Showing posts with label klasikler. Show all posts
Showing posts with label klasikler. Show all posts

Sis - Miguel de Unamuno

/ Sunday, August 27, 2017 /

Sis, İspanya'nın dünyaya kazandırdığı ünlü isimlerden Miguel de Unamuno'nun okuduğum ilk kitabı oldu ve sanırım sonuncusu da olmayacak. Unamuno her şeyden önce hayli ilginç bir yazar. Sadece ilginç olduğu için ne az bir kez okunmalı diye düşünüyorum. Ancak Sis adlı yapıtı sadece ilginç olmakla kalmayıp birçok farklı konuya değişiniyor. Bu üstkurmaca roman aslında bir "fikirler romanı" ancak için de komedi, trajik bir aşk hikayesi ve birbirinden renkli karakterler içeriyor.


Sis'in ana kahramanı Augusto hali vakti yerinde, işsiz güçsüz ve ancak ruhu da beyni de hiç de fena olmayan bie gençtir. Hikaye Augusto'nun Eugenia'ya aşık olmasıyla (ya da aşık olduğunu sanmasıyla) başlar. Ancak Augusto daha önce aşık olmamıştır ve ancak en yakın arkadaşı Victor ile (ki o da edebiyata yeni bir tür kazandırmakla uğraşmaktadır) aşk üzerine konuştuğunda kafasının biraz karıştığını görür. Gelin görün ki Eugenia başka bir adama sırılsıklam aşıktır ve ancak bu adam ne yazık ki Eugenia'nın da standartlarında değildir. Eugenia'nın mistik anarşist eniştesi ve tam bir eski kafalı olan halası da Augusto'nun dünyasına girmişlerdir artık. Ah bir de tabi Orpheus, o sevimli mi sevimli, insanın tek dostu olan köpek! Kitabın sonlarına doğru bir de Unamuno giriyor işin içine, Augusto ile ölüm üzerine konuşuyorlar. Sonra olanlar oluyor zaten... kitapta hayat ve insanlar üzerine çokça kafa yoracağınız onlarca paragraf var. Unamuno 1914'te yayınlanan bu romanıyla modernizmin ilk yapıtlarından birine imza atıyor. Herkes için müthiş bir okuma zevki yaratacağından emin değilim ancak sırf yazarla tanışmak için ille de okunur derim. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

Ne büyük acılar ne de büyük sevinçler öldürür insanları; bu yüzden bu acı ve sevinçler, küçük küçük değersiz şeylerden oluşmuş muazzam bir sisle sarılı gözükürler. Evet, işte hayat dediğin; bir sis olup olacağı! Hayat bir sistir.

Şair García Lorca’nın, yurttaşı Miguel de Unamuno’yu “ilk İspanyol” diye nitelemesi, yazarın, eserlerinde İspanya insanının psikolojisi ve karakterini ustalıkla belirlemesinden gelir. Unamuno’ya göre hayat ölümlüdür ama sanat hayatı ebedîleştirir. Belki tek teselli de budur. Sis’in kahramanı Augusto Perez, bu teselli imkânına işaret etmektedir. Unamuno bir sabah kapısının açıldığını, içeri Perez’in girdiğini hayretle görür. Ve onu öldürmeye karar verir...

Behçet Necatigil’in klasik çevirisiyle sunduğumuz Sis, Unamuno’nun başyapıtlarından.

Buradan satın alın; Sis - Miguel de Unamuno

Bu kitapla ne içilir: Rakı!
Bu kitapla ne dinlenir: Bir şey dinlemeyin.

Gökkuşağı - D. H. Lawrence

/ Sunday, July 2, 2017 /
Gökkuşağı D. H. Lawrence'ın okuduğum ilk kitabı oldu. Açıkçası yazarın bu kadar etkileyici olmasını hiç beklemiyordum. Yazıldığı yıl olan 1915'te de böylesi bir kitap hiçbir şekilde beklenmiyordu ki roman hemen yasaklandı ve baskıları da yakıldı. Birbirinden kötü yorumları on bir yıllık bir yasak izledi. Ancak elbette Gökkuşağı sonsuza dek okurlarından ayrı kalmayacaktı. Şimdilerde "Neden yasaklanmış ki bu kitap?" dedirtse de zamanının çok çok ötesinde oluşu ve Lawrence'nin betimlemeleri beni benden aldı diyebilirim. Okuyacak enfes bir klasik arıyorsanız, buldunuz.


Gökkuşağı İngiltere, Nottinghamshire'da geçen ve Brangwen adlı bir ailenin üç kuşağını anlatan bir roman. Bu ailenin yaşadıklarını okurken bir yandan İngiltere'nin kırsal kesimindeki hayatlara göz atacaksınız. Ancak Gökkuşağı'nı özel kılan Brangwen ailesinin herhangi bir özelliği değil, Lawrence'nin dili ustaca kullanıp, zamanının ötesine geçerek seks, cinsellik ve insan ruhunun karmaşasını müthiş bir dille anlatmasıdır diyebilirim. Ancak belirtmeden edemeyeceğim bu kitap kesinlikle bir yaz kitabı değil, özenle kış aylarında battaniyeye sarınıp, çay içerken okunması gerek diye düşünüyorum. Ritmine uymadığınız anda sıkılıp elinizden atmak isteyebilirsiniz ki güneşli havalarda kitabın ritmine uymak iyice zor olabiliyor. Ursula ile tanışana dek lütfen ama lütfen kitaba uyun, elinizden bırakmayın, sonra zaten bırakmak istemeyeceksiniz. Keyifle!

 

Tanıtım yazısı:

İngiltere’nin kırsal kesiminde yaşamış bir ailenin üç kuşağının gündelik yaşamını konu alan Gökkuşağı, ailenin modern bir bilince, bir benlik bilincine ulaşmasının öyküsüdür. Başka bir deyişle, 20. yüzyılın en büyük yazarlarından D. H. Lawrence, Brangwen ailesinin üç kuşak öyküsü aracılığıyla toplumsal ve ruhsal değişimi ele alır.

Lawrence’ın, 1913’te yayınlanan Oğullar ve Sevgililer’den sonra, 1915’te yazdığı Gökkuşağı, İngiltere’de yayınlanır yayınlanmaz tutucu çevrelerin tepkileri sonucunda bir süre için de olsa yasaklanmıştı. Bu yasaklamada, I. Dünya Savaşı sırasında yayınlanan romandaki içten cinsellik anlayışının ve Lawrence’ın savaş karşıtlığının da payı vardı.

İngiliz edebiyatının benzersiz yazarı D. H. Lawrence’ın yazarlık serüveninde önemli bir evreyi yansıtan Gökkuşağı, bir bakıma, modern çağa geçişin romanıdır.

Buradan satın alın: Gökkuşağı - D. H. Lawrence

Bu kitapla ne içilir: Viski!

Bu kitapla ne dinlenir: Şu liste pek hoş olabilir: Classical Essentials. Arkada sakin sakin çalsın derim.

Emma - Jane Austen

/ Sunday, March 26, 2017 /

Emma Northanger Abbey'den sonra Jane Austen'ın okuduğum ikinci kitabı oldu. Bu sene Jane Austen'ın en az iki kitabını daha okuyacağım ve hazır İngiltere'deyken Jane Austen'ın evini de ziyaret etmeye çalışacağım. Doyasıya İngiliz ve enfes bir yazar Jane Austen. İyi ki kitaplarını şimdi, burada okuyorum diye düşünmeden de edemedim. Bahçeleri, evleri, manzaraları çok daha iyi canlandırıyorum gözümde. 


Emma Jane Austen'ın en çok sevdiği romanıymış. Diğer romanlarını okumadan bir kıyaslama yapamayacaksam da Emma'nın enfes bir roman olduğunu söyleyebilirim. Sevip sevmediğim tüm karakterleri o kadar canlı o kadar gerçekti ki bir süre sonra hayatımın bir parçası haline geldiler. Emma hakkında kısaca bir özet geçecek olursam; her biri farklı sınıflarda ve karakterlerde üç kızın yaşadıklarını ve evlilik yolundaki maceralarını anlatıyor derdim. Ancak elbette bunun yanı sıra Austen'ın sınıf ayrımı üzerine ince ince işlediği bir kara mizah da yok değil. Kara mizah diyorum çünkü şimdilerde okuduklarım bana hayli gülünç geliyor ancak hepsi ve daha fazlası bir zamanlar gerçeklikti. Naiplik döneminin Surrey'sinde geçen hayatlar üzerine düşünmek de içinde yaşadığım pek güzel Surrey bölgesi üzerine bolca araştırma yapmama sebep oldu. Hatta bir ara kitapta Frank'in ailesi Richmond'a taşınınca sebepsizce heyecanlandım. O yüzden iyi ki şimdi, iyi ki burada okuyorum Jane Austen'ı. Kitabı okuyan herkesin seveceğine eminim, her karakter üzerine düşüneceğinize de eminim ancak hepsini sevmeyeceğiniz kesin. Ben Emma'ya hiçbir şekilde ısınamadım, hatta sonunda olanlara da inanamadım desem yeridir. Fazlaca spoiler vermeyeyim en iyisi. Ve lütfen, kitabı okumadan diziyi ya da filmi seyretmeyin. İnanın hiç zevk almayacaksınız. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

Jane Austen, 1815'te, 39 yaşındayken tamamladığı Emma'nın en sevdiği romanı olduğu söyler. Aşk ve Gurur ve Mansfield Parkı gibi romanların yazarının gözbebeğidir Emma. Bir taşra kasabasındaki üç genç kızın "gerçek aşk"ı arayışını anlatan roman, bir yandan insan yaradılışının zayıf yönlerini, bir yandan da 19. yüzyıl İngiliz toplumunun katı ve ikiyüzlü geleneklerini inceden inceye alaya alır.

Büyük İngiliz şairi Lord Tennyson, Jane Austen'ı, "Shakespeare'den sonra en büyük İngiliz yazarı" diye nitelemişti. Jane Austen külliyatı, Sir Winston Churchill'in başucundan eksik olmazdı. Yapıtları çoktan Dünya Klasikleri arasındaki yerini almış olan Austen günümüzde "İngiliz edebiyatının Mozart'ı" olarak tanınıyor.

Buradan satın alın; Emma - Jane Austen

Bu kitapla ne içilir: Elbette İngiliz çayı! Ama lütfen demleyin, bir de varsa eğer güzel ve ince porselenlerde için. Çiçekli desenler puan kazandırabilir. Ama ille de çay! 

Bu kitapla ne dinlenir: BBC'nin çok sevilen uyarlamalarından Emma'nın soundtracki elbette çok hoş olur: Emma (Music from the BBC Television Series)

Değirmenimden Mektuplar - Alphonse Daudet

/ Sunday, November 20, 2016 /
Değirmenimden Mektuplar'ı okumak 1800lerin ortalarında Fransa'da küçük bir tatile çıkmak gibi geldi bana. Huzuru ve mutluluğu her zaman yeşilliklerde bulan biri olarak bu kitabı sevmemem olanaksızdı. Ancak aradığımdan çok daha fazlasını buldum diyebilirim. Zaten yazarın da en çok sevdiği yapıtı buymuş; yazarken de, yazdıklarını yaşarken de ne kadar keyif aldığını hemen anlıyor insan.

Değirmenimden Mektuplar Alphonse Daudet'nin  kısa kısa öykülerinden oluşan bir kitap. Dünya klasikleri arasında olan kitap, Provence'in günlük yaşamından küçük küçük sahneler anlatırken, yazarın başından geçen keyifli anlara da yer veriyor. Elbette her öykü mutluluk aşılamıyor insana, hatta bazıları hüzünlendiriyor bile ancak yine de yazarın değirmeni insanı büyülüyor. Sanki arnavut kaldırımlarda onunla gezip, kuşların cıvıltılarını onunla birlikte dinliyor insan. Mükemmel bir eser yok karşınızda belki ama sizi içinde bulunduğunuz yerden ve andan koparacak, Provence'in lavanta kokan kırlarına götürüverecek mektuplar okumak hiç de fena olmasa gerek. Ah özellikle havalar da soğumuşken size çok iyi gelecek emin olun. Bu kitaba ne kadar beklentisiz yaklaşırsanız, o kadar keyif alırsınız diye düşünüyorum. Aşağıda önerdiğim pek keyifli klasik müzik eşliğinde, sıcacık ıhlamurunuzu yudumlardan sayfaları keyifle çevireceksiniz. Özellikle Fransa'yı görmüş olanlar ya da görmek isteyenler için harika bir kitap diye düşünüyorum. Mutlulukla!


Tanıtım yazısı:

Milli Eğitim Bakanlığı'nın ilköğretim okullarında okutulmak üzere seç tiği 100 Temel Eser'den biri olan Değirmenimden Mektuplar, dünya klasikleri arasında önemli bir yere sahiptir. Kitap, ünlü Fransız yazar Alphonse Daudet'nin Provence'taki eski bir değirmende yazdığı ve her birinde bir öykünün anlatıldığı mektuplardan oluşur. Değirmenimden Mektuplar'da yer alan bazı bölümler, hâlâ dünya edebiyatının en çok bilinen öyküleri arasında yer alır.

Şehrin kalabalığından ve insanlardan kaçan, huzuru sığındığı doğada arayan yazar, gözlemlerini aktardığı öykülerden oluşan eseri için, "Bu kitap, yazdıklarım arasında benim en çok sevdiğimdir" demiştir.


Bu kitapla ne içilir: Ihlamur. Yanına en sevdiğiniz kurabiyeyi de eklemeyi ihmal etmeyin.
Bu kitapla ne dinlenir: Pastorale, Romantic Classics. Provence'te bir değirmende elbette sakin sakin klasik müzik dinlenir. 

Kvaidan / Tuhaf Şeylere Dair Öyküler - Lafcadio Hearn

/ Sunday, August 28, 2016 /
Kvaidan beklenmedik ve çok ilginç on yedi öykü ve üç adet de kurgu dışı yazdıdan oluşan bir kitap. Özellikle Japon edebiyatı ve kültürüne düşkün olanların özellikle okuması gerek diye düşünüyorum. Ancak Japon edebiyatına düşkün olmasanız da bu öyküler, özellikle Böcekler Üstüne Çalışmalar adlı bölüm çok hoşunuza gidebilir.


Kvaidan ilk bölümünde yer alan tuhaf öyküleriyle beni hem çok şaşırttı hem de Japonya'ya daha bir yaklaşmamı sağladı. Her şeyden korkan bir insan olarak bu öykülerden de korkacağımı sanmıştım, ancak korkmak bir yana hepsinde ayrı bir hüzün bulmayı başardım. Elbette bu tamamen benimle ilgili ama yine de benim gibi okurların da huzursuz ruhlar hakkında okudukça hüzünleneceğini düşünüyorum. Emin olduğum bir şey varsa o da her okurun mutlaka şaşıracağıdır. Kitabın Böcekler Üstüne Çalışmalar adlı ikinci kısmı ise favori bölümüm oldu. Bu bölümde Kelebekler, Sivrisinekler ve Karıncalar olmak üzere üç farklı yazı var. Üçü de birbirinden güzel, üçü de tekrar tekrar okunası yazılar. Lafcadio Hearn hayatı kadar ilginç ve merak uyandıran bir kitap yazmış. Ne kadar beklenmedik ve ilginç olsa da insana mutlaka dokunan bir kitap bu. Mutlaka okuyun derim.


Tanıtım yazısı:

"Japonya'nın Edgar Allan Poe'su" olarak tanınan Lafcadio Hearn (1850-1904), büyük bölümü Japon, birkaçı Çin kaynaklı fantastik öykülerden oluşan Kvaidan'da, okurun ruhunda ve teninde ürpertiler uyandıran tuhaf masallar anlatıyor. Büyük ölçüde geleneksel Japon edebiyatından derleyip yeniden kaleme aldığı şaşırtıcı, gizemli, şiirsel öyküler sunuyor okurlara. Bu büyülü kitabın ilk bölümünde on yedi "tuhaf öykü", ikinci bölümünde ise kelebekler, sivrisinekler ve karıncalar üstüne hikâyeler yer alıyor.

Yunanistan'ın Lefke adasında doğan, İrlanda, İngiltere, Fransa ve ABD'de yaşadıktan sonra Japonya'ya yerleşip Japon olmayı seçen Lafcadio Hearn, bu kitabında, Uzakdoğu'nun sihirli dünyasının kapılarını ardına kadar açıyor. Ruhlar ve hayaletler âleminden garip, afallatıcı, unutulmaz kesitler aktarıyor.

Kvaidan'ı, Zeynep Avcı'nın İngilizce aslından yaptığı çeviri ve eski Japon resminden örneklerle sunuyoruz.


Bu kitapla ne içilir: Long Island Iced Tea
Bu kitapla ne dinlenir: Kitapla tam olarak örtüşen şu pek enfes albüm: Pehr Henrik Nordgren: Nine Kwaidan Ballads

Michael Kohlhaas - Heinrich von Kleist

/ Sunday, July 17, 2016 /
Michael Kohlhaas okurken sinirden köpüreceğiniz bir kitap olacak. Heinrich von Kleist yaşadığı adaletsizlikler karşısında soylulara ve sisteme meydan okuyan bir insanın hikayesini anlatıyor bu kitabında. Sinirden köpüreceksiniz çünkü adamın yaşadıklarını okudukça, yaşanılanların ne yazık ki bize çok da uzak olmadığını göreceksiniz.


Michael Kohlhaas bir Sakson soylusunun iki atına el koyması ve uşağını da dövdürmesini gerekli yerlere şikayet eder. Uzun uğraşlar sonucunda çaldığı her adalet kapısının suratına kapandığını görünce ve adalet arayışı sırasında da eşini çok fena bir şekilde kaybedince kendi adaletini sağlamak üzere yemin eder. Bundan sonra yapmak istediği tek şey o şımarık soyluyu bulmak ve cezasını vermektir. Bu kendi halinde yaşamını sürdüren ve alın teriyle parasını kazanan adam, adaletsizlik yüzünden bir haydut ve katil olacaktır artık. Kitap ilerledikçe siz de intikam duygusuyla biraz ateşlendiğinizi hissedeceksiniz emin olun. Bir oturuşta bitiveren kitabın sonunda ise ne hissedeceğinizi şimdiden merak ediyorum. Bir klasik okumak istiyor ve fakat vaktim yok diyorsanız tam da size uygun bir kitap olabilir bu. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

Alman tüccar Hans Kohlhase 1532'de Leipzig panayırına giderken, bir Sakson soylusu iki atına el koyar. Kendisine tazminat ödenmesi için mahkemeye yaptığı başvuru sonuçsuz kalınca, tüm Sakson soylularına açıktan açığa meydan okumaya başlar...
19. yüzyıl Alman edebiyatının en etkileyici yazar ve şairlerinden Heinrich von Kleist'ın ilk kez 1810'da yayınlanan Michael Kohlhaas adlı novellası, 16. yüzyılda yaşanmış gerçek bir olaydan yola çıkar. Birçok kez opera, tiyatro ve sinemaya da uyarlanan Michael Kohlhaas, insanların ve doğanın zorbalığı karşısında dayanma gücünü tüketircesine harcayan bir asinin haklarını savunmadaki kararlılığını ve egemenlerin acımasızlığını anlatır.
Klasik Alman edebiyatının en "modern" yazarlarından biri olan Kleist'ın bu yapıtını, Bilge Uğurlar ve Türkis Noyan'ın ustalığa varan çevirileriyle sunuyoruz.
Buradan satın alın: Michael Kohlhaas - Heinrich von Kleist

Bu kitapla ne içilir: Viski
Bu kitapla ne dinlenir: Eight Seasons by Gidon Kremer, Kremerata Baltica Bu albümü sürekli dinleyin zaten, sadece okurken dinlemek gerçekten yazık olur.

Tûtînâme - Behçet Necatigilin Türkçesiyle

/ Sunday, July 3, 2016 /
Tutiname asıl yazarı bilinmeyen, orijinali Sanskritçe olan bir kitap ancak günümüze sadece Farsça çevirileri ulaşmış. Dilimize ise 1974 yılında Behçet Necatigil tarafından çevrilmiş. İçinde yer alan küçük küçük hikayelerin hepsini teker teker çok sevecek, okumaya doyamayacaksınız.


Tutiname bir masal kitabı ve masallar bir bilge papağan tarafından anlatılıyor. İş için denize açılmak zorunda kalan Tacir Said eşi Mah-ı Şeker'i bu bilge kuşa emanet ediyor. Mah-ı Şeker kocasına aşık olsa da bir zaman sonra başka bir aşık ediniyor ve ne yapması gerektiğini Tuti'ye danışıyor. Tuti'de efendisinin emrini yerine getirmek amacıyla Mah-ı Şeker'e masallar anlatmaya başlıyor. Otuz gece boyunca masalları dinleyeceğim diye geceyi gündüz eden Mah-ı Şeker bir türlü aşığına kavuşamıyor. Ara sıra Tuti'yi tehdit etse de bu bilge papağan aklıyla Mah-ı Şeker'i kandırmayı başarıyor. Masallar türlü türlü diyarlardan binbir renkli karakterler içeriyor ve hepsi de enfes dersler veriyor. Uyumadan önce masallar dinlemek ve geçmişe bir papağanın anlattıklarıyla yolculuk etmek hoş bir deneyim, size de öneririm. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

Doğu edebiyatlarının Binbir Gece Masalları formunda anlatılmış, yazılmış pek çok metni var. Tûtînâme, bunlardan biri. Kaynağı Sanskritçe. Günümüze kalan en eski yazmalarsa Farsça. Tûtî, bildiğimiz papağan. Türkçede dudukuşu olarak da söyleniyor. Bu nedenle kitabın adına Papağanname ya da Dudukuşu'nun Hikâyeleri de denebilir. Hikâye kısaca şöyle: Tâcir Said, bilgili, akıllı bir papağan edinir. Sonra işi nedeniyle denize açılır. Papağanına da o yokken karısına göz kulak olmasını öğütler. Güzel karısı Mahı Şeker, bir zaman sonra bir âşık edinir. Papağan da onu âşığına göndermemek amacıyla her gece Mahı Şeker'e hikâyeler anlatmaya başlar. Bu iş tam otuz gece sürer. Kıssalar, ibretli masallar, hayvan hikâyeleri...
Kitabı şiirimizin büyük ustası Behçet Necatigil'in Türkçesinden okuyacaksınız. Tûtînâme, Necatigil'in tamamladığı haliyle kaybolmuş, ölümünden yıllar sonra ortaya çıkmış. Bu yüzden, kitabın edebiyat dünyamızı sevindireceğini düşünüyoruz.


Bu kitapla ne içilir: Yanında lokumuyla bol köpüklü türk kahvesi
Bu kitapla ne dinlenir: Şu çalma listesi: Persian classic, sufian

Duygusal Bir Yolculuk - Laurence Sterne

/ Sunday, March 13, 2016 /
Duygusal Bir Yolculuk Laurence Sterne'in ikinci ve ne yazık ki son kitabı. İlk yazdığı kitap Tristram Shandy Beyefendi'nin Hayatı ile büyük bir üne kavuşan yazarın neden bu kadar çok insan tarafından okunduğunu görmek güç değil. Ben bu ilk kitabı okumadıysam da Duygusal Bir Yolculuk yazara hemen ısınmama yetti de arttı bile.


Duygusal Bir Yolculuk aslında adı üstünde bir kitap. Kitabın kahramanı ve anlatıcısı Yorick Fransa ve İtalya yolculuğuna çıkmış olsa da bir Yorick'in gezintilerinden çok yaşadıkları ve özellikle hissettiklerine yolculuğa çıkıyoruz. Yorick ettiği büyük büyük laflar ve türlü türlü ilginç huylarıyla hemen sempatimi kazanan bir karakter oldu. Yorcik'i sevdikten sonra zaten kitabı bol bol gülümseyerek okurken buldum kendimi. Bazen de bir cümleyi tekrar tekrar okurken. Laurence Sterne bu küçücük kitapta öylesi şeyler üzerine düşünmenizi sağlayacak ki edebiyatın zevkine varacaksınız yeniden. Kitabı sevmemde büyük etkisi olan Yorick'in büyük laflarından birini de aşağıda paylaşıyorum. Kitap bunun gibi incilerle dolu! En kısa zamanda okuyun derim. Keyifle!
"Ey, zor zamanlarda dilin ucuna güzel sözler getiren semavi güçler! Başıma ne gelirse gelsin, siz yeter ki feryadımı güzel ünlemlerle duyurmamı sağlayın, ben bütün kötü huylarımdan vazgeçerim."


Tanıtım yazısı: Duygusal Bir Yolculuk - Laurence Sterne

Duygusal Bir Yolculuk'un başkahramanı Yorick, bir gün aniden Fransa ve İtalya'ya gezintiye çıkıyor. Ama Yorick'in yolculuk anlayışı, çağdaşlarınınkinden farklı, hatta onlarınkiyle taban tabana zıt. Turistik yerler, anıtlar, meşhur hanlar ilgisini çekmiyor onun. O taştan topraktan ziyade insanın peşinden koşuyor, tarihî bilgiden ziyade duyguları kovalıyor.

Kontlar ile asilzadelerden, dilenciler ile hizmetçilere kadar her türlü insanla karşılaşıyor ve her sınıftan kadınla flörtleşiyor; macera üstüne macera, hikâye içinde hikâye yaşıyor. Neticede okura, kendisi gibi "duygusal bir gezgin"e has bir seyahatname sunuyor duygu ve tutku yüklü bir keşif gezisinin seyahatnamesi.

Tristram Shandy'yle edebiyatta çığır açmış hiciv ustası Laurence Sterne' ün ikinci ve son romanı olan Duygusal Bir Yolculuk, keskin bir zekânın, ince bir espri anlayışının ürünü. Sadece başka ülkelere değil, kendi içine yöneldiğinde de yolculuğun yazısız kurallarını reddedenlerin romanı.


Bu kitapla ne dinlenir: İlginç bir şekilde şu çalma listesi çok iyi gidiyor: Classical Guitar
Bu kitapla ne içilir: Bulabilirseniz en kokulusundan narenciye çayı. Yoksa yasemin de gerçekten hayli keyifli olur. 

Madame Bovary - Gustave Flaubert

/ Sunday, October 18, 2015 /
Madame Bovary, edebiyat tarihinin en karmaşık karakterlerinden biri olarak görünüyor. Yazarın vatan haini ilan edilmesine neden olan kitabın ana karakteri Madame Bovary, bugün bile eleştirmenlerin birbirine girmesine neden olabiliyor. Akıllı bir kadın olduğu konusunda herkes hemfikir ancak bazıları etrafındaki erkeklerin saçmalıkları yüzünden başının belaya girdiğine inanırken, bipolar bozukluğuna sahip olduğuna inananlar bile var! Kendince mantıklı bir evlilik yapan Madame Bovary, bir süre sonra anlıyor ki kocasıyla birlikte şehir dışında yaşamak dünyanın en sıkıcı şeyi... O da ne yapıyor? Aşkı, ihtirası başka adamların kollarında arıyor.


İçerisinde yaşadığı zamana göre "aykırı" güdüleri olan Madame Bovary, gerçek dünya ile kendi kafasında oluşturduğu, ütopik dünya arasındaki bulanık, dengesiz çizgide gidip geliyor. Bu çizgi öyle bir bulanıyor, aradığını bulamayınca gerçek hayat o kadar çekilmez oluyor ki kadıncağız intihar etmeye karar veriyor. Onun maceralarını okurken, kendinizi düşünmekten alamıyorsunuz: hayattan mantıklı şeyler mi istiyoruz? İnsanlardan bize veremeyecekleri şeyleri mi bekliyoruz? İstediğimiz bir şeye sahip olamamak dünyanın sonu mu? İstediğimiz her neyse, onu neden istiyoruz? Onun olması hayatımıza ne katacak? Olmaması neden bizi bu derece bunalıma sokuyor?

Bence aslında hepimizin içinde bir Madame Bovary yaşıyor. Ancak onun içindekileri dışa vuruş şekli, çoğumuzun cesaret edemeyeceği türden.


Tanıtım Yazısı:

"Madame Bovary benim..."

Gustave Flaubert

"Yazın tarihinde Madame Bovary ölçüsünde ilgi uyandırmış, Madame Bovary ölçüsünde tartışmalara, değişik yorumlara konu olmuş bir roman daha göstermek zordur… [Madame Bovary'nin] hiç kuşkusuz, roman sanatının belli başlı doruklarından biri olduğu söylenebilir… Roman denildi mi usumuza ilk gelen yapıtlardan biri Madame Bovary'dir, Flaubert denilince de önce Madame Bovary'yi düşünürüz."

Tahsin Yücel

Buradan satın alın; Madame Bovary - Gustave Flaubert

Bu kitapla ne içilir: Cosmopolitan

Beyazlı Kadın - Wilkie Collins

/ Sunday, June 14, 2015 /
156 yıl önce, İngiliz okurlar Charles Dickens'ın haftalık dergisinde İki Şehrin Hikayesi'nin bir bölümünü okudular. Sonrasında, Londra'nın dışındaki karanlık yollarda, Walter'ın omzuna birdenbire ve hafifçe dokunan bir el ile donakaldılar: el, Anne Catherick, yani Beyazlı Kadın'a aitti. Beyazlı Kadın ile okurlar ölene kadar Charles Dickens'ın kankası kalacak Wilkie Collins ile tanıştılar...


Gotik romanları oldum olası severim ancak Beyazlı Kadın'ı okumaya anca sıra geldi bu proje sayesinde. Şunu net bir şekilde söyleyebilirim: şimdiye kadar okuduklarımın en iyilerinden biriydi. Anne Catherick'in hikayesi, belirli olaylara tanık olan farklı insanlar tarafından anlatıldığı için biraz yavaş ilerleyecek gibi geldi çünkü her insan gibi onlar da hikayelerini kendi etraflarında döndürüyorlar. Ancak göz açıp kapayana kadar kitabı yarılamış ve zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım bile!

Ve şimdi anlıyorum bir kitabın 150 küsür yıl boyunca nasıl hala ilk günkü heyecanla okunabildiğini... Wilkie Collins hakkında pek bir şey bilmiyorum, hatta bu yazıyı yazdıktan sonra araştırma yapıp merakımı gidereceğim. Ancak okurken insanların ve özellikle okurların ne istediğini, neye heyecanlanacağını, neye meraklanacağını çok iyi bilen bir yazarmış gibi geldi bana. Bazı şeyleri pat diye havada bırakıveriyor, ayrıntılara önemli ipuçları saklıyor ve başından sonuna kadar okuru meraktan delirtiyor. İnsan, ilk günden beri değişmeyen bir varlık olduğu için aşk, intikam, delilik, özlem, zorluklar ve merakla dolu bu kitabın dünyanın sonuna kadar heyecanla okunmaya devam edeceğine yürekten inanıyorum!


Tanıtım Yazısı:

Beyazlı Kadın, Victoria dönemi kurgusal yapıtları arasında "duygusal gerilim romanı" diye tanımlanan ve Gotik edebiyatın gerilimini, İngiliz edebiyatının psikolojik gerçekçiliğiyle kaynaştıran türün ilk örneği olarak kabul edilir.

Roman karakterlerinin çeşitli ruhsal durumlarını aktaran çarpıcı anlatım biçeminin ustası Wilkie Collins, bu ilk romanında gotik romanlardaki dehşeti gizemli İtalyan şatolarından, Victoria dönemi İngilteresi'nin daha modern, orta sınıf evlerine taşıdı. Gotik edebiyat çoğunlukla cinayet, delilik, iki eşlilik temalarına odaklanırken Beyazlı Kadın türü romanlar, dönemin kırsal malikânelerinde olabilecek bir takım kötü niyetli emelleri ve onlara bağlı olayları aktarır. Henry James, Collins'in yapıtlarını, "Mr. Collins, gizemlerin en gizemlisini, kapımızın eşiğindeki muammayı romana kattı," diye tanımlar. Charles Dickens'ın onu taklit eden bir roman yazmaya çalışmış olması da Wilkie Collins'in ve Beyazlı Kadın'ın değerini belirtmek için yeterli sayılabilir. Collins ise kendi tarzını, "evdeki tiyatronun sırları" olarak açıklar.

Buradan satın alın; Beyazlı Kadın - Wilkie Collins

Bu kitapla ne içilir: Sütlü çay
Bu kitapla ne dinlenir: Woman in White - Shonagh Daly (müzikali var kitabın bu arada!)

Stendhal - Parma Manastırı

/ Sunday, February 15, 2015 /
Parma Manastırı Stendhal'ın okuduğum ikinci kitabı. İlk kitabı da elbette Kırmızı ve Siyah'tı. Kırmızı ve Siyah'ı okuduğumda hiçbir kitaptan bu kadar etkilenebileceğimi düşünmediğimi hatırlıyorum. Elbette gençtim ve çok aşıktım. Bunlar da kitabın mükemmelliğine tuz biber oldu. Parma Manastırı ise bambaşka bir konu.

Asıl adı Marie-Henri Beyle olan Stendhal Parma Manastırı'nı çok kısa bir zaman diliminde yazmış. Beş yüz doksan bir sayfa olduğundan insan hemen ön yargıyla yaklaşabiliyor. Sonuç olarak kendisinin bile belirttiği birtakım eksikler var kitapta. Anlayacağınız Kırmızı ve Siyah kadar enfes bir klasik olmadı benim için. Ancak her türlü pürüzüne rağmen Parma Manastırı Balzac'ın da dediği gibi zamanının en önemli Fransız romanı.


Sanırım Kırmızı ve Siyah dolayısıyla Parma Manastırı'ndan çok şey bekledim. Kitabı sevmiş olsam da zaman zaman takip etmesi zor karakterler ve isimleri hikayeden uzaklaşmama neden oldu. Dolayısıyla istediğim gibi zevkle okuyamadım kitabı diyebilirim. Sanırım biraz daha kısa olsa çok daha enfes bir kitap olacakmış. Ancak bu bile kitabın kısaltılmış haliymiş ki Stendhal kitap kısaltıldığı için zaten mutsuz olmuş.

Parma Manastırı aristokratların hayatına ilgi duyuyorsanız sizin için vazgeçilmez bir kitap haline gelebilir. Napolyon için savaşmaya giden Fabrice del Dongo saf ve başına buyruk bir gençtir. Savaşmaya olan merakı yaşadığı birkaç maceradan sonra biter ve ülkesine geri döner. Yengesi ve yengesinin aşığının politik hilelerinden ve kendisinin şehvet dolu maceralarından dolayı bir keşmekeş içine girer. Sonrasında takip eden olaylar ise hapishaneler ve aşk ile doludur. Parma Manastırı taşkınlık, ikiyüzlülük, gençlik dolu renkli bir hikaye.

Tanıtım yazısı;

...Balzac, 'Parma Manastırı'nı üst üste üç kez okumuş ve "olağanüstü" diye nitelemiştir. Bir mektubunda da "Elli yıldan bu yana yayımlanmış kitapların en güzeli" diye belirtmiştir bu hayranlığını. Balzac, onu göklere çıkarırken, pek çok eleştirmen yerin dibine batırmıştır Stendhal'i. Balzac'a yazdığı mektupta "Savunduğunuz bu kitabı altmış yetmiş gün içinde söyleyip yazdırdım," der Stendhal...

Buradan satın alın: Stendhal - Parma Manastırı

Bu kitapla ne içilir: Sıcak şarap
Bu kitapla ne dinlenir: Bol bol klasik müzik

Thomas Hardy - Çılgın Kalabalıktan Uzak

/ Sunday, July 20, 2014 /
Çılgın Kalabalıktan Uzak yıllardır okumak istediğim ama bir türlü elime alamadığım klasiklerden olmuştu. CAN’la Bir Sene projesi ile nihayet okuyabildim. İyi ki bu projeye başlamışım yoksa bunca harika kitaptan belki de haberim bile olmayacaktı. Çılgın Kalabalıktan Uzak tüm karakterleri ile hayatınıza girecek ve uzunca bir süre çıkmayacak.


Thomas Hardy’nin daha önce Tess adlı kitabını okumuş ve hayli etkilemiştim. Çılgın Kalabalıktan Uzak da konusu ve karakterleri ile Tess’den geri kalmadı. Kitaptaki pastoral arkaplan, ayrıntılardaki özen, insan doğasının tüm çarpıklığı ve olağandışılığğıyla ele alınışı Hardy’i eşi benzeri olmayan bir yazar yapıyor. Elbette roman boyunca insanı yerden yere atacak kadar hüzünlendiren bir aşk da var ortada. Güçlü, güzel bir kadın ve ona aşık üç adam. Bu üç adamın farklılıkları, kadının bakış açısı ve aşk yüzünden gelişen olaylar sizi sürükleyip götürecek. Canınız klasik bir kitap okumak istiyorsa Hardy okuyun derim. Keyifle!


Tanıtım Yazısı;

İngiliz edebiyatının Zolası sayılan Thomas Hardy (1840-1928), edebiyattaki asıl ününe Çılgın Kalabalıktan Uzak adlı eseriyle kavuşmuştur.

İnsan ve doğa eksenli yazınsal anlayışında köy yaşantısı, ruh çözümlemeleri, kişilik çatışmaları gibi temalar önemli yer tutar. Eserlerinde 'insan' kendisiyle sürekli bir savaş halindedir ve bu durumun unsurlarını akıl, bilinç, duygu karmaşaları oluşturur.

Bu kitapla ne içilir: Elma şarabı
Bu kitapla ne dinlenir: Şahane bir İngiliz dinlemek gerek; Handel  


Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Thomas Hardy - Çılgın Kalabalıktan Uzak 

D.H. Lawrence - Lady Chatterley'nin Aşığı

/ Sunday, March 9, 2014 /
Eminim ki, Lady Chatterley'nin Aşığı'nı duymayanınız yoktur. Klasik olmasının yanı sıra pek çok ülkede yasaklanmış olmasıyla da dikkat çeken bir kitap. Ve tabii ki aşkın içine seksi de karıştırmasıyla... Belki de bugün Grinin Elli Tonu kitapların patlamasını, her yerde rahatça okunabilmelerini ve hatta filmleştirilmelerini Lawrence'a borçluyuz. Karşılaştırıyorum sanıp da sinirlenmeyin hemen; bugünkü benzerleri de bu kadar kültürel, toplumu yansıtan mesajlara sahip olsa okunabilir kitaplar olurlar zaten.
İlk kez 1928 yılında yayınlandığında olay çıkaran Lady Chatterley'nin Aşığı, işçi sınıfından bir adam ile zengin bir kadının aşkının hikayesi. Bugün, farklı sınıflardan insanların birlikte olması da, kitapların içinde seks olması da bize garip gelmese de o zamanlar bunun çok ama çok ayıp bir şey olarak algılandığını tahmin ediyorum. Herkesin düşündüğünü söyleyenler cesaretlerinden ötürü taşa tutulurlar ya? İşte bence D.H. Lawrence bunun ilk örneklerinden biri. Lawrence, hem (o zamanlara göre) alışılmışın dışında bir konu işlemiş, hem de küfürler, müfürler demeden sözünü esirgememiş.

Kitabı okurken tüm bu bahsettiklerime odaklanmamak lazım aslında. Ben, şahsen, kendimi insanları yaptıkları seçimlere iten nedenleri, birbirinden farklı olmanın neden bu kadar kötü bir şey olarak algılandığını, paranın ve parasızlığın neler getirdiğini, kadınlarla erkeklerin neden (ki bugün de bu böyle) standartlara tabi tutulduğunu, insanların ne şartlar altında çalışmak ve yaşamak zorunda kalabileceklerini düşünürken buldum. Lawrence'ın doğa tasvirlerine hayran oldum. Ve de kadınların da seksten zevk alabileceklerini, almaları gerektiğini söyleyebilen bir erkek olduğu için alkışlamak istedim kendisini.
Tanıtım Yazısı:

Yayımlandığı günden itibaren çeşitli tartışmaların odak noktasında yer alan Lady Chatterley'in Âşığı, savaşta yaralanarak kötürüm kalan Clifford'ın genç karısı Constance ile koru bekçisi Mellors arasındaki aşkı anlatır. Romanın, kadın ihaneti olarak önyargılı biçimde yorumlanmasına karşın, kocanın fiziksel kısıtlılığının yanı sıra, karısını duygusal açıdan da ihmal ettiği, hatta bir vâris sahibi olmak için kadını evlilik dışı gebeliğe bile yönlendirdiği görülür. 

Eser, tutucu bir yaklaşımla müstehcen damgası yemişse de, aslında sorun, aristokrat bir kadınla işçi kesiminden bir erkeğin aşkını kabullenemeyen sınıf ayrımcılığına dayanır. Dahası, dönemin toplumsal ve siyasal yapısına da ışık tutan romanda egemen sınıfların emekçi kitlelere karşı ezici, aşağılayıcı ve dışlayıcı yaklaşımı yansıtılınca kitaba cephe alınmıştır. 

Roman yalnızca bedensel aşkın savunuculuğunu yapmaz. Lady Chatterley ile Mellors arasındaki ilişki yavaş yavaş gelişir ve fiziksel tutkunun yanı sıra, şefkat ve karşılıklı saygı temeline dayanır. Lawrence, aşkın şefkatle olan ilintisine o kadar önem verir ki, kitaba "Sevecenlik" adını vermeyi bile düşünmüştür. 

Lady Chatterley'in Âşığı yüzünden yeteneğini ziyan etmiş bir porno yazarı gözüyle bakılan Lawrence, ölümünden sonra aklandı. E.M. Forster yazdığı bir yazıda onu "kuşağımızın hayal gücü en büyük romancısı" olarak tanımladı. Eleştirmen F.R. Leavis de, Lawrence'ın yapıtlarına İngiliz romanının kabul görmüş "büyük geleneği" içinde yer vererek edebî hakkının yenmesini önledi.


Bu kitapla ne içilir: Biraz ayıp bir metafor olacak belki ama SÜT.

Bu kitapla ne dinlenir: Madonna - Forbidden Love

Labels

1988 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü (1) 2001 nobel edebiyat ödülü (1) 2010 nobel edebiyat ödülü (1) 30 Şubat (1) A. S. Byatt (2) Acı Çikolata (1) adem uludağ (1) Ağustosta Tatil (1) alan pauls (1) albert camus (2) Alessandro Baricco (3) Alessandro Barico (1) alev püskürtenler (1) alexander pechmann (1) Alexandre Jardin (1) alice munro (2) Allah Senden Razı Olsun Bay Rosewater (1) Alman edebiyatı (1) Alphonse Daudet (1) Altın Defter (1) Altın Ejder Krallığı (1) amelie nothomb (1) Amerikana (1) Andre Gide (1) anlatı (3) ann hood (1) Antonio Tabucchi (2) Arkadaşlık (1) arthur conan doyle (1) Arundhati Roy (1) aşk (2) Aşk Konuştuğumuzda Ne Konuşuruz (1) Aşk Romanları Okuyan İhtiyar (1) Aşk ve Gurur (1) aşk ve ölüm üzerine (1) Aşktan ve Gölgeden (1) Atiq Rahimi (1) Ay ve Şenlik Ateşleri (1) aydın emeç (1) Aydın Engin (3) Ayfer Tunç (2) Ayrı Yol (1) bahçede felsefe (1) Baskervillelerin Köpeği (1) Baykuşun Günü (1) bazı kadınlar (1) behçet necatigil (1) Ben Frankfurt’ta Şoförken (1) bernd brunner (1) Bernice Rubens (1) beş peri hikayesi (1) beyazlı kadın (1) Bin Dokuz Yüz (1) Bir Aile Romanının Sonu (1) Bir Burjuvanın İtirafları (1) Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi (1) Bir Gençlik (1) Bir Gülme Salgınının Romanı (1) Bir IKEA Dolabında Mahsur Kalan Hint Fakirinin Olağanüstü Yolculuğu (1) bir intihar efsanesi (1) bir kaçırılma öyküsü (1) bir plak güzellemesi (1) Bir Rengin Tarihi (1) biraz dolaşacağım (1) birsel uzma (1) Biyografi (3) boris vian (1) Bruno Nardini (2) Bülbülün Gözündeki Cin (1) burma günleri (1) büyücü (1) Büyülü Dağ (2) büyülü gerçekçilik (1) Çağdaş Kürt Edebiyatı Öykü Seçkisi (1) Can çocuk (6) can deneme (3) can düşünce (1) can gotikromantik (4) can inceleme (1) can öykü (3) can öz (1) can roman (25) Can Roman Dizisi (7) can şiir (1) can yayınları (73) can yayınları gerilim (3) can yayınları öykü şenliği (7) Canım Sevgilim Inés (1) çarin laneti (1) carlos fuentes (2) Carmilla (1) carol dyhouse (1) Cemo (1) cesar aira (1) Cesare Pavese (4) charles dickens (1) Chimamanda Ngozi Adichie (1) christine orban (1) Cicim (1) çiğdem öztürk (1) Çin (1) cinayet oyunu (1) Çılgın Kalabalıktan Uzak (1) Çılgın Nar Ağacı (1) claire kendal (1) Claudine Monteil (1) çocuk kitabı (1) Çöl (1) Colette (1) D. H. Lawrence (1) damon young (1) Daniel Galera (1) Daniel Kehlmann (1) david vann (3) Değirmenimden Mektuplar (1) Delilikten Kurtar Bizi (1) deneme (3) deniz canefe (1) deniz kavukçuoğlu (1) Denizi Yitiren Denizci (1) dh lawrence (1) Dino Buzzati (1) Doris Lessing (3) Dörtlü (1) Dostoyevski (1) dr watson (1) Dünya Edebiyatı (2) dünya klasikleri dizisi (5) Dünyanın Ölçümü (1) dünyanın sonundaki ev (1) Düşünce (1) duygu akın (1) Duygusal Bir Yolculuk (1) Emma (1) ercan y yılmaz (1) esra birkan (1) eva luna anlatıyor (1) Evlilik (1) Eyfel Kulesi Kadar Kocaman Bir Bulutu Yutan Küçük Kız (1) eylülün gölgesinde bir yazdı (1) f scott fitzgerald (1) F. Scott Fitzgerald (1) Fanfan (1) feminizm (1) ferit edgü (1) Fernando Pessoa (2) Fil (1) Filozof Olmayanlar İçin Felsefeye Giriş (1) filozofların karnı (1) Floransa Büyücüsü (1) flores geceleri (1) Flört (1) Fransız Edebiyatı (1) friedrich balkonunda (1) gabriel garcia marquez (10) Gaetan Soucy (1) gece inerken (1) Geceyarısı Çocukları (1) Geniş Geniş Bir Deniz (1) George Eliot (1) george orwell (2) gerçek hesap bu (1) gezi yazısı (1) Girit (1) Gizli Başyapıt (1) Gökkuşağı (1) gösteriş (1) Gözyaşlarımı Sileceğim Gün (1) grazia deledda (1) Guillermo Cabrera Infante (1) gülünesi aşklar (1) gümüş karası deniz (1) Gündüz Güzeli (1) güneş tutulması (1) Günlük Yaşamdan Sanata (1) gustave flaubert (1) güvercin (1) handan balkara (1) hanım ananın cenaze töreni (1) havana (1) hayalet şehir (1) Hayatın O Güzel Şarkısı (1) Hayvan Çiftliği (1) Heinrich Böll (1) Heinrich von Kleist (1) henry james (1) Hermann Hesse (1) Hiroşima Sevgilim (1) hınzır kız (1) Homo Faber (1) Honore de Balzac (1) Horace Walpole (1) Huzursuzluğun Kitabı (1) İçimizdeki Şeytan (1) inceleme (1) inci kut (1) inci yankı (1) İnsancıklar (1) İpek (1) İrfan Yalçın (1) İri Memeler ve Geniş Kalçalar (1) isabel allende (7) Isabel İçin Bir Mandala (1) Italo Svevo (1) İtalo Svevo (1) italyan edebiyatı (1) iyi kalpli erendira (1) J. M. Coetzee (2) J.M. Coetzee (1) james hilton (1) Jane Austen (3) Japon edebiyatı (2) Japon edebiyatı Yaz Ortasında Ölüm (1) Japonya (2) jasper kent (3) Javier Marias (1) Jean Rhys (2) Jean-Claude Carriere (1) Jean-Paul Sartre (1) Johann Wolfgang Von Goethe (1) john banville (1) johnny sosa'nın şarkısı (1) jose mauro de vasconcelos (1) José Mauro de Vasconcelos (1) Jose Saramago (1) Joseph Kessel (1) Julio Cortazar (1) Julio Llmazares (1) Jun'ichirō Tanizaki (1) kaderin kızı (1) kadınlar (1) Kana Bulanmış Sakal (1) kara sohbet (1) Katedral (1) Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru (1) Kaybolan Sevgililere Yollar (1) kayıp kitaplar kütüphanesi (1) keçi dağı (1) kediler güzel uyanır (1) Kemal Bilbaşar (1) Kenzaburo Oe (1) Kibritleri Çok Seven Küçük Kız (1) kitap kapakları (1) Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın (1) kırk merak serisi (7) Kırmızı (1) Kızıl Darı Tarlaları (1) klasikler (13) koca sevimli dev (1) kolera günlerinde aşk (1) kör nişancı (1) Korkmuyorum (1) Körlerin Şarkısı (1) Körlük (1) küba (1) küçük şeylerin tanrısı (1) Kurbanı Beslemek (1) Kurnaz Tilki (1) kurt vonnegut (3) Kuşatılmış Yaşamlar (1) kutlay sındırgı (1) Kvaidan (1) ladu chatterley'nin aşığı (1) lady chatterley'nin aşığı yorum (1) Lafcadio Hearn (1) Latin Amerika (1) Laura Esquivel (2) Laurence Sterne (1) Le Clezio (1) Leonardo Da Vinci (1) Leonardo Sciascia (1) linn ullmann (1) Louis Althusser (1) Luis Sepulveda (2) Luis Sepúlveda (1) lupita ütü yapmayı seviyordu (1) Lütfen Sessiz Olur Musun (1) Lütfen? (1) Madam Sousatzka (1) madame bovary (1) magnus (1) Malcolm Lowry (1) Malte Laurids Brigge'nin Notları (1) Mansfield Park (1) manuel puig (1) Marguerite Duras (1) Mario Delgado Aparain (1) mario vargas llose (1) Markus Werner (1) Martıya Uçmayı Öğreten Kedi (1) Mathias Enard (1) Matisse Öyküleri (1) Mavi (1) mavi köpeğin gözleri (1) mavi sakal (1) Max Frisch (1) maya'nın günlüğü (1) meksika (1) mektup (1) michael cunningham (2) Michael Kohlhaas (1) Michel Houellebecq (2) michel onfray (1) Michel Pastoureau (1) Michelangelo (1) Miguel de Unamuno (1) miguel littin (1) Mihail Bulgakov (1) Mihail Lermontov (1) milan kundera (1) Mırıldandığım Öyküler (1) Mo Yan (2) moda'da gezinti (1) Mr. Gwyn (1) Nadeem Aslam (1) nadine gordimer (1) Nazlı Kar (1) Nefret (1) nejat işler (1) Niccolo Ammaniti (1) Nikos Kazancakis (2) nobel edebiyat ödülü (3) noel şarkısı (1) Odisseus Elitis (1) ölüm ilanı yazarı (1) on dokuz numaralı oda (1) on üç yıl sonra (1) oniki (1) örümcek kadının öpücüğü (1) otobiyografik roman (1) Otranto Şatosu (1) öykü (26) Özgürlük Aşıkları (1) Parma Manastırı (1) Patagonya Ekspresi (1) patrick mcgrath (1) Patrick Modiano (1) patrick süskind (2) Paul Auster (1) pekin'de sonbahar (1) Pereira İddia Ediyor (1) Peter Nadas (1) pislik (1) pınar aslan (1) polisiye (2) popüler tarih (1) Portekiz edebiyatı (1) psikolojik gerilim (1) Rabo Karabekian (1) rachel kushner (1) Rainer Maria Rilke (1) Raymond Carver (4) Raymond Radiguet (1) regaip minareci (1) roald dahl (1) Romain Puertolas (1) Romain Puértolas (1) roman (89) Rus edebiyatı (1) Sabır Taşı (1) Sabri Gürses (1) Şafakta Üç Kez (1) Salman Rushdie (2) sandor marai (1) Sapma (1) Saray'dan Saray'a Türkiye'de Gazetecilik Masalı (1) sardinya efsaneleri (1) sarı yağmur (1) Satürn'ün Halkaları (1) Savaşları Kralları ve Filleri Anlat Onlara (1) Şebnem Şenyener (1) Sedat Girgin (1) Semin Sayıt (1) senaryo (1) senin kitabın (1) Senin Köylerin (1) şer saati (1) serdar rifat kırkoğlu (1) şexo filik (1) şeyda öztürk (1) Shakespeare Olmak (1) Sheridan Le Fanu (1) sherlock holmes (1) sibel sakacı (1) Siddhartha (1) şiir (2) Silas Marner (1) şili'de gizlice (1) Simone de Beauvoir (1) sinan fişek (1) Sis (1) sisifonos söyleni (1) sırma köksal (1) Son Patron (1) Son Valsi Bana Sakla (1) stella düşerken (1) Stendhal (1) Stephen Greenblatt (2) süleyman doğru (2) susan fletcher (1) sylvie germain (1) tahsin yücel (1) taklitçiler (1) Tango'dan Taliban'a (1) Tanrı'yı Gören Köpek (1) tarih (1) Taşra Hayatından Manzaralar (1) Temel Parçacıklar (1) Thomas Hardy (1) Thomas Mann (3) Tırmık'a Tırmık (1) Tomris Uyar (1) Tuhaf Şeylere Dair Öyküler (1) türk edebiyatı dizisi (2) Türkiye (1) Türkü Söylüyor Otlar (1) Tutiname (1) Umberto Eco (2) Ümit Alan (1) Usta ile Margarita (1) Utanç (1) Uwe Timm (1) Uzaklıklar Eski Denizler (1) uzanma sanatı (1) uzun öykü (5) v.s. naipaul (1) vasconcelos (2) veba (1) vefasız peri (1) Venedik'te Ölüm (1) virginia ile vita (1) virginia woolf (1) W.G. Sebald (1) washington meydanı (1) wilkie collins (1) yaban muzu (1) yabancı (1) yalınayak yaşamak (1) Yalnız Kadınlar Arasında (1) Yamaçta (1) Yanardağın Altında (1) Yanılsamalar Kitabı (1) yaprak fırtınası (1) yaşamaya bak (1) Yaşlılık (1) yatay yaşamın elkitabı (1) Yavaş Adam (1) Yazınsal Yaşamlar (1) yekta kopan (1) Yeniden Çarmıha Gerilen İsa (1) Yeşil Peri Gecesi (1) yiğit okur (1) yitik ufuklar (1) Yorgun Sevda (1) Yukio Mişima (2) yüzyıllık yalnızlık (1) Zamanımızın Bir Kahramanı (1) zelda fitzgerald (1) Zeno'nun Bilinci (1) Zeyyat Selimoğlu (1) Zorba (1)

Hakkımızda

Merhaba! CAN'la Bir Sene Simay ve Elif'in yıl boyunca Can Yayınları'ndan okudukları 52 kitabı inceleyen bir blog. Her hafta en az bir kitap okumalıyız düşüncesiyle yola çıktık. Okuduklarımızı herkesle paylaşıp, insanlara okuma aşkımızı bulaştırmayı da iş edindik. Umarız siz de bizimle birlikte okur ve yeni yıla bambaşka bir insan olarak girersiniz.
 
Copyright © 2010 CAN'la Bir Sene, All rights reserved
Design by DZignine. Powered by Blogger