biliyorum. Bu yüzden kitabın sizi ağlatacağını ya da depresyona sokacağını elbette söyleyemem ama beni gerçekten hem sinirlendirdi hem de çok fena üzdü. Isabel Allende'nin karakterleri hemen alışıp günlük hayatınıza karışıveren karakterlerden. İşte tam da bu yüzden üzerimdeki etkisi biraz fazla oldu sanırım. Ancak Irene karakteri beni özellikle etkiledi. Kitap boyunca değişimine ve Allende'nin bu karekteri bir inci gibi işlemesine hayran kaldım. Olabilecek en kötü siyasi rejimlerden birinin altında ezilen, aşkla birbirine sığınmış iki insanın peşlerine düştükleri 'büyülü' bir kızı ararken keşfettikleri ise... Eh bu kısmı da kitabı okuyacaklara bırakıyorum. Keyifle.

Tanıtım yazısı:
Daha önce yayımladığımız "Ruhlar Evi", "Eva Luna" ve "Eva Luna Anlatıyor" adlı kitapları büyük bir ilgiyle karşılanan Şilili ünlü kadın yazar Isabel Allende, yazarlık anlayışını şöyle özetliyor: "Yazarken, karanlığı dile getiriyorum; hemen her zaman böyle oluyor, çünkü gerçekliğin bir parçasıdır karanlık. Ama kitaplarımın karamsar olduğunu sanmıyorum. Kitaplarımda çok fazla acımasızlık var, ama aynı zamanda dayanışma, umut, bir parça mutlu son bile var. Keşke yalnızca mutlu sonları yazabilseydim, ama hayat öyle değil." "Gerçekliğin bütün boyutlarını görebilmek ve yazabilmektir büyülü gerçekçilik", diyen yazar, "Aşka ve Gölgeye Dair" adlı bu romanında, askeri diktatörlüğün pençesi altında inleyen bir Latin Amerika ülkesine götürüyor bizi. Yüksek sınıftan bir gazeteci kız ile bir fotoğrafçı genç, çirkin bir cinayet olayını öğrenirler. Ama yılgınlık içinde yaşayan bir ülkede 'doğru'nun araştırılması herkesin göze alamayacağı büyük bir tehlikedir. Isabel Allende'nin, bu romanında, politik dava romanlarında pek rastlanmayan bir özdeşleşme ve duygudaşlık derinlikleri var.
Buradan satın alın: Aşktan ve Gölgeden - Isabel Allende
Bu kitapla ne içilir: Kırmızı şarap.
Bu kitapla ne dinlenir: Ludvig van Beethoven!
Eva Luna Anlatıyor - Isabel Allende
by
Zimlicious
/
Sunday, August 23, 2015 /
Posted in
can yayınları,
eva luna anlatıyor,
isabel allende,
öykü
İsmi "yaşam" anlamına gelen Eva Luna, Eva Luna Anlatıyor ile kucaklıyor hikâyelerini özleyenleri. "Tam bir Isabel Allende romanı" demekten başka ne diyebilirim, gerçekten pek bir fikrim yok. Eğer Allende'ye bir şans vermediyseniz, bu hikâyeler size iyi bir fikir verebilir. Bunları severseniz, eminim ki diğer kitaplarını da keyifle okuyacaksınız. Bir kadının ağzından kadınlığın lanetlerini, yüreğinizin sesine kulak verirseniz sizi nelerin karşılayabileceğini, aşkın gerçeklerini ve yalanlarını Eva Luna'nın ağzından okuyacaksınız Eva Luna Anlatıyor'da...
Eva Luna'nın birlikte olduğu adam, "Sen sözcüklerle düşünüyorsun, sana göre dil, senin dokunduğun sonsuz bir iplik gibi, sence yaşam sanki anlattıkça var" diyor kadına. Ve sonra ona hiç kimseye anlatmadığı bir masal anlatmasını istiyor kadından. Eva da farklı hikâyeleri anlatırken hepsini ama hepsini büyülü gerçekçilikle boyuyor. Annesinin sevgilisiyle yatan kızın hikâyesinde bile Allende'nin şiirsel dili öyle büyülüyor ki insanı, anca hikâye bittikten sonra "n'apıyor bu kız ya, deli midir nedir" diye düşünebiliyorsunuz.
Allende'nin en sevdiğim yanlarından biri bir kadın olarak kadınları öne çıkarması. Dili ne kadar şiirselse, anlattıkları da bir o kadar gerçekçi. Karakterlerinin hiçbiri mükemmel değil; hata da yapıyorlar, yanlış kararlar da veriyorlar, büyük günahlar da işleyebiliyorlar. Ve Allende doğru/yanlış ayrımını okura bırakıyor. Pek çok yazar gibi kendi görüşlerini kabullenmeniz için sizi zorlamaya veya manipüle etmeye çalışmıyor. Hatta çoğu zaman pek çok şeyin onun kendi bakış açısı mı yoksa karakterlere yüklediği bir şey mi olduğunu anlamıyorsunuz bile. Tavsiyem, bu kitabı başucunuza koyun, her akşam bir hikayeyi okuyun.
Tanıtım Yazısı:
Savaşın izlerini taşıyan fotoğrafçı Rolf Carle, sevgilisi "Eva Luna"ya: "Bana bir masal anlat," diyor."Nasıl bir masal istiyorsun?""Şimdiye dek kimseye anlatmadığın bir masal olsun."Sevgililer seviştikten sonra dinleniyorlar ve "Eva Luna", Binbir Gece Masalları'ndaki Şehrazad gibi anlatmaya koyulduğunda, tutku, şiddet, esrar yüklü yirmi üç öykü dökülüyor dudaklarından."Isabel Allende", bundan önce yayımladığımız "Ruhlar Evi" ve "Eva Luna" adlı romanlarında rastlanan o görkemli ağırlığından sıyrılarak, bu öyküler kitabında neşeli ve beklenmedik bir hıza kavuşuyor. Sanki yazarın anlatacak pek çok öyküsü varmış, yazacak pek çok romanı sıradaymış, canlandıracak pek çok kahramanı sıralarını beklermiş gibi bu kez gene bir masal anlatıcısı olan "Eva Luna"ya başvuruyor.
Buradan satın alın; Eva Luna Anlatıyor - Isabel Allende
Bu kitapla ne içilir: Espresso
Bu kitapla ne dinlenir: Sia - Big Girls Cry
Isabel Allende - Canım Sevgilim Inés
by
Zimlicious
/
Sunday, November 30, 2014 /
Posted in
can yayınları,
Canım Sevgilim Inés,
isabel allende,
roman
Inés de Suárez, bir İspanyol conquistadora*. Erkeklerin egemen olduğu bir dünyada Şili'nin istila edilmesinde önemli rol oynayan bir kadın. Sonrasında, 1541'de ise Santiago'nun korunmasında da önemli rol oynuyor ve İspanyolları katledilmekten kurtarıyor. Hikayesinin özetini almak isterseniz adını Google'a yazmanız yeterli olur tabii. Ancak ilk kez nasıl aşık olduğunu, sinirine dokunan bir adama neden ve nasıl katlanabildiğini, onu bulabilmek için çıktığı yolculukla hayatının nasıl değiştiğini görmek isterseniz Canım Sevgilim Inés'i mutlaka okuyun!
Canım Sevgilim Inés, hem tarihi bilgiler, hem de insanları savaşa, istilaya iten duygu ve düşünceleri barındırıyor. Isabel Allende, kitaplarında hep güçlü kadınlara yer veriyor ve fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak güçlü bir kadın olan Inés de Suárez'i kahramanı olarak seçmesi de bu nedenle şaşırtıcı değil. Gerçek kaynaklara dayanarak yazdığı romanı biraz da büyüyle süslemiş ve okurken yıkılan orduları, askerlerin tabanlarının uçurduğu toprağı, sıcağı ve kan kokusunu sanki oradaymışsınız gibi hissediyorsunuz. Büyülü olan kısımlar bile o kadar inandırıcı ki hikayenin içine dalıp, çıkamıyor insan. Hem heyecanlanacak, hem üzülecek, hem de gerileceksiniz okurken.
Tanıtım Yazısı:
Herhalde meydanlara benim heykellerimi dikecekler, adımı taşıyan sokaklar ve şehirler olacaktır, aynı Pedro de Valdivia ve diğer fatihler gibi, ama erkekleri dövüşürken kasabalar kuran yüzlerce yiğit kadın unutulup gidecektir." Bu sözlerin sahibi Inés Suárez, İspanya'nın Extremadura kentinden mütevazı bir terzi kızdır. Çapkın kocası Malagalı Juan, şan ve şeref hayalleriyle Atlantik'in öte yanındaki yeni İspanyol sömürgelerine gidince, onu bulmak umuduyla o da Yenidünya'ya yelken açan bir gemiyle yola çıkar. Gerçi Amerika'da kocasını bulamaz ama Peru fatihi İspanyol kumandan Pizarro'nun subaylarından Pedro de Valdivia ile tutkulu bir aşk yaşayacak, inanılmaz tehlikeleri cesaretle göğüsleyerek onun yanında Şili'nin fethine katılacaktır.
Isabel Allende'nin usta kaleminden çıkan, belgelere dayalı bu destansı roman, tarihin unutulmaz bir dönemindeki şiddet ve acımasızlığın yanı sıra aşk ve fedakârlık öykülerini harmanlarken, gerçek olayların en başarılı kurgulardan bile daha şaşırtıcı ve bir o kadar da sürükleyici olabileceğini kanıtlıyor.
Buradan satın alın; Isabel Allende - Canım Sevgilim Inés
Bu kitapla ne içilir: Buzlu su
Bu kitapla ne dinlenir: Queen - Bohemian Rhapsody
Isabel Allende - Maya'nın Günlüğü
by
Zimlicious
/
Sunday, June 15, 2014 /
Posted in
can yayınları,
isabel allende,
maya'nın günlüğü,
roman
Şilili yazar Isabel Allende ile ilk tanışmam Ruhlar Evi ile oldu. Kendisinin radarıma girme nedeni de Marquez'i ölümüne seven bir okur olarak bir aralar "büyülü gerçeklik" kategorisinde gördüğüm tüm kitapları okumaya çalışmam. Allende de hevesimi kursağımda bırakmadı; Ruhlar Evi benim için inanılmaz bir yolculuk oldu. Salvador Allende'nin torunu olan Isabel Allende, zaten ilginç olan hayatına bir de gözlemlerini ve hayal dünyasını katınca cidden alıyor uçuruyor sizi.
Maya'nın Günlüğü'nü okumaya başladığım günden beri de Chiloe Adası'nı Google'layıp duruyorum. Sürekli turlara murlara bakıyor, "benim bu adayı görmem lazım; nasıl yaparım acaba" diye kafa patlatıyorum. Maya oraları öyle güzel anlatıyor ve kendisi de Chiloe Adası'nı zamanla öyle bir seviyor ki, insanın gidip o büyülü havayı doya doya içine çekesi geliyor. Bir evin sandalla çekilerek su üstünde farklı bir yere taşınışını görmek için ölüyorum mesela. Chiloe'nin cadılarıyla tanışmak, ayinlerine katılmak istiyorum. Meyhanede kafayı çekmek, yerlilerin hikayelerini dinlemek istiyorum.
Bütün bunları Maya ile birlikte yapmak ister miyim peki? Hayır.
Açıkçası, Maya karakterinin Allende'nin bugünün gençliğinin nasıl bir baloncuk içinde yaşadığına, bu baloncuk patladığında da nasıl bir anda kendilerini kaybedip saçmalamaya başladıklarına dair atıfı olarak yorumluyorum. Maya'nın Şilili ninesinin geçmişi, ülkenin geçmişi gibi oldukça çalkantılı. Ancak Maya, kendisini çok ama çok seven ninesi ve Papi'si ile Berkeley'de büyüme lüksüne sahip olmuş. Papi'si öldükten sonra ise bir dağıtıyor, tam dağıtıyor-- evden kaçıp uyuşturucu çetesi başı gibi bir adam için çalışmanın yanı sıra kendisi de uyuşturucu ve içkinin dibine vuruyor. Ninesi, FBI da dahil olmak üzere peşindekilere onu bulamasın diye Maya'yı eski bir arkadaşının yanında kalması için Chiloe Adası'na yolluyor.
"Peki karakterlerden hangisini sevdin?" derseniz, adanın yerlileri dışında hiçbirini. Ancak başta da belirttiğim gibi Chiloe Adası başlı başlına öyle güçlü, öyle büyülü bir karakter ki sırf onun için bile okumaya değecek bir kitap bu.
Tanıtım Yazısı:
Benim adım Maya Vidal, on dokuz yaşımdayım, cinsiyetim kız, bekârım, sevgilim yok, ama fırsat çıkmadığından, yoksa kılı kırk yardığımdan değil, California'da Berkeley'de doğdum, Amerikan pasaportum var, şu anda geçici olarak dünyanın güneyindeki bir adada sığınmacıyım. Bana Maya adını koymuşlar çünkü Hindistan Neneme pek çekici gelir, annemle babamın da, önlerinde düşünecek dokuz ayları olmasına karşın, akıllarına başka bir isim gelmemiş. Hindu dilinde maya "büyü, hayal, düş" anlamlarına geliyormuş. Benim kişiliğimle hiç ilgisi olmayan şeyler. Atilla olsaydı daha uygun olurdu, çünkü ayağımı bastığım yerde ot bitmez.
Isabel Allende, California'dan Las Vegas'a, oradan Şili'deki Chiloé Adası'na kadar uzanan bir macera anlatıyor, Maya'nın Günlüğü'nde Geçmişle şimdinin, yaşamla ölümün, ümitle ümitsizliğin kucaklaştığı bu büyülü macera, Allende'nin ışıklı, rüzgârlı anlatımıyla hayat buluyor. Modern bir genç kızın sıradışı şartlar altında olgunlaşmasının öyküsü, Maya'nın tutku ve ıstırap dolu anılarında adım adım gözler önüne seriliyor.
Buradan satın alın; Isabel Allende - Maya'nın Günlüğü
Bu kitapla ne içilir: Sangria
Bu kitapla ne dinlenir: Young the Giant - Islands










