Showing posts with label gabriel garcia marquez. Show all posts
Showing posts with label gabriel garcia marquez. Show all posts

Gabriel Garcia Marquez - Yüzyıllık Yalnızlık

/ Sunday, December 28, 2014 /
Yılı, Marquez'in en sevdiğim kitaplarından Yüzyıllık Yalnızlık ile kapatıyorum. Ortaokuldan beri belirli aralıklarla okurum bu kitabı. Bu yıl ise Marquez'in artık dünyada olmadığını, bizimle aynı havayı solumadığını bile bile okumak çok garip, hüzünlü bir deneyim oldu. Fanilik, ahlaklılık gibi konulara odaklanan roman, yeni bir yere yerleşen Buendia ailesinin sessizlik ve yalnızlık içerisinde yaşamayı tercih edişini, yıllar geçtikçe aile bireylerinin nasıl değişip geliştiğini ele alıyor.
Yüzyıllık Yalnızlık'ı tekrar okuduğumda Marquez'in bu kitaba kadar yazdığı her şeyin bir hazırlık, bu kitaba doğru bir yol alma olduğunu düşündüm yeniden. Diğer kitaplarında da olan politik temalar bunda da var ve tarihi ele alan kitapların çoğunun tam tersine Marquez bize sıradan bireylerin etraflarındaki olaylardan nasıl etkilendiğini çok ama çok başarılı bir şekilde gösteriyor. İnsanın insan olduğunu, ne kadar farklılaşsak da aynı olduğumuzu gözler önüne seriyor. Tüm bunları yaparken de işin içine bol bol büyü ve fantazi katmasıyla gerçekle rüya arasında gidip geliyor, hepsini gerçek gibi yaşıyor, hissediyorsunuz. Marquez, yaşama, insana, aşka dair önemli bir hoca bence:

“Yüreğini kolla, ölmeden çürüyorsun.”
Herkesin en azından okumayı denemesi gereken bir kitap!


Tanıtım Yazısı:

"Yüzyıllık Yalnızlık'ı yazmaya başladığımda, çocukluğumda beni etkilemiş olan her şeyi edebiyat aracılığıyla aktarabileceğim bir yol bulmak istiyordum. Çok kasvetli kocaman bir evde, toprak yiyen bir kız kardeş, geleceği sezen bir büyükanne ve mutlulukla çılgınlık arasında ayrım gözetmeyen, adları bir örnek bir yığın hısım akraba arasında geçen çocukluk günlerimi sanatsal bir dille ardımda bırakmaktı amacım. Yüzyıllık Yalnızlık'ı iki yıldan daha kısa bir sürede yazdım, ama yazı makinemin başına oturmadan önce bu kitap hakkında düşünmek on beş, on altı yılımı aldı. Büyükannem, en acımasız şeyleri, kılını bile kıpırdatmadan, sanki yalnızca gördüğü olağan şeylermiş gibi anlatırdı bana. Anlattığı öyküleri bu kadar değerli kılan şeyin, onun duygusuz tavrı ve imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım. Yüzyıllık Yalnızlık'ı büyükannemin işte bu yöntemini kullanarak yazdım. Bu romanı dikkat ve keyifle okuyan, hiç şaşırmayan sıradan insanlar tanıdım. Şaşırmadılar, çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan bir şey anlatmamıştım, kitabımda gerçekliğe dayanmayan tek cümle bulamazsınız."


Bu kitapla ne içilir: Latte

Bu kitapla ne dinlenir: Pearl Jam - Immortality

Gabriel Garcia Marquez - Bir Kaçırılma Öyküsü

/ Sunday, November 16, 2014 /
Marquez'in büyülü gerçekçiliğinin devamını yalayıp yutma hevesiyle elinize aldıysanız...
BU KİTABI OKUMAYIN.

Ha eğer Hunter S. Thompson'a kafa tutabilecek bir gazetecilik örneği arıyorsanız, hemen gidin alın Bir Kaçırılma Öyküsü'nü. Şöyle anlatayım derdimi: küçüklüğümden beri büyüyünce yazıyla ilgili bir işim olacağını biliyordum. Lisenin başında ise Amerikan veya İngiliz Dili ve Edebiyatı okumaya kararlıydım. Ancak Lise 1'de hayatıma Marquez girdiğinde gazetecilik okumaya karar verdim. Çünkü Marquez, yazı maceralarına gazetecilikle başlayan, birebir gördüğü gerçekleri büyülü bir dille anlatmayı tercih eden bir yazar. Hatta ona kalırsa bir gazetecinin röportaj yaparken ses kayıt cihazı kullanmaması lazım mesela. Sadece kendine notlar alarak, konuşmayı aklında kaldığı şekilde aktarması en iyisi....
Kitapta, 1990'lı yıllarda Pablo Escobar'ın kurduğu ve yönettiği uyuşturucu karteli Medellin Cartel tarafından kaçırılan, hapsedilen ve sonra da serbest bırakılan kişilerin hikayesine yer veriliyor. Bazıları kitabı Kolombiya'nın tarihine ışık tutan bir kitap olarak görmeye çalışmış ve bu nedenle başarısız olduğunu düşünmüşler. Haklılar da aslında çünkü içinde azıcık tarih, biraz da politika olsa da Marquez büyülü gerçekçiliği bir kenara bırakmaya karar verdiğinde dahi her zaman en iyi şekilde yaptığı şeyi yapmaya devam ediyor: olayların insanlara etkilerini, insanların belli durumlardaki psikolojisini ve hislerini açıkça ortaya koymak.


Tanıtım Yazısı:

Yazarlık mesleğine gazete ve haber ajansı muhabirliğiyle başladıktan sonra 1960' lı yıllardan beri Latin Amerika taihini kendine özgü o 'büyülü gerçekçilik' üslubuyla roman ve öykülerinde yeniden anlatmaya koyularak, sanki tüm Latin Amerika için kimlik arayışına giren, Nobel Ödülü sahibi Kolombiyalı büyük yazar Gabriel Garcia Marguez , Kolombiya' yı yıllarca haraca kesen uyuşturucu kaçakçısı Pablo Escolar 'ın, can düşmanı olan öbür kartellerin elinden kurtulabilmek için bir yandan adalete teslim olma sürecini işletirken, öte yandan da pazarlık gücü kazanabilmek amacıyla tam dokuz kişiyi kaçırmasını anlatan 'Bir Kaçırılma Öyküsü' adlı bu yeni kitabıyla, gazeteciliğe bir tür dönüş yapıyor. Birçok yapıtında gazete haberlerinden yola çıkmış olan Gabriel Garcia Marguez , bu kez haberi romanlaştırırken, hemen hepsi gazeteci olan bu dokuz kişinin, ailelerinin, dostlarının, onları kaçırıp rehin tutanların ve hissettiklerini büyük bir ustalıkla ve bir gazeteci gözüyle ortaya koyuyor; Kolombiya' nın bu karanlık dönemini irdelerken de, ülkesinin gerçeklerine bir başka açıdan ışık tutmuş oluyor. Bir Kaçırılma Öyküsü' nün ilk basımını, yazıldığı dil olan İspanyolca dışında ikinci dilde yayınlayan ilk birkaç ülkeden biri olduğumuzu da övünçle belirtmek istiyoruz.


Bu kitapla ne içilir: Su

Bu kitapla ne dinlenir: This Life

Gabriel Garcia Marquez - Yaprak Fırtınası

/ Sunday, October 19, 2014 /
Isabel Allende, zamanında Marquez hakkında şunu söylemiş: "Bize, tarihimizi geri verdi." Yaprak Fırtınası'nı okurken Allende'nin bu sözleri çınladı durdu kulağımda. "Birdenbire kasabanın ortasına çöken bir kasırga gibi, arında yaprak fırtınasıyla" gelen bir muz şirketi, küçük çocuğunu cenazeye götüren, sonra da neden böyle bir seçim yaptığını sorgulayan bir kadın ve çok daha fazlası var Marquez'in ustaca kaleme aldığı bu öykülerde. Üç farklı jenerasyonun hikayesi, zaman diliminde farklı parçalar ziyaret edilerek veriliyor okura.

Marquez, bir röportajında ses kayıt cihazı açıldığında savunmacı bir hale büründüğünü belirtiyor. Ona göre gazeteciler, röportaj yaptıkları kişilerle uzun uzun sohbet ederken not almalı, konuşulanları kelimesi kelimesine değil, hatırladıkları şekilde aktarmalı. Yazdıkları, yaşadığı, başkalarından dinlediği olayları nasıl aktardığına dayanan bir yazar olarak "nasıl hatırladığı" kısmı belki de onun gerçekçiliğini büyülü, kendisini de büyülü gerçekçiliğin ustası yapan.
Kolombiya'nın Macondo kentinde geçiyor Yaprak Fırtınası ve gerçekten kenti ziyaret etmiş kadar oluyorsunuz. Muz fabrikasının uçurduğu tozlar burnunuza kaçıyor, aşırı sıcaklıkla birlikte her yerinize yapışıyor ve nefesinizi daraltıyorlar. Biraz batıl inanç, biraz folklor ve biraz da delilik sarıyor etrafınızı... Çoğu eleştirmenin de bence doğru bir şekilde gözlemlediği şekilde Marquez'in Yüzyıllık Yalnızlık öncesi yazdığı eserleri adeta bu romanı yazmaya bir hazırlık gibi. İşte bu yüzden şimdi eski eserlerine dönüp, nereden nereye geldiğini görmek inanılmaz bir yolculuk oldu benim için. Yüzyıllık Yalnızlık'ı da en sona saklıyorum o "big finish" için. 
Tanıtım Yazısı:

1982 Nobel Edebiyat Ödülü'nü 'Gabriel Garcia Marquez'e veren İsveç bilimler Akademisi, bu ödülün gerekçesinin şöyle açıklıyordu: 'Gerçekle gerçeküstünü, bir anakaranın yaşamını ve çelişkilerini zengin bir hayal dünyasında birleştiren roman ve çelişkilerinden dolayı bu ödül Gabriel Garcia Marquez'e verilmiştir.

Buradan satın alın; Gabriel Garcia Marquez - Yaprak Fırtınası

Bu kitapla ne dinlenir: Badly Drawn Boy - Pissing in the Wind

Bu kitapla ne içilir: Buzlu çay

Gabriel Garcia Marquez - Şer Saati

/ Saturday, September 6, 2014 /
Ah be ah! Uzun zamandır kitap okurken böyle ağlamamıştım. Yok, kitapta ağlatacak bir şey yok aslında. Beni çok ağlatan, Marquez'i, en en en en en sevdiğim yazarı yeni kaybetmiş olmamıza ek olarak Şer Saati'nin bana Marquez'e aşık olmamı sağlayan Kırmızı Pazartesi kitabını hatırlatmasıydı... Ah be ah! Belirsizlikleri, isimsiz yerleri bile sanki hepsinin önemli bir parçasıymışsınız gibi içinize işleyen bir adam bu!

Yine kimisine tuhaf gelecek karakterler (kanlı kuş tüyleri içinde uyuyan Papaz gibi), hem kişisel, hem de toplumsal çekişmeler var Marquez'in kaleminden akan. Tam üzücü bir şeyi okurken insanı güldürmeyi başaran, düşündüren, sorgulatan bir kitap Şer Saati. Çok fazla bıdı bıdı etmem boşuna aslında; anlatılmaz, yaşanır. "Bu tekne beni senin düşlerine taşıyacak..."
Tanıtım Yazısı:

Adı belirsiz bir Güney Amerika ülkesinin adı belirsiz bir kasabasında yağışlı, bunaltıcı bir sonbahar. Sıcak dayanılır gibi değil, yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyor, fareler kilisenin temellerini kemiriyorlar ve kasaba halkı bir diktatörlüğün boyunduğurunda inim inim inliyor. Bu sefil ülkede değişen bir tek hükümetler, onlarda çok sık ve kan dökülerek değişiyor. Sonra bir gün, kasabanın dulu Monteil'in çok önceden öngördüğü tuhaf bir olay yaşanıyor. Ama bir delinin kehanetine kim inanır ki? Birisi geceyarısı kasabalıların kapısına fitne dolu yakıştırmalar asmaya başlar. Ardından biri vurulur. Polis şefi de olan belediye başkanı işi ağırdan alır...

Gabriel Garcia Marquez'in bir solukta okunan, mizah ve eleştiri yüklü kısa romanı Şer Saati, kuşkular, sırlar, yolsuzluklar, ikiyüzlülükler ve suçların bir çıban gibi baş verip kan ve irin saçtığı o "şer saatleri"ni anlatıyor.


Bu kitapla ne içilir: Hiç içmediğiniz bir şey denemek iyi gider

Bu kitapla ne dinlenir: John Lennon - Imagine


Gabriel Garcia Marquez - Şili'de Gizlice

/ Sunday, July 27, 2014 /
Şili'de Gizlice, 1985 yılı başlarında memleketine girebilmek, askeri diktatörlükle yönetilen ülkesinin içinde bulunduğu durumu ortaya koyacak bir film çekmek için kılık ve kimlik değiştirerek Şili'de altı hafta geçiren yönetmen Migüel Littin'in hikayesi. Marquez, Şili'de Gizlice'yi Littin ile gerçekleştirdiği, teypte 18 saat, kağıt üzerinde ise 600 sayfa olan röportajdan derlemiş. Ki bence 600 sayfa olsa da yine aynı heyecanla okunurdu bu anlatı... 

Bu kitap sayesinde adını öğrendikten ve biraz araştırma yaptıktan sonra farkettim ki Miguel Littin'in hiç bir filmini izlememişim. Tatil dönüşü ise özellikle Şili'de Gizlice'ye konu olan filmi bulup izleyeceğim bir şekilde. Kişisel olduğu kadar bir ulusun geçirdiği kara döneme de ışık tutan Şili'de Gizlice'nin benim için biraz sinir bozucu olduğunu da itiraf etmem lazım. Neden derseniz, neredeyse 30 yıl önce (yani benim hayatta olduğum süre kadar öncesi) Şili'de gerçekleşen olayların çoğu, şu anda bizim ülkemizde oluyor. Salvador Allende'nin ardından yönetimi eline alan diktatör Pinochet, Allende'nin ulusallaştırdığı her şeyi satıryor, bir çok şeyi özelleştiriyor, memleketin canına okuyor. Tanıdık geliyor mu?

Özellikle şu kısımda çok irkildim mesela:

"Allende rejiminin sonuna kadar Şili yalnızca alçakgönüllü bir ülke olarak kalmıyordu, aynı zamanda tutucu burjuvazisi bile sadeliği ulusal bir erdem olarak görüyordu. İşbaşına gelen askeri cunta, ülkenin varlık içinde yüzdüğünü etkileyici bir biçimde göstermek isteyince Allende'nin kamulaştırdığı her şeyi hemen yeniden özelleştirdi, değerli ne varsa girişimcilere ve çokuluslu şirketlere sattı. Bunun sonucunda, gösterişli lüks mallarda büyük bir patlama oldu, kamu işlerinde göz boyayıcılık aldı yürüdü, böylece de ülkede görülesi bir zenginlik ve ekonomik denge olduğu yanılsaması yaratılmış oldu."

Yine soracağım: Tanıdık geliyor mu? Geliyordur. Ve ne yazık ki Littin'in maceralarının büyük bir kısmı size tanıdık gelecek. Gelmeyen kısımlarda ise kendinizi "bu da mı gelecek acaba başımıza?" diye endişelenirken bulacaksınız.

Tanıtım Yazısı:
1973 yılında, iri-yarı, siyah saçlı, sakallı bir sinema yönetmeni, askeri darbenin hemen ardından Şili'den kaçtı. On iki yıl sonra, zayıflamış, saçlarının rengi açılmış, sakalını kesmiş olarak geri döndü; sahte bir pasaportla, sahte bir ad altında, sahte bir geçmiş ve sahte bir eşle. Bu öykü, Pinochet yönetimi altındaki Şili'de hayatın nasıl olduğıunu gerçek boyutlarıyla dünyanın gözleri önüne sermek uğruna özgürlüğünü tehlikeye atarak şili'ye gizlice giren Miguel Littin'in öyküsüdür. Ünlü yazar Gabsriel Garcia Marquez, Miguel Littin'le yaptığı tam onsekiz saatlik bir görüşmeden sonra bu öyküyü romanlarından tanıdığımız ustaca anlatımıyla kaleme aldı. Pinochet'nin Şili'sini, dışı cilalı, içi yozlaşan o diktatörlük yönetiminin gerçek yüzünü, bu yönetime karşı çıkan, kimi başarılı olan kimi de işkence gören, kaybolan sayısız Şililinin kahramanca direnişini, sürgünde yaşamanın acısını derinden hisseden Littin'in serüvenini Şili'de Gizlice adı altında kitaplaştırdı.


Bu kitapla ne içilir: Çay

Bu kitapla ne dinlenir: Violeta Parra - Gracias a la vida

Julio Cortazar - Mırıldandığım Öyküler

/ Sunday, June 22, 2014 /
Öykü okumak bana her zaman biraz daha zahmetli gelmiştir. Az çok on sayfada olur biter her şey. Olan biteni ya anlar ve üzerine düşünürsünüz ya da hiçbir şey anlamadan ortada kalakalırsınız. Cortazar beni en çok zorlayan ve zahmete sokan yazarlardan biri oldu. 

Tomris Uyar sunuşunda “Çeviride yer yer Türkçe sözdizimini zorlayan tümcelere rastlayacaksınız. ... Cortazar, kendisini kulağa hoş gelen, akıcı bir Türkçe’yle çevirmemi hiç istemezdi sanırım.” diyerek okuyucuları bir yandan uyarırken bir yandan da merakta bırakıyor. Öylesine etkileyici bir sunuş yazmış ki, kitabı okumamak elden gelmiyor.



Borges ve Marquez gibi gerçeküstücüler ile aram hiç iyi değilken neden Cortazar ile iyi olsundu ki zaten? Daha bunu düşünemeden ilk hikaye “Kedi Uyumu”nda neye uğradığımı şaşırdım. Ardından gelen “Glenda’ya Öyle Tutkunuz ki” ile yavaş yavaş ısınıyorum derken “Gazete Kesikleri”nde kendimi kaybettim. Biraz ara verdim, dinlendim. Kitaba geri döndüğümde, Cortazar tüm “kendiliği” ile yerli yerindeydi. Bir öyküden diğerine geçerken duygularım ve aklım allak bullak oldu. En son öykü “Moebius Döngüsü”nü bitirdiğimde, uykum kaçmış, aklım karışmış, biraz perişan bir haldeydim. Ne yolculuktu! 

Julio Cortazar, herkese göre bir yazar değil diye düşünüyorum. İnsanı gerçekten zorlayan, sınayan bir tarafı var. Gelin görün ki, öykülerini okumak başlı başına bir macera. Sonunda nefret edecek bile olsanız, en azından bir kez okuyun derim. 

Tanıtım Yazısı:

"'Julio Cortazar', tanımak mutluluğuna eriştiğim en etkileyici insandı. Üstelik o yaşlı 1956 sonbaharının bitimine doğru, arasıra uğradığı, parmaklarını boyayan kocaman bir dolmakalemle önündeki okul defterine yazılar doldurmak üzere, Jean-Paul Sartre'dan yüz metre ötede, köşe masalarından birine kurulduğu, İngilizce adlı Paris kahvesinde onu ilk gördüğüm günden beri... İlk öyküler kitabı "Bestiario"yu okumuş, daha ikinci sayfasında, büyüyüp adam olduğum zaman böyle bir yazar olmak istediğimi anlamıştım. O belki de hiç istemeden herkesçe sevilmeyi başaran tek Arjantinliydi."
-Gabriel Garcia Marquez-


Bu kitapla ne içilir: Kahve! Ayık okumakta fayda var.

Bu kitapla ne dinlenir: Sessizliğin de bir sesi var diyor, çekiliyorum.

Gabriel Garcia Marquez - İyi Kalpli Erendira

/ Sunday, June 1, 2014 /
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki Marquez'in öykü koleksiyonlarını büyük bir zevkle okuyorum. İyi Kalpli Erendira da bunlardan biri oldu. Kitapta, yazarın 1961, 1968, 1970 ve 1972 yıllarında yazdığı öyküler var. Yazısının nasıl geliştiğini görmek çok ama çok güzel bir yolculuk. Şunu da söylemek gerekir ki, hep ama hep büyülüymüş dünya Marquez'in gözünden. Ve yıllar ilerledikçe de büyü daha bir artmış, gerçekle daha bir harmanlanmış... 

Ölümle yaşam arasındaki o tek nefeslik mesafe mesela hem sinir bozucu, hem de oldukça büyüleyici. Aşkın Ötesinde Sürekli Ölüm'de mesela ölü bir adamı son yolculuğuna en iyi şekilde yollamak için köyün bütün kadınları seferber oluyor. Ancak "uykuda da yaşamaya devam etme yeteneğine" sahip büyükanne ve torununun hikayesini anlatan İyi Kalpli Erendira ile İnsafsız Büyükannesinin İnanılmaz ve Acıklı Öyküsü beni en çok etkileyen öykü oldu. Belki de kitabın tanıtımında da belirtildiği gibi Yüzyıllık Yalnızlık'ı okurkenki hisleri uyandırdığı içindir.

Bu yıl okuyacağım Marquez kitapları daha bitmedi. Hem ağlamaklı oluyorum, hem büyüleniyorum, hem de gülümsüyorum hala onun kelimelerini içime çekerken. Çok ama çok güzel bir yolculuk var hala önümde...

Tanıtım Yazısı:

İyi Kalpli Erendira ile İnsafsız Büyükannesinin İnanılmaz ve Acıklı Öyküsü", bir öykü derlemesi değil. Gabriel Garcia Marquez'in 1972 yılında yazıp bir araya getirdiği öyküler kitabına verdiği ad bu. Yedi öykü var bu kitapta. Kitaba adını veren son öyküye kısa roman da diyebiliriz. Bu öyküleri yazdığında Gabriel Garcia Marquez, ünlü "Yüzyıllık Yalnızlık" adlı başyapıtını yazmış, yazarlığının doruğuna çıkmıştı. Gabriel Garcia Marquez'in keşfettiği ve kendinden sonra pek çok yazarı etkileyen "büyülü gerçekçilik", bu öykülerde bütün boyutlarıyla görülür. Özellikle kitaba adını veren "İyi Kalpli Erendira"da saflık ve kötülük, aşk ve nefret, somut birer kişilik kazanırken, öykü de gitgide ortaçağ destanlarına, halk ozanlarının türkülerine benzemeye başlar. Ülkemizde çok sevilen bu ünlü Kolombiyalı yazarın İspanyolca aslından çevrilen bu birbirinden güzel öykülerini kıvançla sunuyoruzİyi kalpli Erendira ile İnsafsız Büyükannesinin İnanılmaz ve Acıklı Öyküsü, bir öykü derlemesi değil. Gabriel Garcia Marquez'in 1972 yılında yazıp bir araya getirdiği öyküler kitabına verdiği ad bu. Yedi öykü var bu kitapta. Kitaba adını veren son öyküye kısa roman da diyebiliriz.


Bu kitapla ne içilir: Limonata

Bu kitapla ne dinlenir: Tori Amos - Icicle

Gabriel Garcia Marquez - Hanım Ana'nın Cenaze Töreni

/ Sunday, April 20, 2014 /
Dedelerim gitti benim; dedesiz kaldım. 

Şimdi anlıyorum Bon Jovi'nin "Bütün kahramanlarım öldü anne, bilmiyor musun?" derken neler hissettiğini...

İlki Balıkçı Dedem oldu. İnsanları üzmemeyi, her şeyin iyi yanını görmeyi, sevdiğim insanlara önem vermeyi, hal hatır sormayı, istediğimi başarmak için elimden geleni yapmayı öğrendim ondan. İlk bilgisayarıma, ilk bisikletime onun sayesinde sahip oldum. Yaz günleri uyandığımda koşa koşa odasına koştum, başımı göğsüne dayayıp hikayelerini dinledim. Kim bilir hatırlayamadığım daha neler kattı bana.

17 Nisan Perşembe gecesi Gabriel Garcia Marquez dedemi de kaybettim. Aşkı onun kelimelerinden öğrendim ben. Büyümenin değil, içindeki çocuğu kaybetmenin insanı mahvettiğini ondan öğrendim. Gerçekliğin içinde büyü bulmayı, burnumu sayfaların arasına sokup başka diyarlarda kaybolmayı ondan öğrendim.

Aynı gece, Hasan Dedem de yummuş hayata gözlerini. Öyle bir adamdı ki, kardeşim ve ben yazlıktaki sedirlerde rahat uyuyalım diye elinde sinek kovucuyla başımızda nöbet tutardı. Öyle bir adamdı ki ayaklarımız kesilmesin diye denizdeki taşları teker teker çıkarır, kıyıya atardı. Öyle bir adamdı ki dondurmayı ısmarlayan o olsun diye tavlada bile bile yenilirdi…


Artık kiminle balık tutacağım? Kim bana arabayı park edince el frenini çekmem gerektiğini tekrar tekrar hatırlatacak? Kim okumam için kucağımı kitaplarla dolduracak? Kim annemler görmeden ceplerimi gofretle dolduracak? Kim bacakları yorgunluktan titrer halde kumdan kaleler yapmama yardım edecek? Kim bana hikayeler anlatacak?

Eskiye takılanlar, ileriye gidemez diyorlar. Ama iyidir eskiler. Sevdiklerimizi, bizi sevenleri hatırlamak iyidir. Umarım Balıkçı Dedemin temiz kalbinden, Hasan dedemin hayatı tiye alışından, Marquez dedemin büyüsünden bana da bir şeyler bulaşmıştır.


Bo yorum yorum olmadı, biliyorum. Ama özellikle şimdiye kadar hiç Marquez okumadıysanız Hanım Ana'nın Cenaze Töreni'nden başlayın derim. Böylece onun hem yürek bukan, hem eğlenceli, hem de "büyülü" dünyasının tadına tek kitapta bakabilirsiniz. Eminim sonrasında ne yazdıysa yalayıp yutmak isteyeceksiniz. Bu sene ağlaya ağlaya Marquez okuyacağım kesinleşmiş durumda. Bundan sonrakiler için yorum gibi yorum yazmaya çalışacağıma söz veriyorum.


Tanıtım Yazısı:

Gabriel Garcia Marquez"in, yedi öyküsüyle birlikte kitaba adını veren, hayali bir cenaze töreni temasını işlediği "Hanım Ana'nın Cenaze Töreni" adlı uzun öyküsü 1962 yılında yayımlandığında, o günden sonra "Gabriel Garcia Marquez" yapıtlarının ana ögesi olacak olan "büyülü gerçekçilik", tüm görkemiyle ortaya çıkmış oluyordu. Yine Macondo ve yöresinde, bize bildik gelen kişiler ve olaylarla örülü bir dizi öykü arasında unutulmaz bir gezinti niteliğinde bu kitabında "Gabriel Garcia Marquez", gerçeği bizlere daha iyi iletebilmek için trajikomedi, mizah ve fantezi ögelerini ustalıkla bir arada dokuyarak kendi hayal dünyasının kapılarını okuyucuya açıyor.


Bu kitapla ne içilir: Tatlı bir şeyler.

Bu kitapla ne dinlenir: KT Tunstall - Throw Me a Rope

Gabriel Garcia Marquez - Kolera Günlerinde Aşk

/ Sunday, February 23, 2014 /
Çoğumuz, aşkın nasıl bir şey olduğunu kendimiz deneyimlemeden önce kitaplardan, filmlerden, dizilerden öğrenmiştir. Kimimiz aşık olduğumuzda midemizde kelebekler uçacağına, kimimiz ayaklarımızın yerden kesileceğine, kimimiz de gözümüzün başka hiç kimseyi görmeyeceğine inanmıştır. E, kimin aşk tanımına inandığınıza göre değişiyor tabii bu. Ben de Marquez’in usta kaleminden çıkan Florentino Ariza ve Fermina Daza’nın yarım yüzyıllık aşkına inandım işte.

Aşk maşk deyince tabii Kolera Günlerinde Aşk’ı hemen vıcık vıcık, aşkım, bebeğim misali bir roman sanmayın. Fermina, gençliğinde Florentino’yla tanışıp ona aşık olmuş olsa da kitabın başında kendisi Juvenal Urbino ile evli. Fermina ve Florentino 50 yıl sonra bir araya geldiğinde Florentino aşkını ilan ediyor. Ancak Fermina’nın verdiği tepki, adamı evinden atmak olduğu için ancak geçmiş yıllara geri dönmeye başladığımızda anlıyoruz bunun nasıl bir aşk olduğunu...

Kolera Günlerinde Aşk’ta sadece aşk değil, diğer konularda da hayat dersleri var aslında. Zamanın, 50 yıl gibi uzun bir zamanın insanları nasıl değiştirebileceğini görüyoruz mesela. Kendileriyle birlikte ilişkilerinin de nasıl değiştiğini gözlemliyoruz. Zamanın, insanların üzerinde olduğu kadar mekanlar ve kültür üzerinde de önemli bir etkisi olduğunu, insanların kıskançlığa kapıldıklarında neler yapabileceğini, yaşlandıkça ölümden korkar hale gelebileceklerini, yaşlılığın vücut kadar beyni de etkilediğini görüyoruz.

Kolera Günlerinde Aşk, bir sürü şeyi sorgulatacak yanı size. Bir çok “ölmeden önce okunması gerekenler” listesinde boşuna yer almıyor herhalde. Okuyun, sonra bize teşekkür edersiniz. Bu arada kitabın filmi de var ama beş para etmez. O nedenle "filmini izledim, kitabı okumama gerek yok" triplerine girmeyin sakın.


Tanıtım Yazısı:

Kolera Günlerinde Aşk", bırakılmış bir sevgilinin, yeniyetmelik yıllarından başlayarak yaşlılığın alacakaranlığına dek süren yarım yüzyıllık aşkının öyküsü. "Marquez"in, ustalığı, bu öyküyü bir destana dönüştürüyor: aşkın, deli-akıllı, yabanıl-evcil, tensel, romantik tüm biçimlerinin pastoral bir şiirin büyüsüne büründüğü bir destan. On dokuzuncu yüzyılın yirminci yüzyıla dönüştüğü bir zaman dilimini kapsayan bu bitmeyen aşkın gerisinde, çağdaşlaşma çabası içindeki bir toplumun çeşitli yönlerini, özellikle taşra kentsoyluluğunun saçmalıklarını ince bir alayla eleştiriyor yazar. Roman boyunca, aşk acılarının lirik rüzgarlarının esintileri arasında, Marquez'in, insancıl mizahı, sürekli olarak duyuruyor kendini. Bu nitelikleriyle, "Kolera Günlerinde Aşk", Marquez'in başyapıtı sayılan "Yüz Yıllık Yalnızlık"ın yanında tartışılmaz bir biçimde yerini alıyor.


Bu kitapla ne içilir: Bitki çayı
Bu kitapla ne yenir: Anane kurabiyesi
Bu kitapla ne dinlenir:  Adele - Make You Feel My Love


Gabriel Garcia Marquez - Mavi Köpeğin Gözleri

/ Sunday, January 26, 2014 /
Kendinizle mezarınız arasında yalnızca ölümünüz olduğunu hiç düşündünüz mü? Veya aynadaki yansımanızın sizi neden taklit ettiğini? Peki, ağaçtaki portakalların içinin birisinin “ölümün mutlak soluğuyla buz kesmiş etiyle” dolduğunu bilseydiniz o portakalları yiyebilir miydiniz? Ya da gözkapaklarınız kapalıyken hayat enerjisinden müthiş tasarruf ettiğinizi, organizmanızın gereksiz harcamalar yapmasını tamamen engellediğinizi biliyor muydunuz? 
Mavi Köpeğin Gözleri, Gabriel Garcia Marquez’in dünyanın dört bir yanında okurların kalbini kazanan Yüzyıllık Yalnızlık ve Kolera Günlerinde Aşk gibi eserlerinin öncesinde, 1947-1955 yılları arasında kaleme aldığı öyküleri barındırıyor. Gerçeklikle büyüyü etkileyici bir biçimde bir araya getirebilen Marquez, okurlarını her satırda şaşırtmaktan da geri kalmıyor. Büyülü gerçekçiliğin yaratıcısı olarak bilinen yazar, zaman kavramı olmayan öykülerinde gerçekle masal arasında gidip geliyor. Masallar kadar büyülü olduğu gibi 3’üncü sayfa haberleri kadar da rahatsız edici olabilen hikayeler insana cidden “Marquez anlatılmaz, yaşanır” dedirtiyor.

Gözleri çulluklar tarafından oyulan üç adamın hikayesini ele alan Çullukların Gecesi benim favorim oldu. Sonradan fark ettim ki tanıtım yazısında Marquez’in bu hikayeyi Yüzyıllık Yalnızlık’a bile değişmem dediği belirtilmiş. Özellikle Marquez’in dünyasına nereden dalacağını bilemeyenler için çok güzel bir başlangıç olur Mavi Köpeğin Gözleri.

Tanıtım yazısı:

"Görünmez bir güneş omuzlarımızı ısıtmaya başladı. Ama güneşin varlığı bile ilgimizi çekmiyordu. Mesafe, zaman ve yön kavramımızı kaybetmiş halde orada, nerede olduğunu bilmediğimiz bir yerde oturduk. Yanımızdan birçok ses geçti. 'Çulluklar gözlerimizi oydu,' dedik. Seslerden biriyse şöyle dedi: 'Bunlar gazeteleri fazla ciddiye almışlar.' Sesler ortadan kayboldu. Bizse öylece, omuz omuza oturmaya devam ettik." 

Rüyalar, kazalar, pişmanlıklar, inanç, özlem ve ölüm... 

Büyülü gerçekliğin gizemli ve puslu atmosferlerle buluştuğu bu öykülerde Gabriel García Márquez, yatalak bir genç adam, kedisinin bedenine girmek isteyen bir kadın, evladının ölümünün yaraladığı bir anne, ikizi ölen bir kardeş, gözleri çulluklar tarafından oyulan üç adam, kurbanını sabırla bekleyen ölüm meleği gibi birbirinden çok farklı kurgusal ve mitolojik kahramanlara gönderme yapan kişiliklerin, bedensel ve düşünsel hassasiyet anlarını anlatıyor.

Yazarın ilk eserlerini barındıran Mavi Köpeğin Gözleri, Márquez'in 1947-1955 yılları arasında yazdığı on iki öyküden oluşuyor. Kitap, tarzı, temaları, karakterleri ve bilhassa yazarın "Yüzyıllık Yalnızlık'a değişmem," dediği "Çullukların Gecesi" öyküsüyle bir Márquez şenliği.



Bu kitapla ne içilir: Alışık olmadığınız bir şeyler tercih edilebilir. Sıcak çikolatanın içine marshmallow atılabilir mesela.
Bu kitapla ne dinlenir: Amanda Palmer and Neil Gaiman -Psycho

Labels

1988 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü (1) 2001 nobel edebiyat ödülü (1) 2010 nobel edebiyat ödülü (1) 30 Şubat (1) A. S. Byatt (2) Acı Çikolata (1) adem uludağ (1) Ağustosta Tatil (1) alan pauls (1) albert camus (2) Alessandro Baricco (3) Alessandro Barico (1) alev püskürtenler (1) alexander pechmann (1) Alexandre Jardin (1) alice munro (2) Allah Senden Razı Olsun Bay Rosewater (1) Alman edebiyatı (1) Alphonse Daudet (1) Altın Defter (1) Altın Ejder Krallığı (1) amelie nothomb (1) Amerikana (1) Andre Gide (1) anlatı (3) ann hood (1) Antonio Tabucchi (2) Arkadaşlık (1) arthur conan doyle (1) Arundhati Roy (1) aşk (2) Aşk Konuştuğumuzda Ne Konuşuruz (1) Aşk Romanları Okuyan İhtiyar (1) Aşk ve Gurur (1) aşk ve ölüm üzerine (1) Aşktan ve Gölgeden (1) Atiq Rahimi (1) Ay ve Şenlik Ateşleri (1) aydın emeç (1) Aydın Engin (3) Ayfer Tunç (2) Ayrı Yol (1) bahçede felsefe (1) Baskervillelerin Köpeği (1) Baykuşun Günü (1) bazı kadınlar (1) behçet necatigil (1) Ben Frankfurt’ta Şoförken (1) bernd brunner (1) Bernice Rubens (1) beş peri hikayesi (1) beyazlı kadın (1) Bin Dokuz Yüz (1) Bir Aile Romanının Sonu (1) Bir Burjuvanın İtirafları (1) Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi (1) Bir Gençlik (1) Bir Gülme Salgınının Romanı (1) Bir IKEA Dolabında Mahsur Kalan Hint Fakirinin Olağanüstü Yolculuğu (1) bir intihar efsanesi (1) bir kaçırılma öyküsü (1) bir plak güzellemesi (1) Bir Rengin Tarihi (1) biraz dolaşacağım (1) birsel uzma (1) Biyografi (3) boris vian (1) Bruno Nardini (2) Bülbülün Gözündeki Cin (1) burma günleri (1) büyücü (1) Büyülü Dağ (2) büyülü gerçekçilik (1) Çağdaş Kürt Edebiyatı Öykü Seçkisi (1) Can çocuk (6) can deneme (3) can düşünce (1) can gotikromantik (4) can inceleme (1) can öykü (3) can öz (1) can roman (25) Can Roman Dizisi (7) can şiir (1) can yayınları (73) can yayınları gerilim (3) can yayınları öykü şenliği (7) Canım Sevgilim Inés (1) çarin laneti (1) carlos fuentes (2) Carmilla (1) carol dyhouse (1) Cemo (1) cesar aira (1) Cesare Pavese (4) charles dickens (1) Chimamanda Ngozi Adichie (1) christine orban (1) Cicim (1) çiğdem öztürk (1) Çin (1) cinayet oyunu (1) Çılgın Kalabalıktan Uzak (1) Çılgın Nar Ağacı (1) claire kendal (1) Claudine Monteil (1) çocuk kitabı (1) Çöl (1) Colette (1) D. H. Lawrence (1) damon young (1) Daniel Galera (1) Daniel Kehlmann (1) david vann (3) Değirmenimden Mektuplar (1) Delilikten Kurtar Bizi (1) deneme (3) deniz canefe (1) deniz kavukçuoğlu (1) Denizi Yitiren Denizci (1) dh lawrence (1) Dino Buzzati (1) Doris Lessing (3) Dörtlü (1) Dostoyevski (1) dr watson (1) Dünya Edebiyatı (2) dünya klasikleri dizisi (5) Dünyanın Ölçümü (1) dünyanın sonundaki ev (1) Düşünce (1) duygu akın (1) Duygusal Bir Yolculuk (1) Emma (1) ercan y yılmaz (1) esra birkan (1) eva luna anlatıyor (1) Evlilik (1) Eyfel Kulesi Kadar Kocaman Bir Bulutu Yutan Küçük Kız (1) eylülün gölgesinde bir yazdı (1) f scott fitzgerald (1) F. Scott Fitzgerald (1) Fanfan (1) feminizm (1) ferit edgü (1) Fernando Pessoa (2) Fil (1) Filozof Olmayanlar İçin Felsefeye Giriş (1) filozofların karnı (1) Floransa Büyücüsü (1) flores geceleri (1) Flört (1) Fransız Edebiyatı (1) friedrich balkonunda (1) gabriel garcia marquez (10) Gaetan Soucy (1) gece inerken (1) Geceyarısı Çocukları (1) Geniş Geniş Bir Deniz (1) George Eliot (1) george orwell (2) gerçek hesap bu (1) gezi yazısı (1) Girit (1) Gizli Başyapıt (1) Gökkuşağı (1) gösteriş (1) Gözyaşlarımı Sileceğim Gün (1) grazia deledda (1) Guillermo Cabrera Infante (1) gülünesi aşklar (1) gümüş karası deniz (1) Gündüz Güzeli (1) güneş tutulması (1) Günlük Yaşamdan Sanata (1) gustave flaubert (1) güvercin (1) handan balkara (1) hanım ananın cenaze töreni (1) havana (1) hayalet şehir (1) Hayatın O Güzel Şarkısı (1) Hayvan Çiftliği (1) Heinrich Böll (1) Heinrich von Kleist (1) henry james (1) Hermann Hesse (1) Hiroşima Sevgilim (1) hınzır kız (1) Homo Faber (1) Honore de Balzac (1) Horace Walpole (1) Huzursuzluğun Kitabı (1) İçimizdeki Şeytan (1) inceleme (1) inci kut (1) inci yankı (1) İnsancıklar (1) İpek (1) İrfan Yalçın (1) İri Memeler ve Geniş Kalçalar (1) isabel allende (7) Isabel İçin Bir Mandala (1) Italo Svevo (1) İtalo Svevo (1) italyan edebiyatı (1) iyi kalpli erendira (1) J. M. Coetzee (2) J.M. Coetzee (1) james hilton (1) Jane Austen (3) Japon edebiyatı (2) Japon edebiyatı Yaz Ortasında Ölüm (1) Japonya (2) jasper kent (3) Javier Marias (1) Jean Rhys (2) Jean-Claude Carriere (1) Jean-Paul Sartre (1) Johann Wolfgang Von Goethe (1) john banville (1) johnny sosa'nın şarkısı (1) jose mauro de vasconcelos (1) José Mauro de Vasconcelos (1) Jose Saramago (1) Joseph Kessel (1) Julio Cortazar (1) Julio Llmazares (1) Jun'ichirō Tanizaki (1) kaderin kızı (1) kadınlar (1) Kana Bulanmış Sakal (1) kara sohbet (1) Katedral (1) Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru (1) Kaybolan Sevgililere Yollar (1) kayıp kitaplar kütüphanesi (1) keçi dağı (1) kediler güzel uyanır (1) Kemal Bilbaşar (1) Kenzaburo Oe (1) Kibritleri Çok Seven Küçük Kız (1) kitap kapakları (1) Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın (1) kırk merak serisi (7) Kırmızı (1) Kızıl Darı Tarlaları (1) klasikler (13) koca sevimli dev (1) kolera günlerinde aşk (1) kör nişancı (1) Korkmuyorum (1) Körlerin Şarkısı (1) Körlük (1) küba (1) küçük şeylerin tanrısı (1) Kurbanı Beslemek (1) Kurnaz Tilki (1) kurt vonnegut (3) Kuşatılmış Yaşamlar (1) kutlay sındırgı (1) Kvaidan (1) ladu chatterley'nin aşığı (1) lady chatterley'nin aşığı yorum (1) Lafcadio Hearn (1) Latin Amerika (1) Laura Esquivel (2) Laurence Sterne (1) Le Clezio (1) Leonardo Da Vinci (1) Leonardo Sciascia (1) linn ullmann (1) Louis Althusser (1) Luis Sepulveda (2) Luis Sepúlveda (1) lupita ütü yapmayı seviyordu (1) Lütfen Sessiz Olur Musun (1) Lütfen? (1) Madam Sousatzka (1) madame bovary (1) magnus (1) Malcolm Lowry (1) Malte Laurids Brigge'nin Notları (1) Mansfield Park (1) manuel puig (1) Marguerite Duras (1) Mario Delgado Aparain (1) mario vargas llose (1) Markus Werner (1) Martıya Uçmayı Öğreten Kedi (1) Mathias Enard (1) Matisse Öyküleri (1) Mavi (1) mavi köpeğin gözleri (1) mavi sakal (1) Max Frisch (1) maya'nın günlüğü (1) meksika (1) mektup (1) michael cunningham (2) Michael Kohlhaas (1) Michel Houellebecq (2) michel onfray (1) Michel Pastoureau (1) Michelangelo (1) Miguel de Unamuno (1) miguel littin (1) Mihail Bulgakov (1) Mihail Lermontov (1) milan kundera (1) Mırıldandığım Öyküler (1) Mo Yan (2) moda'da gezinti (1) Mr. Gwyn (1) Nadeem Aslam (1) nadine gordimer (1) Nazlı Kar (1) Nefret (1) nejat işler (1) Niccolo Ammaniti (1) Nikos Kazancakis (2) nobel edebiyat ödülü (3) noel şarkısı (1) Odisseus Elitis (1) ölüm ilanı yazarı (1) on dokuz numaralı oda (1) on üç yıl sonra (1) oniki (1) örümcek kadının öpücüğü (1) otobiyografik roman (1) Otranto Şatosu (1) öykü (26) Özgürlük Aşıkları (1) Parma Manastırı (1) Patagonya Ekspresi (1) patrick mcgrath (1) Patrick Modiano (1) patrick süskind (2) Paul Auster (1) pekin'de sonbahar (1) Pereira İddia Ediyor (1) Peter Nadas (1) pislik (1) pınar aslan (1) polisiye (2) popüler tarih (1) Portekiz edebiyatı (1) psikolojik gerilim (1) Rabo Karabekian (1) rachel kushner (1) Rainer Maria Rilke (1) Raymond Carver (4) Raymond Radiguet (1) regaip minareci (1) roald dahl (1) Romain Puertolas (1) Romain Puértolas (1) roman (89) Rus edebiyatı (1) Sabır Taşı (1) Sabri Gürses (1) Şafakta Üç Kez (1) Salman Rushdie (2) sandor marai (1) Sapma (1) Saray'dan Saray'a Türkiye'de Gazetecilik Masalı (1) sardinya efsaneleri (1) sarı yağmur (1) Satürn'ün Halkaları (1) Savaşları Kralları ve Filleri Anlat Onlara (1) Şebnem Şenyener (1) Sedat Girgin (1) Semin Sayıt (1) senaryo (1) senin kitabın (1) Senin Köylerin (1) şer saati (1) serdar rifat kırkoğlu (1) şexo filik (1) şeyda öztürk (1) Shakespeare Olmak (1) Sheridan Le Fanu (1) sherlock holmes (1) sibel sakacı (1) Siddhartha (1) şiir (2) Silas Marner (1) şili'de gizlice (1) Simone de Beauvoir (1) sinan fişek (1) Sis (1) sisifonos söyleni (1) sırma köksal (1) Son Patron (1) Son Valsi Bana Sakla (1) stella düşerken (1) Stendhal (1) Stephen Greenblatt (2) süleyman doğru (2) susan fletcher (1) sylvie germain (1) tahsin yücel (1) taklitçiler (1) Tango'dan Taliban'a (1) Tanrı'yı Gören Köpek (1) tarih (1) Taşra Hayatından Manzaralar (1) Temel Parçacıklar (1) Thomas Hardy (1) Thomas Mann (3) Tırmık'a Tırmık (1) Tomris Uyar (1) Tuhaf Şeylere Dair Öyküler (1) türk edebiyatı dizisi (2) Türkiye (1) Türkü Söylüyor Otlar (1) Tutiname (1) Umberto Eco (2) Ümit Alan (1) Usta ile Margarita (1) Utanç (1) Uwe Timm (1) Uzaklıklar Eski Denizler (1) uzanma sanatı (1) uzun öykü (5) v.s. naipaul (1) vasconcelos (2) veba (1) vefasız peri (1) Venedik'te Ölüm (1) virginia ile vita (1) virginia woolf (1) W.G. Sebald (1) washington meydanı (1) wilkie collins (1) yaban muzu (1) yabancı (1) yalınayak yaşamak (1) Yalnız Kadınlar Arasında (1) Yamaçta (1) Yanardağın Altında (1) Yanılsamalar Kitabı (1) yaprak fırtınası (1) yaşamaya bak (1) Yaşlılık (1) yatay yaşamın elkitabı (1) Yavaş Adam (1) Yazınsal Yaşamlar (1) yekta kopan (1) Yeniden Çarmıha Gerilen İsa (1) Yeşil Peri Gecesi (1) yiğit okur (1) yitik ufuklar (1) Yorgun Sevda (1) Yukio Mişima (2) yüzyıllık yalnızlık (1) Zamanımızın Bir Kahramanı (1) zelda fitzgerald (1) Zeno'nun Bilinci (1) Zeyyat Selimoğlu (1) Zorba (1)

Hakkımızda

Merhaba! CAN'la Bir Sene Simay ve Elif'in yıl boyunca Can Yayınları'ndan okudukları 52 kitabı inceleyen bir blog. Her hafta en az bir kitap okumalıyız düşüncesiyle yola çıktık. Okuduklarımızı herkesle paylaşıp, insanlara okuma aşkımızı bulaştırmayı da iş edindik. Umarız siz de bizimle birlikte okur ve yeni yıla bambaşka bir insan olarak girersiniz.
 
Copyright © 2010 CAN'la Bir Sene, All rights reserved
Design by DZignine. Powered by Blogger