Showing posts with label roman. Show all posts
Showing posts with label roman. Show all posts

Aşk ve Gurur - Jane Austen

/ Sunday, November 5, 2017 /
Aşk ve Gurur, Jane Austen'ın en çok okunan ve gördüğüm kadarıyla en çok sevilen kitabı. Austen en çok sevdiği kitabının Emma olduğunu belirtmiş olsa da genel olarak okur kitlesi ona pek katılmıyor gibi görünüyor. Ben de daha önce sadece Emma ve Northanger Manastırı'nı okuduğumdan henüz favori kitabına karar verememiş olsam da Aşk ve Gurur ve Emma'yı aynı derece sevdim diyebilirim. Belki Aşk ve Gurur'a biraz daha gülmüşümdür.


Aşk ve Gurur, gururlu, soysuz ve fakir Elizabeth Bennet ve önyargılı, soylu ve zengin Fitzwilliam Darcy karakterleri aracılığı ile hem bir aile üzerinden toplumu hem de birden fazla aşk hikayesini anlatıyor. Şu cümleyi yazarken, yazdıklarıma gülerken buldum kendimi ama roman tam da bunları işliyor. Darcy önyargılarından dolayı kendi statüsünde olmayan bir insanla evlenemeyeceğini düşünüyor ve bu düşüncesini arkadaşlarına da empoze etmekten sakınmıyor. Elizabeth Bennet ise güzeller güzeli ablası Jane ve diğer renkli karakterdeki kız kardeşleriyle sade bir yaşam sürüyor. Darcy'nin iyi huylu ve pek sevimli arkadaşı Bay Bingley Bennet ailesinin yaşadığı yerde bir malikane kiralıyor ve hikaye de böyle başlıyor. Bennet ailesi okuması eğlenceli bir aile olmakla beraber anne Bennet, Austen'ın da defalarca belirtmekten çekinmediği gibi kuş beyinli bir kadın ve okuru da çileden çıkarıyor elbette. Ancak evin reisi baba Bennet hayli komik ve sempatik bir karakter. Galiba bu romanda en çok Bay Bennet'ı sevdim. Bay Darcy ise ne yazık ki Emma'daki Bay Knightley'nin eline bile su dökemez kanımca. Bilmem siz ne dersiniz? Keyifle okuyun ve ardından hem mini seriyi hem de filmi seyredin derim.


Tanıtım yazısı:

Aşk ve Gurur, taşralı bir beyfendinin kızı olan Elizabeth Bennett ile varlıklı ve soylu toprak sahibi Fitzwilliam Darcy arasındaki çatışmayı anlatır. Gerçi Jane Austen bu iki karakteri birbirlerinin tuzağına düşmüş kişiler gibi sunar, ama "ilk izlenim"i tersine çevirmekte gecikmez: Soyluluk ve servetten kaynaklanan "gurur" ile elizabeth'in ailesinin soylu olmayışı karşısında beslediği "önyargı", Darcy'yi mesafeli davranmak zorunda bırakır. Elizabeth'in davranışında da hem özsaygının uyandırdığı "gurur", hem de Darcy'nin züppeliği karşısındaki "önyargı" etkili olur. Zeki ve coşkulu Elizabeth yalnızca Austen'ın en çok sevdiği kadın kahramanı değil, aynı zaman bütün İngiliz edebiyatının en çok ilgi uyandıran kadın roman kişiliklerinden biridir.

Sıradan insanların günlük yaşamlarını işleyerek romana ilk kez belirgin bir modern nitelik kazandıran Austen'ın en sevilen romanlarından biri olan Aşk ve gurur'u, Nihal Yeğinobalı'nın yetkin Türkçesiyle sunuyoruz.

Buradan satın alın: Aşk ve Gurur - Jane Austen

Bu kitapla ne içilir: Böylesi İngiliz bir kitaba elbette çay yakışır. Ben kaç kupa içtiğimi hesaplayamıyorum bile.
Bu kitapla ne dinlenir: Ben müzik dinlemekten özellikle kaçındıysam da kuşların seslerine hiç hayır diyemedim. Şöyle bir şen sesler grubu sizin de hoşunuza gidecektir eminim: British Countryside In the Summertime

Utanç - J. M. Coetzee

/ Sunday, October 22, 2017 /
Utanç J. M. Coetzee'nin Taşra Hayatından Manzaralar ve Yavaş Adam'dan sonra okuduğum üçüncü kitabı oldu. Her kitabından sonra Coetzee'ye daha çok vuruluyorum ancak bu kitap beni en derinden yaralayan kitabı oldu. Hatta son zamanlarda okuduğum en sarsıcı romandı diyebilirim. Hiçbir şekilde kolay bir okuma olmayan bu roman, okurları kitap bittikten sonra da rahatsız etmeye devam edecek.


Utanç, bir öğrencisiyle ilişkisini takiben akademik hayattan çıkarılan bir profesörün, David'in hayatını anlatıyor. Elbette David'in hayatı ile birlikte, Güney Afrika'yı, kadınları, caniliği, vahşeti ve o karmakarışık insan doğasını irdeliyor yazar. Üniversitedeki işinden olduktan sonra kızı Lucy'nin çiftliğine gidiyor David. Burada bir süre kalmayı planlarken korkunç bir saldırıya uğruyorlar. Bundan sonra da hem David'in hem de Lucy'nin hayatı tamamen değişiyor. Coetzee her zaman çok çarpıcı karakterler yaratsa da bu kitabında yarattığı Lucy, beni özellikle etkiliyor. Ömrümce okuduğum en rahatsız edici ama bir yandan da en gerçek karakter olabilir bu. Mutlaka okuyun derim, çok etkileneceksiniz. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

J.M. Coetzee, okuruna yumuşak bir roman sunmuyor, sert bir öy­kü anlatıyor. İnanılmaz güzellikte ama kasvetli bir öy­kü. Utanç, bir kız öğrencisiyle ilişkiye giren Profesör David Lurie’nin düşüşünü anlatıyor. Okul yönetimince savunması istenen David, kendisini savunmadan, suçlamaları okumayı bile reddederek hakkındaki iddia­ların yer aldığı belgeleri imzalar. Sadece okulu değil, o kenti de terk ederek kızı Lucy’nin çiftliğine sığınır. Çiftlikteki yaşama koşullarına ve ırk ayrımının yeni boyutlar aldığı bir topluma uyum sağlama yolunda inançsızca sürdürdüğü çabaları, bir gün kızıyla birlikte uğradığı vahşi bir saldırıyla kesintiye uğrar.
 
Romanda Lurie’nin kişisel öyküsü ile Güney Afrika’nın öyküsü iç içe geçiyor; beyazıyla siyahıyla bütün Afrikalıların bildikleri kuralların tümü tersine dönüyor, çarpıtılıyor. Utanç, aslında insan olmanın ne anlama geldiğini arayan bir roman. J.M. Coetzee, insanın içine işleyen gerçekleri yalın ama vurucu bir üslupla dile getirirken yaşayan en iyi romancılardan biri olarak anılmayı hak ediyor.
 
Buradan satın alın: Utanç - J. M. Coetzee

Bu kitapla ne içilir: Sizi en çok ne rahatlatıyorsa onu için derim, ihtiyacınız olacak. Ben bol limonlu çay tükettim.
 
Bu kitapla ne dinlenir: Sinirleri yatıştıracak bir liste: Calm Vibes

Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru - Heinrich Böll

/ Sunday, September 10, 2017 /
Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru, yazarın Trenin Tam Saatiydi adlı kitabından sonra okuduğum ikinci kitabı oldu ve ne yazık ki bu kitabı yazarın ilk romanı kadar sevemedim. Hem konusu hem de kurgusu itibariyle "okunması gereken" ve fakat ne yazık ki insanı üzüp, çıldırtan bir kitap bu. Özellikle zavallı Katharina Blum'un başına gelenler sizde "olağan bir durum" etkisi yaratıyorsa, yıllar önce yazılmış bu kitap sizi daha da çarpacak demektir.


Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru, Katharina Blum'un bir anarşisti evine alması ve onun polisler yakalamadan kaçması ile hayatının zindan olmasını anlatıyor. Satış uğruna her türlü yalan haber ve sınırları olmayan karalamalar yazan bir gazete, bu gazeteyi inançla okuyan bir toplum ve kanunu kendi kurallarınca eğip büken bir polis kurumu ve yargı düşünün. Tüm bunların karşısında yıllarca çalışıp kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan, işini kusursuz bir şekilde yapan ve bağımsız bir kadın olan Katharina Blum var. Okurken sinirlenmeden edemeyeceksiniz. Rahmetli Ahmet Cemal'in çevirisi enfes olsa da yazarın rapor aktarır gibi yazdığı bu kitap ne yazık ki pek edebi bir keyif vermedi bana. Yazarla ilk kez tanışacaksanız başka bir kitabını okumanızı tavsiye ederim. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

İkinci Dünya Savaşı sonrası Alman edebiyatının en önemli temsilcilerinden Heinrich Böll, savaş dönemleri ve savaş sonrası yokluk yılların­daki yurtsuzluk, işsizlik gibi konuları ve bunların yarattığı toplumsal ve ahlaki sorunları eserlerinde farklı yönleriyle işlemiştir.

1974’te yayımlanan Katharina Blum’un Çiğnenen Onuru ise, Böll’ün sorunların kaynağını kurulu düzende aramaya yöneldiği yapıtlarındandır. Kitap bir bakıma, Almanya’nın terörle yüz yüze geldiği, Baader-Meinhof’lu yılların ürünüdür. Tüm kişisel değerleri ayaklar altına alınan, hem yakın çevresi hem de tüm toplum karşısında savunmasız bırakılan Katharina Blum’un tek suçu bir anarşistin sevgilisi olmaktır. Böll, daha fazla satış uğruna yalan haber veren basına da, teröristleri izlerken antidemokratik yollara başvuran polis ve yargı mekanizmasına da acımasız eleştiriler yöneltir. Özel yaşam karşısında medyanın sorumsuzluğunu ve güvenlik güçlerinin bireysel özgürlükleri kayıtsızca çiğnemesini evrensel bir yaklaşımla ele alarak eleştirir.

Buradan satın alın; Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru - Heinrich Böll

Bu kitapla ne içilir: Sinirleri yatıştıran bitki çayı karışımı hiç fena olmaz.
Bu kitapla ne dinlenir: Olafur Arnalds

Sis - Miguel de Unamuno

/ Sunday, August 27, 2017 /

Sis, İspanya'nın dünyaya kazandırdığı ünlü isimlerden Miguel de Unamuno'nun okuduğum ilk kitabı oldu ve sanırım sonuncusu da olmayacak. Unamuno her şeyden önce hayli ilginç bir yazar. Sadece ilginç olduğu için ne az bir kez okunmalı diye düşünüyorum. Ancak Sis adlı yapıtı sadece ilginç olmakla kalmayıp birçok farklı konuya değişiniyor. Bu üstkurmaca roman aslında bir "fikirler romanı" ancak için de komedi, trajik bir aşk hikayesi ve birbirinden renkli karakterler içeriyor.


Sis'in ana kahramanı Augusto hali vakti yerinde, işsiz güçsüz ve ancak ruhu da beyni de hiç de fena olmayan bie gençtir. Hikaye Augusto'nun Eugenia'ya aşık olmasıyla (ya da aşık olduğunu sanmasıyla) başlar. Ancak Augusto daha önce aşık olmamıştır ve ancak en yakın arkadaşı Victor ile (ki o da edebiyata yeni bir tür kazandırmakla uğraşmaktadır) aşk üzerine konuştuğunda kafasının biraz karıştığını görür. Gelin görün ki Eugenia başka bir adama sırılsıklam aşıktır ve ancak bu adam ne yazık ki Eugenia'nın da standartlarında değildir. Eugenia'nın mistik anarşist eniştesi ve tam bir eski kafalı olan halası da Augusto'nun dünyasına girmişlerdir artık. Ah bir de tabi Orpheus, o sevimli mi sevimli, insanın tek dostu olan köpek! Kitabın sonlarına doğru bir de Unamuno giriyor işin içine, Augusto ile ölüm üzerine konuşuyorlar. Sonra olanlar oluyor zaten... kitapta hayat ve insanlar üzerine çokça kafa yoracağınız onlarca paragraf var. Unamuno 1914'te yayınlanan bu romanıyla modernizmin ilk yapıtlarından birine imza atıyor. Herkes için müthiş bir okuma zevki yaratacağından emin değilim ancak sırf yazarla tanışmak için ille de okunur derim. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

Ne büyük acılar ne de büyük sevinçler öldürür insanları; bu yüzden bu acı ve sevinçler, küçük küçük değersiz şeylerden oluşmuş muazzam bir sisle sarılı gözükürler. Evet, işte hayat dediğin; bir sis olup olacağı! Hayat bir sistir.

Şair García Lorca’nın, yurttaşı Miguel de Unamuno’yu “ilk İspanyol” diye nitelemesi, yazarın, eserlerinde İspanya insanının psikolojisi ve karakterini ustalıkla belirlemesinden gelir. Unamuno’ya göre hayat ölümlüdür ama sanat hayatı ebedîleştirir. Belki tek teselli de budur. Sis’in kahramanı Augusto Perez, bu teselli imkânına işaret etmektedir. Unamuno bir sabah kapısının açıldığını, içeri Perez’in girdiğini hayretle görür. Ve onu öldürmeye karar verir...

Behçet Necatigil’in klasik çevirisiyle sunduğumuz Sis, Unamuno’nun başyapıtlarından.

Buradan satın alın; Sis - Miguel de Unamuno

Bu kitapla ne içilir: Rakı!
Bu kitapla ne dinlenir: Bir şey dinlemeyin.

Mr. Gwyn - Alessandro Baricco

/ Monday, August 14, 2017 /
Mr. Gwyn Alessandro Baricco'nun okuduğum dördüncü kitabı oldu ve her kitabından sonra yazara daha çok hayran kaldığımı keşfettim. Özellikle bu kitap, okuduğum onca saçma ve boş kitaptan sonra bana o kadar iyi geldi ki, yine edebiyata şükrederken buldum kendimi. Bu kitap, o kitaplardan biri. Hani içinde kaybolup, kitap bittiğinde kendimizi tekrar ve çok daha iyi bir halimizle bulduğumuz kitaplardan... 


Jasper Gwyn  Londra'da yaşayan, gayet başarılı bir yazardır. Ancak bir gün artık yapmak istemediği elli iki şeyi listeler ve yazarı olduğu gazeteye bir sonraki yazısı olarak teslim eder. Bu listenin en sonunda artık kitap yazmayacağını da belirtmiştir. Aynı zamanda en yakın arkadaşı olan menajerinin ısrarlarına rağmen Mr. Gwyn artık kitap yazmamakta kararlıdır. Ancak bir süre sonra, zihininde kelimeler uçuşurken ne yapacağını bilemez hale gelir ve koca bir boşluğa düşer. Bir yazar acaba en başta neden bir yazar olur? Yazmak öyle keyfekeder bırakılabilecek bir şey midir? Peki bundan sonra Mr. Gwyn bu koca boşluktan kurtulmak için ne yapar? Eh asıl hikaye de burada başlıyor zaten. Bir kopyacı olmaya karar verir eski yazar. İnsanların portrelerini kopyalayacaktır artık. Bunun için hayli sıra dışı bir stüdyo tutar ve insanların, karşısında otuz küsür gün boyunca çırılçıplak ve hiçbir şeyle ilgilenmeden durmasını ister. Kitapta okuyacaklarınızın hepsi olağandışı şeyler ama bir o kadar da gerçekçiler. Londra'nın hem kaotik hem de sakin ortamında, birbirinden ilginç karakterlerle dolu, müthiş bir hikaye bekliyor sizi. Çok seveceksiniz eminim.
"Jasper Gwyn bir kişi değil, bir hikaye olduğumuzu öğretti bana. Kim bilir hangi serüvene dalmış bir insan olduğumuzu düşünürüz, bu çok basit bir serüven de olabilir ama asıl anlamamız gereken yalnızca o kişi değil, tüm hikaye olduğumuzdur. O kişinin yürüdüğü ormanız, onu aldatan kötü insanız, çevresindeki karmaşayız, geçen tüm insanlarız, nesnelerin rengiyiz, gürültüleriz. Anlayabiliyor musunuz?"
Şemsa Gezgin'in çevirisinin de enfes olduğunu belirtmem gerek, gerçekten su gibi akıcı bir kitap. Keyifle ve mutlaka okuyun derim!


Tanıtım yazısı:

Jasper Gwyn, Regent’s Park’a gitmek için izleyebileceği birçok yol arasından her zaman seçtiği caddede yürürken, ansızın hayatını kazanmak için her gün yaptığı işin artık ona kesinlikle uygun olmadığı duygusuna kapıldı. Bu düşünce daha önce de aklını kurcalamıştı, ama ilk kez bu kadar belirginleşiyor ve cazip geliyordu.

Londra’da yaşayan yazar Mr. Gwyn bir gün birdenbire, yapmakta olduğu pek çok şeyi bırakmaya karar verir. Bunlar arasında yazmak da vardır. Birçok yazar gibi bir esinsizlik bunalımı yaşadığı için değil elbette. Amacı kimselerin yapmadığı bambaşka, büyülü bir sanat dalını gerçekleştirmektir.

Yazar, yönetmen, müzisyen gibi birçok kimliği ve farklı duruşuyla Alessandro Baricco, bildiğiniz pürüzsüz, akıcı, usta işi dili, pırıltılı üslubuyla okuru Mr. Gwyn’in gizemli dünyasına taşırken, sorular takılıyor akıllara: Ayna’ya baktığımızda önce kendimizi mi görürüz yoksa yansımamızı mı? Biz mi kurguluyoruz kendi hayatımızı, yoksa sadece aktörleri miyiz?

Buradan satın alın; Mr. Gwyn - Alessandro Baricco

Bu kitapla ne içilir: Ihlamur
Bu kitapla ne dinlenir: Yağmur sesi. Özellikle şu arkada sakin sakin çalsa çok güzel olabilir: Rainymood

Cicim - Colette

/ Sunday, July 30, 2017 /

Cicim Colette'in okuduğum ilk kitabı ve açıkçası bu zamana kadar neden okumadım diye düşünmeden edemedim. Özellikle Cicim'i nasıl oldu da kaçırdım hala aklım almıyor. Ama işte, okunacak kitaplar ömrünüzden fazla olunca yapacak bir şey yok. Neyse, gelelim kitaba. Bu zamana kadar neredeyse her üçlemede zengin yaşlı erkek, onun eşi ve üçlemenin tuzu biberi genç kadın okuduk ya hep, bu kitapta durumun tam tersi var. Ellilerinde kibar ve zengin bir eski fahişe, yirmilerinin en güzel çağında yakışıklı bir genç adam ve güzel mi güzel bir genç kadın. Kafanızda oturmadı değil mi? Oturacak merak etmeyin.


Cicim'i Colette öyle bir betimlemiş ki böylesi güzel bir adamı kafamda canlandıramadım bir türlü. Yani zihnimdeki adamlar Colette'nin Cicim'i ile asla kıyaslanamayacak gibi geldi bana hep. Böyle bir genç adam yani... Lea ise hali vakti yerinde, hayatından memnun, hizmetçileri ve geride bıraktığı genç sevgilileriyle ve elbette Cicim'le birlikte tanıdığımız güzel, ellilerinde bir kadın. Hayatının son 6 yılını Cicim'le birlikte güle oynaya geçirirken birden Cicim'in evleneceği duyulur. Lea bu duruma elbette gülüp geçer, nasılsa Cicim'den çok vardır. Ancak Cicim güzel ve genç bir kadınla evlendiğinde her şey değişir. Bambaşka bir aşk hikayesi bu. Colette'in betimlemelerine hayran kalırken bir yandan da dönemin insan ilişkilerine, aşka, paraya ve mertliğe farklı açılardan bakacak, insanları daha iyi tanıyacaksınız. Küçücük bir kitap bu ve bir okuyuşta biter ama şüphesiz aklınızda kalacak. Azra Erhat'ın çevirisi ise gayet başarılı. Keyifle okuyun.


Tanıtım yazısı:

Colette’in romanları, içerik ve üslup olarak, “eskimeyen” ender örneklerdendir. Yazar, Cicim’de, gene bir üçlü çevresinde insanların dünyasını keşfe çıkar. Colette’in roman dünyasında özel bir yeri olan genç kadın ile genç erkek arasındaki “aşılmaz engel”, bu kez karşımıza orta yaşlı eski bir kibar fahişe olarak çıkar. Cicim, yayımlandığı zaman, hem teması ve betimlediği çevre, hem de Cicim’in kimliği üzerinde yoğunlaşan söylentiler (Cicim’in, yazarın aşk yaşadığı üvey oğlu Bernard de Jouvenal olduğu söylentileri) yüzünden dönemin okurlarını şaşırtmış ve sarsmıştır. Colette, yaşlı erkek, yaşlı kadın ve genç metresten oluşan klasik üçlüyü Cicim’de tersine çevirirken, toplumsal olduğu kadar yazınsal bir geleneği de yıkmakta ve bu yeni üçlü ilişkide insanın ruhuna ve etine bambaşka bir açıdan bakmaktadır. Bir kara sevdanın hüzünlü bir alayla anlatıldığı Cicim, bir yazarı nesiller boyu tekrar tekrar okutan yazınsal gücün de en yetkin örneklerinden biridir.

Buradan satın alın; Cicim - Colette

Bu kitapla ne içilir: Şampanya. Net. Belki rose de içilebilir eğer seviyorsanız. Bir de yanına kremalı çilek ister, çikolatalı da olabilir tabi.

Bu kitapla ne dinlenir: Biraz klasik biraz heyecanlı: Edith Piaf

Korkmuyorum - Niccolo Ammaniti

/ Sunday, July 16, 2017 /
Korkmuyorum, Ölmeden Önce Okumanız Gereken 1001 Kitap listesinde yer aldığı için dikkatimi çeken bir kitap oldu. Niccolo Ammaniti'nin ismine daha önce hiç bir yerde rastlamamıştım ve bu liste olmasa kim bilir ne zaman rastlayacaktım bilemiyorum. Ancak iyi ki böyle bir liste var ve iyi ki bu listedeki kitapları okumaya giriştim. Aksi halde Ammaniti ile tanışamayacaktım. Bu kısacık roman elinize aldığınız gibi bitiverecek ancak etkisi çok daha uzun sürecek romanlardan.

Korkmuyorum İtalya'nın prestijli ödüllerinden Viareggio-Repaci'yi kazanmış ve otuzdan fazla dile çevrilmiş bir kitap. Çocukların masum dünyası ve büyüklerin maddi dünyası arasındaki çarpışmayı enfes bir şekilde anlatıyor. Kazananı olmayan bu öyküde Ammaniti hem betimlemeleri hem de yarattığı karakterleriyle okuru avucunun içine alıveriyor. İtalya'nın köylerinde geçen her hikayeye neden bilmiyorum bayılıyorum ve bu kitap da bir istisna olmadı. Yazarın yarattığı bu dünyada sıcak ve doğa da başlı başına bir karakter olarak karşınıza çıkacak; siz de o köyde çocuklarla birlikte büyüyeceksiniz. Mutlaka okuyun derim. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

İtalya'nın güneyinde küçük bir sınır köyü. Yoksulluğun alt sınırındaki bu yerde kavurucu bir yaz yaşanmaktadır. Bütün gün tarlalarda oynaya yaşları beş ile on iki arasında değişen çocuklardan biri de Michele'dir. Yapılan bir yarışta sonuncu olan Michele, terk edilmiş bir evi keşfetme cezasına çarptırılınca o evde kimselere anlatamayacağı korkunç bir sırla karşılaşır. Bu sır, onun çocuk dünyasının canavarlar ve hayaletlerle dolu fantezileriyle birleşince ortaya rahatsız edici bir öykü çıkar. Sağduyusu ve sadakat anlayışıyla ailesine duyduğu sevgi arasında bocalayan Michele, acıklı ve ürkütücü bir öykünün parçası olurken, çocukların saf dünyasıyla büyüklerin para üzerine kurulmuş dünyası da birbiriyle çarpışır. Korkmuyorum'u az rastlanır bir betimsel duyarlıkla işleyen, Michele'nin çocuk dünyasını ve bu dünyanın zengin fantezilerini son derece ustaca ortaya koyan Niccolo Ammaniti, doğanın ve insanın güzellikleriyle çirkinliklerini, bu güzellik ve çirkinliğin yarattığı zıtlığı, yine doğanın öğelerini kullanarak farklı metaforlarla anlatıyor.

Buradan satın alın: Korkmuyorum - Niccolo Ammaniti

Bu kitapla ne içilir: Enfes bir İtalyan kokteyli hem yaza hem kitaba yakışır: Bellini

Bu kitapla ne dinlenir: Yaz için daha oynak bir şey istediysem de kitap hep kendine çevirdi müzikleri. En güzeli klasik.

Gökkuşağı - D. H. Lawrence

/ Sunday, July 2, 2017 /
Gökkuşağı D. H. Lawrence'ın okuduğum ilk kitabı oldu. Açıkçası yazarın bu kadar etkileyici olmasını hiç beklemiyordum. Yazıldığı yıl olan 1915'te de böylesi bir kitap hiçbir şekilde beklenmiyordu ki roman hemen yasaklandı ve baskıları da yakıldı. Birbirinden kötü yorumları on bir yıllık bir yasak izledi. Ancak elbette Gökkuşağı sonsuza dek okurlarından ayrı kalmayacaktı. Şimdilerde "Neden yasaklanmış ki bu kitap?" dedirtse de zamanının çok çok ötesinde oluşu ve Lawrence'nin betimlemeleri beni benden aldı diyebilirim. Okuyacak enfes bir klasik arıyorsanız, buldunuz.


Gökkuşağı İngiltere, Nottinghamshire'da geçen ve Brangwen adlı bir ailenin üç kuşağını anlatan bir roman. Bu ailenin yaşadıklarını okurken bir yandan İngiltere'nin kırsal kesimindeki hayatlara göz atacaksınız. Ancak Gökkuşağı'nı özel kılan Brangwen ailesinin herhangi bir özelliği değil, Lawrence'nin dili ustaca kullanıp, zamanının ötesine geçerek seks, cinsellik ve insan ruhunun karmaşasını müthiş bir dille anlatmasıdır diyebilirim. Ancak belirtmeden edemeyeceğim bu kitap kesinlikle bir yaz kitabı değil, özenle kış aylarında battaniyeye sarınıp, çay içerken okunması gerek diye düşünüyorum. Ritmine uymadığınız anda sıkılıp elinizden atmak isteyebilirsiniz ki güneşli havalarda kitabın ritmine uymak iyice zor olabiliyor. Ursula ile tanışana dek lütfen ama lütfen kitaba uyun, elinizden bırakmayın, sonra zaten bırakmak istemeyeceksiniz. Keyifle!

 

Tanıtım yazısı:

İngiltere’nin kırsal kesiminde yaşamış bir ailenin üç kuşağının gündelik yaşamını konu alan Gökkuşağı, ailenin modern bir bilince, bir benlik bilincine ulaşmasının öyküsüdür. Başka bir deyişle, 20. yüzyılın en büyük yazarlarından D. H. Lawrence, Brangwen ailesinin üç kuşak öyküsü aracılığıyla toplumsal ve ruhsal değişimi ele alır.

Lawrence’ın, 1913’te yayınlanan Oğullar ve Sevgililer’den sonra, 1915’te yazdığı Gökkuşağı, İngiltere’de yayınlanır yayınlanmaz tutucu çevrelerin tepkileri sonucunda bir süre için de olsa yasaklanmıştı. Bu yasaklamada, I. Dünya Savaşı sırasında yayınlanan romandaki içten cinsellik anlayışının ve Lawrence’ın savaş karşıtlığının da payı vardı.

İngiliz edebiyatının benzersiz yazarı D. H. Lawrence’ın yazarlık serüveninde önemli bir evreyi yansıtan Gökkuşağı, bir bakıma, modern çağa geçişin romanıdır.

Buradan satın alın: Gökkuşağı - D. H. Lawrence

Bu kitapla ne içilir: Viski!

Bu kitapla ne dinlenir: Şu liste pek hoş olabilir: Classical Essentials. Arkada sakin sakin çalsın derim.

Kuşatılmış Yaşamlar - Michel Houellebecq

/ Sunday, May 21, 2017 /
Kuşatılmış Yaşamlar sanıyorum otuzlu yaşlarındaki her  insanın okuması gereken kitaplardan biri. Özellikle çok çalışıp, sisteme dahil olmaya can atanların okuması gerek diye düşünüyorum. Hoş gerçi kitap okumaya vakitleri olur mu böyle insanların bilemem ama Houellebecq okuduğum bu ikinci kitabıyla beni hem şaşırttı hem de çok düşündürdü. Aslında okuduğum ilk kitabı Temel Parçacıklar'dan sonra bu yazarı çok seveceğimi biliyordum ama bu kitabıyla yazarın hayran kaldığım başka başka yönlerini de keşfetmiş oldum. İşin asıl korkunç ve güzel tarafı da bu kitapta kendimi biraz fazla buldum.

Kuşatılmış Yaşamlar işinde gücünde genç bir adamın hayatını anlatıyor yavaş yavaş. İşini, az çok iş arkadaşlarını, sakince akıp giden hayatını öğreniyoruz. Sonra birden bire işler değişmeye başlıyor; sular dalgalanıyor, hava biraz daha kararıyor, bir kasvet gelip yerleşiyor her şeye. Büyük bir felakete son hızda gittiğinizi anlasanız da durduramıyorsunuz kendinizi okurken, aynı yaşamda olduğu gibi. Bu karakterin yalnızlığını iliklerime kadar hissettim ve ne yazık ki bu hiç de hoş bir duygu değil. Yüz elli sayfada koca bir türbülans yaşadım anlayacağınız. İlk sayfalarında "e hadi artık bir şeyler olsun ööff" diyebilirsiniz, ancak sonraki sayfalarda biraz yavaşlamak ve "normale dönmek" için can atacaksınız. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

Bilişim sektöründesiniz. Çok gözde bir mesleğiniz var. İyi para kazanıyorsunuz. Temiz giyimli insanlarla dolu dev binalarda çalışıyorsunuz. Arkadaşlarınız var. Ancak, göğsünüze bir ağırlık biniyor zaman zaman; üzerinize bir karamsarlık çöküyor; bir dalga gibi.

Bankacısınız. Çok gözde bir mesleğiniz var. İyi para kazanıyorsunuz. Temiz giyimli insanlarla dolu dev binalarda çalışıyorsunuz. Arkadaşlarınızla bowling oynuyorsunuz, bankacılıktan söz ediyorsunuz. Çok çalışıyorsunuz ama kazandığınız parayı harcayacak vakit bulamadığınız oluyor. Her an biri yerinizi kapabilir. Üzerinize bir karamsarlık çöküyor; bir dalga gibi kabarıp yüreğinize vuruyor.

Reklamcısınız. İşletmecisiniz. Mimarsınız. Ya da bunların hiçbiri değilsiniz. Gözde bir mesleğe sahip olmak, televizyonlarda gördüğünüz insanlar gibi ışıl ışıl gülücükler saçarak lüks yerlerde yemek yemek istiyorsunuz. Beyaz gömlekler giymek ve dizüstü bilgisayarla dolaşmak istiyorsunuz. Ve göğsünüze bir ağırlık biniyor. İsyan ve kıskançlık karışımı bir duygu boğazınızdan gözlerinize doğru yükseliyor. Hayattan kopuyorsunuz bu anlarda, yaptığınız her şeyin insan hayatı karşısında ne kadar anlamsız olduğunu hissediyorsunuz.

Kuşatılmış Yaşamlar, içimizden birinin alabildiğine sert öyküsü, bir kayıp günlüğü...

Buradan satın alın; Kuşatılmış Yaşamlar - Michel Houellebecq

Bu kitapla ne içilir: Sizi en çok rahatlatan sıcak bir içecek. Yani kitabın etkisinden kaçmak amacıyla sıcak çikolata bile önerebilirim.
Bu kitapla ne dinlenir: Chopin! Elbette Janusz Olejniczak'tan.

Senin Köylerin - Cesare Pavese

/ Sunday, May 7, 2017 /
Senin Köylerin Cesare Pavese'nin okuduğum dördüncü kitabı ve yazarın da ilk romanı. Bu zamana okuduğum kitaplarını hep sevdim ve her sene de en az bir Pavese okuyorum azimli bir şekilde. Senin Köylerin yazarın stilinin gerçekten çok değiştiği bir kitap. Diğer kitaplarındaki stili kadar hoşuma gitmese de Pavese bu kitapta da kendini gösteriyor diyebilirim.


Senin Köylerin Kuzey İtalya kırsalındaki hayata bir göz atıyor. Bir aile üzerinden kırsala göz atsak da az çok tüm İtalya kırsalını görmek mümkün diyebilirim. Açıkçası bizim ülkemizdeki kırsalla aralarındaki benzerlik de beni şaşırtmadı değil. Evin en büyük kadının her zaman ve ne olursa olsun erkek evlada ya da toruna olan aşkı ve o erkeğin tüm dengesizlikleri ve affedilmeyecek hatalarına rağmen affedilmesi... Kadınların canının bir sığır kadar önemli olduğu o kırsallar... Ah bir de kırsalın sıcağındaki aşklar ve arkadaşlıklar. Önerim bu kitaptan önce yazarın diğer kitaplarını okumanız olabilir çünkü dediğim gibi bu kitapta stili oldukça farklı. Bu kitabı okuyup da Pavese'yi tamamen hayatınızdan çıkarmanız çok yazık olur. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

Hayatı boyunca yalnız yaşayan Cesare Pavese, 1950 yılı Ağustos’unda, Torino’da bir otel odasında intihar ettiği zaman, sevenleri onun eski bir şiirinde tasarladığı ölümü bulduğunu düşünmüşlerdi: “Yataktan kalkmak gerekmeyecek / Yalnız şafak girecek bomboş odaya.”

Pavese’nin ilk romanı olan Senin Köylerin, 1941 yılında basılır basılmaz edebiyat dünyasının dikkatini üzerine çekmişti. Topladığı övgülerin yanı sıra ağır eleştirilere de maruz kalan roman, bugün İtalyan “yeni gerçekçiliği”nin ilk örneklerinden biri kabul ediliyor.

Cesare Pavese, Kuzey İtalya kırsalını anlattığı Senin Köylerin’de, elindeki malzemeyi ne kadar iyi tanıdığını, romandaki kişileri ve köyleri kaleminden önce yüreğiyle yoğurduğunu okuyucuya hissettiriyor. Senin Köylerin, insanın derinliklerini dile getiren, eşsiz bir roman.

Buradan satın alın; Senin Köylerin - Cesare Pavese

Bu kitapla ne içilir: Gündüz okuyacaksanız buz gibi elmalı limonata, akşam okuyacaksınız da beyaz şarap.

Bu kitapla ne dinlenir: Al Morning Classical Guitar iyi gider diye düşünüyorum ama sevdiğiniz sakin bir radyo istasyonu da tatlı olabilir.

Son Patron - F. Scott Fitzgerald

/ Sunday, April 23, 2017 /
Son Patron F. Scott Fitzgerald'ın yazdığı son roman. Bu romanın en ilginç tarafı ise yazarın ne yazık ki romanı tamamlayamadan hayata veda etmiş olması. E peki ne okuyacağız derseniz, romanın son bölümü yazarın notlarından ve yazarın arkadaşlarına anlattığı kadarıyla alınan notlardan oluşuyor. Yani aslında kitabın son bölümlerinin kısa kısa anlatılan bir özet olduğunu düşünürseniz karşısınızda bildiğiniz Fitzgerald duruyor.


Son Patron Hollywood'un altın çağında, 1930larda geçiyor. Genç yaşından itibaren stüdyoda çalışan ve kariyerinde müthiş yerlere gelmiş Stahr hayli ümitsiz ve oldukça tehlikeli bir aşkın peşine düşmüştür. Biz de onu ona aşık bir kızın gözünden okuruz, onunla birlikte yavaş yavaş Stahr'ın büyüsüne kapılmadan edemiyor insan. Bir yandan da Hollywood'da neyin nasıl işlediğini, güç gösterilerini, entrikaları ve saçma sapan ilişkileri okuyacak, bunca pırıltının altında nasıl bir karanlık olduğunu görünce... Eh aslında pek şaşırmayacaksınız. Fitzgerald seviyorsanız bu son kitabını da mutlaka okuyun derim. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

"Stahr'la Kathleen'in bakışları buluştu, kenetlendi. Bir an, daha sonra hiç kimsenin cesaret edemediği bir biçimde seviştiler. Bakışmaları bir kucaklaşmadan daha yavaş, bir seslenişten daha acildi."

1930'larda altın çağını yaşayan Hollywood'da geçen Son Patron, F. Scott Fitzgerald'ın son romanı. "Filmleri tiyatronun çapının ve gücünün çok ötesine" taşıyan dâhi yapımcı Monroe Stahr'ın ümitsiz aşk hikâyesini konu alan kitap, sinema dünyasının şaşaasının ardındaki gerçeklere, güç oyunlarına ve hayal kırıklıklarına ışık tutuyor.

Fitzgerald romanını tamamlayamamış olsa da ince gözlemleri ve çok yönlü karakterleri, kendisini 20.yüzyılın en büyük edebiyatçılarından yapan ustalığını yansıtıyor. Yazar, Stahr'ın karakterinde, tüm yaraları ve burukluğuyla yeni bir Gatsby yaratıyor. Amerikan rüyasına erişenlerin trajedisini, konuyla örtüşen çarpıcı bir üslupla ele alan Son Patron, büyük bir romancının ardında bıraktığı son hazine.

Buradan satın alın; Son Patron - F. Scott Fitzgerald

Bu kitapla ne içilir: Elbette Hollywood'dan esin alan bir tariften yararlanmak gerek: The Ginger Rogers

Bu kitapla ne dinlenir: Kitap 1930ların Hollywood'unda geçtiğinden şu çalma listesi pek de hoş olabilir sanki: 1930s

Amerikana - Chimamanda Ngozi Adichie

/ Sunday, April 9, 2017 /
Amerikana bir yandan çok geç bir yandan da tam zamanında okuduğumu hissettiğim bir roman oldu. Nijerya, İngiltere ve Amerika'da geçen kitap baştan sona hızla ve zevkle okunuyor. Chimamanda Ngozi Adichie çok uzun zaman sonra bende de yazma isteği uyandıran bir yazar oldu. Olabildiğince kendi sesine sahip, incelikle ve zekayla yazan her yazarda olduğum gibi iyi ki edebiyat var dedim yine.


Amerikana ırk, Batılılaşma, göç ve bir aşk hikayesi. Ifemelu ve Obinze adlı karakterler üzerinden ilerleyen kitap, üzerinde pek düşünmediğim ırkçılık konusunda tahminimden daha çok kafa yormama yaradı. Ifemelu ve Obinze Nijerya'da birlikte büyüyor ve birbirlerine aşık oluyorlar. Ifemelu bir yolunu bulup Amerika'ya gidiyor ve yaşadığı bazı talihsiz olaylardan sonra Obinze ile görüşmüyor, görüşemiyor. Obinze ise Amerika vizesini bir türlü alamasa da sonunda İngiltere'ye gidebiliyor. İkisi de farklı ülkelerde, az çok aynı sorunlarla boğuşuyorlar. Ifemelu Amerika'da deneyimlediği bu yeni siyah olma hali üzerine bir blog açıyor ve hiç beklemediği kadar popüler oluyor. İyi okullarda okuyor, kendi hayatını kuruyor ve nihayet bir Amerikalı oluyor. Obinze'nin durumu ise biraz daha farklı... Kitap hakkında elimden geldiğince az spoiler vermek adına hikayeyi burada kesiyorum. Koca bir hayatı anlatan bir kitap bu, benim buraya özet geçtiklerim arasına birçok hayat daha karışıyor elbette. Hepsinin hikayesi de ayrı ayrı. Amerikana bana çok şey öğreten ve kendime farklı bir açıdan bakmama yarayan bir kitap oldu. Böylesi bir kazanımı kurgu türü kitaplarda her zaman elde edemediğimden sanırım kitaba ayrı bir saygı duydum. Adichi'nin oldukça akıcı, duru bir stili var. Koca kitabı ne zaman elime aldıysam okumak istediğimden daha çok bölüm okumuş halde yerine bıraktım. Size de aynısı olacak eminim. Mutlaka okuyun derim. Keyifle!


Tanıtım yazısı;

Chimamanda Ngozi Adichie'den, çağımızda hem çok tartışılıp hem de sıkça görmezden gelinen ırk meselesi üzerine cesur bir roman. Üniversite eğitimi için Amerika'ya giden genç bir Nijeryalı kadının arkadaşlık ve aşk ilişkileri, toplumdaki kadın erkek rolleri ve kültür çatışması üzerine ince gözlemleriyle bezeli Amerikana, sosyal sınıf ve ten rengine dayalı kabileciliğin günümüzdeki varlığını irdeliyor. Afrikalı kimliğinin Afrika, Avrupa ve Amerika'daki farklı algılarını sorgularken ırk ve ırkçılık üzerine aslında son derece basit ama tam da basit olduğu için örtbas edilebilen meseleleri gözler önüne seriyor. Biri Amerika'ya biri Avrupa'ya giden iki çocukluk aşkı, Ifemelu ve Obinze'nin hikâyesi üzerinden Batılılaşmanın bir yanıyla Batı'ya "maruz kalmak" da demek olduğunu, sözünü sakınmadan anlatıyor Amerikana.

Nijerya'nın önde gelen genç seslerinden Adichie, National Book Critics Circle Ödülü'ne layık görülen ve başta The New York Times olmak üzere birçok mecmuanın yılın en iyi kitapları listesinde yer alan romanıyla çağdaş dünya edebiyatının önemli isimleri arasına girmeyi başardı. Özünde yıllara yayılmış bir aşk hikâyesi olan Amerikana, ufuk açıcı bir kitap.

Buradan satın alın; Amerikana - Chimamanda Ngozi Adichie

Bu kitapla ne içilir: Muzlu süt. Benim canım hep muz çekti kitabı okurken, sizin de çekebilir.

Bu kitapla ne dinlenir: Galiba hem Amerika'dan, hem İngiltere'den hem de Nijerya'dan bir şeyler dinlemek gerek. Özellikle Nijerya kısmında ısrarlıyım. 

Emma - Jane Austen

/ Sunday, March 26, 2017 /

Emma Northanger Abbey'den sonra Jane Austen'ın okuduğum ikinci kitabı oldu. Bu sene Jane Austen'ın en az iki kitabını daha okuyacağım ve hazır İngiltere'deyken Jane Austen'ın evini de ziyaret etmeye çalışacağım. Doyasıya İngiliz ve enfes bir yazar Jane Austen. İyi ki kitaplarını şimdi, burada okuyorum diye düşünmeden de edemedim. Bahçeleri, evleri, manzaraları çok daha iyi canlandırıyorum gözümde. 


Emma Jane Austen'ın en çok sevdiği romanıymış. Diğer romanlarını okumadan bir kıyaslama yapamayacaksam da Emma'nın enfes bir roman olduğunu söyleyebilirim. Sevip sevmediğim tüm karakterleri o kadar canlı o kadar gerçekti ki bir süre sonra hayatımın bir parçası haline geldiler. Emma hakkında kısaca bir özet geçecek olursam; her biri farklı sınıflarda ve karakterlerde üç kızın yaşadıklarını ve evlilik yolundaki maceralarını anlatıyor derdim. Ancak elbette bunun yanı sıra Austen'ın sınıf ayrımı üzerine ince ince işlediği bir kara mizah da yok değil. Kara mizah diyorum çünkü şimdilerde okuduklarım bana hayli gülünç geliyor ancak hepsi ve daha fazlası bir zamanlar gerçeklikti. Naiplik döneminin Surrey'sinde geçen hayatlar üzerine düşünmek de içinde yaşadığım pek güzel Surrey bölgesi üzerine bolca araştırma yapmama sebep oldu. Hatta bir ara kitapta Frank'in ailesi Richmond'a taşınınca sebepsizce heyecanlandım. O yüzden iyi ki şimdi, iyi ki burada okuyorum Jane Austen'ı. Kitabı okuyan herkesin seveceğine eminim, her karakter üzerine düşüneceğinize de eminim ancak hepsini sevmeyeceğiniz kesin. Ben Emma'ya hiçbir şekilde ısınamadım, hatta sonunda olanlara da inanamadım desem yeridir. Fazlaca spoiler vermeyeyim en iyisi. Ve lütfen, kitabı okumadan diziyi ya da filmi seyretmeyin. İnanın hiç zevk almayacaksınız. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

Jane Austen, 1815'te, 39 yaşındayken tamamladığı Emma'nın en sevdiği romanı olduğu söyler. Aşk ve Gurur ve Mansfield Parkı gibi romanların yazarının gözbebeğidir Emma. Bir taşra kasabasındaki üç genç kızın "gerçek aşk"ı arayışını anlatan roman, bir yandan insan yaradılışının zayıf yönlerini, bir yandan da 19. yüzyıl İngiliz toplumunun katı ve ikiyüzlü geleneklerini inceden inceye alaya alır.

Büyük İngiliz şairi Lord Tennyson, Jane Austen'ı, "Shakespeare'den sonra en büyük İngiliz yazarı" diye nitelemişti. Jane Austen külliyatı, Sir Winston Churchill'in başucundan eksik olmazdı. Yapıtları çoktan Dünya Klasikleri arasındaki yerini almış olan Austen günümüzde "İngiliz edebiyatının Mozart'ı" olarak tanınıyor.

Buradan satın alın; Emma - Jane Austen

Bu kitapla ne içilir: Elbette İngiliz çayı! Ama lütfen demleyin, bir de varsa eğer güzel ve ince porselenlerde için. Çiçekli desenler puan kazandırabilir. Ama ille de çay! 

Bu kitapla ne dinlenir: BBC'nin çok sevilen uyarlamalarından Emma'nın soundtracki elbette çok hoş olur: Emma (Music from the BBC Television Series)

Bir Gençlik - Patrick Modiano

/ Sunday, March 12, 2017 /
Bir Gençlik Patrick Modiano'nun okuduğum ilk kitabı oldu. 2014 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan yazar bu kitabında dışarıdan tüm normalliğiyle sürüp giden hayatların geçmişinde neler yaşanmış olabileceğini kurcalıyor. Hemen ısınacağınız iki karakter üzerinden geçmişe gidecek ve şimdiki zamanınıza farklı bir açıdan bakacaksınız. 


Bir Gençlik Odile ve Louis'in şimdiki zamanıyla başlıyor. Bu ikili, kendi iki çocuklarıyla birlikte güzel bir dağ evinde yaşamaktadır. Dağ evinde uzun zamandır işlettikleri yuva işini de artık bitirmişlerdir ve ev sadece onlara kalacaktır. Gayet mutlu bir aile tablosu var yani karşımızda. Ancak ne zaman geçmişe dönüp Louis ve Odile'in hayatlarına onlar gençken bakıyoruz, işte o zaman işler biraz değişiyor. Louis ailesini bir kazada kaybetmiştir, askerlikle ilişkisini de iki sene sonra bitirmiştir. Odile ise farklı bir biçimde ailesini kaybetmiştir ve bu ikili kitapta bir süre sonra ancak birleşir. İkisinin geçmişi birleşene kadar hikayeleri de farklı bir şekilde ilerler. Bunun müthiş bir hikaye olduğunu söyleyemeyeceğim ancak yazarın stili, hikayenin alışılmadık yollarla anlatılması ve karakterlerin masumiyeti hoşunuza gidebilir. Okuyacak bir Nobel kazananı arıyorsanız hoş bir seçenek olabilir diye düşünüyorum. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

Evet, yarın değil öbür gün yola çıkmaları gerekiyordu. Bunu düşününce Louis’nin içini bir çaresizlik duygusu kaplıyordu. Paris’te ne yapacaklardı? Bu iki İngiliz’e açılma, hatta onlardan öğüt isteme ihtiyacı duydu. Hiçbir zaman, hiç kimse kendilerine öğüt vermemişti ki!.. Şu dünyada yapayalnızdılar.

Paris’te yolları kesişen Odile ve Louis’nin rastlantılarla ve serüvenlerle dolu yaşamları, sahip oldukları tek zenginlik olan masumluklarıyla onlara farklı bir dünya yaratıyor. Birdenbire kendilerini karmaşık bir hayatın içinde bulan bu iki genç, bir yandan kenti ve insanları tanıyıp hayata tutunmaya çalışırken belki de en çok kendilerini tanıyıp birbirlerine tutunuyorlar.

Modiano’nun yalın ve kendine özgü dili kitabın her cümlesinde karşımıza çıkıyor, bir sinema filmi izletircesine her kareyi göstererek okuru içine alıyor ve bir daha asla bırakmıyor...

Buradan satın alın; Bir Gençlik - Patrick Modiano

Bu kitapla ne içilir: Jamie Oliver'dan gelsin bu sefer: Little Tickle
Bu kitapla ne dinlenir: Bir Fransız klasiği: Debussy

Sabır Taşı - Atiq Rahimi

/ Sunday, February 26, 2017 /
Sabır Taşı Atiq Rahimi'nin okuduğum ilk kitabı ve sonuncusu da olmayacak. 2008 yılında Prix Goncourt ödülünü kazanan bu küçücük roman, içinizde susturamayacağınız çığlıklara dönüşecek, ne yazık ki elinizden bırakamayacaksınız. Afganistan'da bir odada, hasta bir adama bakarken bulacaksınız kendinizi. Müthiş bir karakterle birlikte içinizdeki her şeyi kusacaksınız.


Sabır Taşı kocası bilinçsiz bir şekilde yatan bir Afgan kadının hikayesini anlatıyor. Savaş yüzünden darmaduman olmuş bir şehirde iki kızıyla ne yapacağını bilemeyen bu kadın, hasta kocasının başında dualar ediyor, tespih çekiyor. Ancak bir zaman sonra kocasına ne derse desin, ne anlatırsa anlatsın bir tepki alamadığını görüyor. Adam ne ölüyor, ne de insan gibi yaşıyor. Ve kadın başlıyor anlatmaya... Yıllarca yaşadığı her şeyi, içine attığı her hüznü anlatıyor kocasına. Tüm günahlarını, tüm yalanlarını, pek nadir mutlu anlarını. Bir yandan da elbette kocasının bakımına devam ediyor. Altını temizliyor, gözlerine damla damlatıyor, serumunu değiştiriyor. Kocası hala bilinçsiz, yatıyor. Kadın anlatmaya devam ediyor. Kitabı okudukça Afganistan'da ve benzer yerlerde kadınların yaşadıklarını en derinlerinizde hissedecek ve kahrolacaksınız. Atiq Rahimi enfes bir yazar. Kitap insanı üzüp depresyona sokuyor biraz evet. Ancak işte edebiyat... Ah edebiyat!


Tanıtım yazısı:

Afganistan'da bir evde, basit bir döşek. Döşeğin üzerinde, gözleri açık ama bilinçsiz yatan bir erkek.
Erkeğin başucunda, dua edip tespih çekerek onunla ilgilenen karısı. Dışarıda, sürüp giden savaş.
Kocasının tepkisizliğini fırsat bilen kadının, o güne kadar hep bastırmak zorunda kaldığı kadınlık duygularını, üzüntüsünü, kaygısını, öfkesini ilk kez dışa vuruşu...
Kocasını, sonunda çatlamasını beklediği sabır taşına dönüştürmesi...
Atiq Rahimi'nin bu sarsıcı eseri, şiirselliği ve temposuyla, daha ilk satırlardan itibaren sarıp sarmalıyor okuru.
Kadınların insan yerine konmadığı, şiddetin sıradan bir olay gibi yaşandığı, savaşın artık kanıksandığı bir ülkeden yükselen isyan çığlığı.

Buradan satın alın; Sabır Taşı - Atiq Rahimi

Bu kitapla ne içilir: Sanırım hiçbir şey. Yani içmeseniz daha iyi olur sanki. Belki çay... Belki.
Bu kitapla ne dinlenir: Hiçbir şey dinlemeyin, gerek yok. Oturun sessiz sessiz okuyun.

Gündüz Güzeli - Joseph Kessel

/ Sunday, January 29, 2017 /
Gündüz Güzeli ünlü yönetmen Luis Buñuel'in aynı adlı filme uyarladığı bir kitap. Belle de Jour denince akla hemen film gelse de bu kült film, elbette bu güzelim kült kitaptan uyarlandı. Yıllardır neden popülerliğinden bir şey kaybetmediğini kitabı okuduktan sonra siz de anlayacaksınız.


Gündüz Güzeli yayınlandığı zaman da ve ne yazık ki hala insanların tepkilerine maruz kalan bir kitap. Aslında insan bir yandan çok net anlıyor kitabın neden bu kadar çok tepki çektiğini. Korkuyoruz. Böyle şeylerin yazılması, kitap halinde orada burada okunması, bazılarını çok korkutuyor. Korkularının tek sebebi de elbette Severine'e kendilerini yakın hissetmeleri. Eh işte durum böyle olunca da Gündüz Güzeli yıllardır okunuyor ve yıllarca okunmaya da devam edecek. Mutlaka siz de göz atın derim. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

Joseph Kessel'in 1928'de yazdığı, yayımlanmasıyla birlikte büyük bir skandala yol açan kült romanı Gündüz Güzeli, yazıldıkları dönemi aşıp zamana karşı durmayı başarmış edebiyat metinlerinin en başarılı örneklerinden biri. Ünlü bir cerrahla evli genç ve güzel Séverine'in kocasına duyduğu aşka rağmen tensel haz arayışı içinde gündüzleri lüks bir randevuevinde fahişe, akşamları ise sevgi dolu bir eş olarak sürdürdüğü çifte yaşamının beklenmedik bir karşılaşma sonrasında altüst olmasının hikâyesinin anlatıldığı roman, Luis Buñuel'in romandan aynı adla uyarladığı unutulmaz film dolayısıyla sinema tarihinin de önemli bir parçası aslında.

Kessel'in romanın maruz kaldığı haksız ve sert eleştirilere cevaben, metnin sonunda dile getirdiği "insancıl vurgu" okura öyle başarıyla yansıtılmıştır ki, kitap yazıldığından bu yana edebiyat dünyasındaki yerini sağlamlaştırarak korumaya devam eder. Gündüz Güzeli'nde benim yapmak istediğim, yürekle ten arasındaki korkunç uçurumu; gerçek, sonsuz ve sevecen bir aşkla bedensel isteklerin dizginlenemez dürtüleri arasındaki derin kopukluğu göstermekti. Uzun zaman seven her erkek, her kadın -kimi istisnalar dışında- bu çatışmayı benliğinde taşır. Bu duyumsanır ya da duyumsanmaz, açığa çıkar ya da uyuklar, ama vardır. Gündüz Güzeli'nin meselesi Séverine'in bedensel isteklerindeki sapıklık değil, bu sapıklıktan bağımsız olarak, onun kocası Pierre'e duyduğu sevgi ve bu sevginin acıklı yanıdır. Yazdığım kitaplar arasında hiç bu denli sevdiğim olmamıştır ve ben ona en insancıl vurguyu yerleştirmiş olduğuma inanıyorum. Séverine'e acıyan, onu seven yalnız ben mi olacağım acaba?

Buradan satın alın: Gündüz Güzeli - Joseph Kessel

Bu kitapla ne içilir: Bol demili çay.
Bu kitapla ne dinlenir: Şu sesler çok yakışır sanki: An Old Fashioned for the Lady

Kibritleri Çok Seven Küçük Kız - Gaetan Soucy

/ Sunday, January 15, 2017 /
Kibritleri Çok Seven Küçük Kız Gaetan Soucy'nin çok severek okuduğum bir kitabı oldu. Yazarın ilk romanı olan bu kitap hem konusu hem de karakterleriyle başınızı döndürecek. Bir ilk kitap için gerçekten dahiyane bir iş çıkarmış yazar, sıra dışı bir kitap peşindeyseniz ve ne okuyacağınızı bilemiyorsanız, aradığınız kitap bu olabilir.


Kibritleri Çok Seven Küçük Kız ana karakterin kullandığı dil ile daha ilk sayfalarında hangi açıdan farklı olduğunu gösterecek. Kitap ilerledikçe de daha derinlerde aslında neler yaşandığını iyice kavrayacak ve böylesi bir hikayenin böylesi enfes bir şekilde nasıl anlatıldığına şaşıracaksınız. Babalarının ölümünden sonra yalnız kalan iki kardeşin hikayesini anlatıyor bu kitap. Ancak nasıl yetiştikleri ve dünyayı nasıl gördükleri kitabın asıl konusunu oluşturuyor. Yazar dili o kadar ustalıkla kullanmış ki karakterlerin dünyasında buluveriyorsunuz kendinizi ve işin dahası dünyaya ve her şeye ana karakterin gözünden bakıyorsunuz. Saçlarınız toprak ve yağmur kokuyor, güzel bir kız olsanız da kendinizi bir oğlan sanıyorsunuz ve insanların olduğu bu dünya sizi çok şaşırtıyor. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

"Kardeşimle ben kâinatla baş etmek zorunda kaldık, çünkü baba bir sabah, daha gün ağarmadan, ruhunu sessizce teslim etti. (...) Kardeşimle bana parçalanıp dağılmamamız için emirler gerekliydi, bu bizim yapı harcımızdı. Baba olmadan hiçbir şey yapmasını bilmiyorduk. Kendi kendimize yapabildiklerimiz tereddüt etmekten, var olmaktan, korkmaktan, acı çekmekten ibaretti."

Kibritleri Çok Seven Küçük Kız, daha önce iki kitabını yayımladığımız Kanadalı yazar Gaétan Soucy'nin 1998 yılında dünya edebiyat sahnesinde büyük bir heyecan ve beğeni uyandıran hatta bir başyapıt olarak karşılanan ilk romanı. Bir tiran olan babalarının ölümünün ardından, dış dünyayla hiç ilişki kurmadan yaşadıkları malikânenin dışındaki hayatla ve nasıl kullanacaklarını bilemedikleri özgürlükleriyle başa çıkmayı öğrenmeye çalışan iki çocuğun şaşırtıcı ve sarsıcı hikâyesi; istisnai ve olağandışı yazar Soucy'nin edebî dehasının en çarpıcı örneği.
Buradan satın alın: Kibritleri Çok Seven Küçük Kız - Gaetan Soucy

Bu kitapla ne içilir: Sanırım sıcak bir şeyler içilir. Ama sert de olabilir. Irish coffee diyelim mi?
Bu kitapla ne dinlenir: Şu çalma listesi bence iyi gider: Late Night Jazz

Gizli Başyapıt - Honore de Balzac

/ Sunday, January 1, 2017 /
Gizli Başyapıt Honore de Balzac'ın yıllar yıllar sonra okuduğum tek kitabı oldu ve kısacık olmasına rağmen yazarın ne kadar güçlü olduğunu hemen hatırlayıverdim. Bu öykü birçok ünlü ressamdan yazara kadar birçok kişiyi derinden etkilemiş. Kitabı bir çırpıda bitirdikten sonra nedenini anlamam güç olmadı. Sanatla uğraşan, sanata meraklı ve sanatla ilgili her şeyi seven insanların da ayrı bir gönül bağıyla seveceği bir kitap bu. 


Gizli Başyapıt'ta gerçek ve ünlü olan iki ressam çıkıyor karşımıza: genç Nicolas Poussin ve yaşlıca François Pourbus. Ancak bu kitap bu ünlü ressamlarla ilgili olmaktan uzak, onlar sadece sanatı ve tutkuyu anlatmak için kallanılan malzemeler olarak karşımızdalar. Hakkında gerçekte kim olduğuna dair birçok dedikodu dolaşan ressam Frenhofer'in on yıl boyunca üzerinde çalıştığı resim gün yüzüne çıktığında da insan etkilenmeden edemiyor. Balzac resmin neyle ilgili olduğunu anlatıyor bu kitapta ve okuru da bol bol düşündürüyor. Resim gerçekten nedir, neyle ilgilidir? Herkes bir resimde anlatılmak istenileni görebilir mi? Aşk, sanat, tutku, delilik ve takıntıyla ilgili çok güzel bir klasik bu. Sanat aşkına, mutlaka okuyun derim. Keyifle!


Tanıtım yazısı:
"Olağanüstü... Balzac'ın, gerçekliğin sonsuz arayışı içindeki ressamı, sonunda kapkara bir belirsizliğin ortasında buluyor kendini. O kadar çok gerçeklik var ki, insan hepsini kucaklayayım derken karanlıkta buluyor kendini..."-Pablo Picasso
Balzac, en ünlü yapıtlarından biri olan Gizli Başyapıt'ta, kusursuzluğu arayan ressam Frenhofer'in olağandışı öyküsünü anlatır. Başyapıtının üstünde tam on yıl çalışan bu XVII. yüzyıl ressamı, resmi bitirdikten sonra iki genç hayranına gösterir. Okuru, dünya edebiyatının en çarpıcı sürprizlerinden biri beklemektedir.

Gizli Başyapıt yalnızca Picasso'yu değil, Cézanne gibi bir ressamı, Henry James gibi bir yazarı, Jacques Rivette gibi bir sinema ustasını da derinden etkilemiş bir efsane öykü. Ressam Frenhofer'in çılgınlığı, belki de tüm sanatçıların çılgınlığı. Bu öykü, bir anlamda modern sanatın öyküsü.

Buradan satın alın: Gizli Başyapıt - Honore de Balzac

Bu kitapla ne içilir: Kayısı çayı. Şeftali de olur.
Bu kitapla ne dinlenir: Tigran Hamasyan. Kitap bittikten sonra da dinleyin, çok sevebilirsiniz.

Dünyanın Ölçümü - Daniel Kehlmann

/ Sunday, December 18, 2016 /

Dünyanın Ölçümü genel olarak bilimle ve özellikle matematik, astronomi ve biyoloji gibi alanlarla ilgiliyseniz bu kitap çok hoşunuza gidecek. Dünyayı ölçmenin peşine düşmüş iki farklı bilim insanının hikayesini anlatan bu kitap, bu iki dehanın gözlerinden dünyayı ve insanları anlatıyor. Daniel Kehlmann gerçekten ilginç bir yazar. Stiline alışmam biraz zaman aldıysa da Humboldt ve Gauss isimli bilim insanlarının öyküsünü ilgiyle okudum.


Dünyanın Ölçümü'nde doğabilimci, coğrafyacı ve kâşif Alexander von Humboldt ve çocukluğundan bu yana bir matematik dehası olan Carl Friedrich Gauss'ın hikayesini okuyoruz. Yazar bu iki karakterin yaşadıklarını birbirini takip eden bölümlerde sırayla yazmış. Durum böyle olunca ikisinin de aynı zamanlarda neler yaptığı takip etmek ve yaşanılanları tümden unutmamak hayli kolaylaşmış diyebilirim. Bu iki bilim insanının hayatları o kadar değişik ki hem bilim uğruna yaptıklarını hem de ilginç kişiliklerini okumak hoş bir deneyimdi. Yine de yazarın olaylara belki biraz daha mizah katabileceğini ve kitabın biraz daha sürükleyici olabileceğini düşünmeden edemedim. Yine de bilime tutkuyla bağlıysanız bu kitaba bayılacaksınız demektir. Muhakkak göz atın derim. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

Alman Aydınlanma Çağı'nın iki bilim adamı, doğabilimci, coğrafyacı ve kâşif Alexander von Humboldt ile 'matematiğin prensi' Carl Friedrich Gauss, 'dünyayı ölçme' fikrini farklı düzlemlerde, ama tutkuyla gerçekleştirmeye koyulurlar.

Humboldt, Güney Amerika'nın balta girmemiş ormanlarında, sarp ve kayalık dağlarda her ırmağı, her gölü, her alanı ölçmeye kalkışır. Gauss ise, evlendiği gece bile, aklına gelen bir formülü not etmek için karısının koynundan fırlayacak kadar tutkuludur. İki bilim adamı,1828'de Berlin'deki bir bilim kongresinde buluştuklarında, kendilerini Avrupa'yı kasıp kavuran politik çalkantıların ortasında, aslında hiç tanımadıkları bir dünyada bulacaklardır.

Daniel Kehlmann'ın Dünyanın Ölçümü adlı romanı, iki bilim adamının güldüren, hüzünlendiren ve düşündüren serüvenlerini anlatıyor. Günümüz edebiyatının harika çocuğu Kehlmann, Aydınlanma Çağı'nın iki harika çocuğuna hayatın merceğinden bakıyor. Alman dili edebiyatında Süskind'in Koku'sundan bu yana en çok okunan roman olan Dünyanın Ölçümü, aklın macerasının öyküsü.

Buradan satın alın; Dünyanın Ölçümü - Daniel Kehlmann


Bu kitapla ne içilir: Kahve. Bolca kahve.
Bu kitapla ne dinlenir: Kanımca ne olup bittiğini daha odaklı bir şekilde takip edebilmek için sakin bir şeyler dinlemek gerek. Şu liste iyi gider: Gentle Classical: From Dusk Till Dawn

Ayrı Yol - Andre Gide

/ Sunday, December 4, 2016 /
Ayrı Yol Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Andre Gide'in okuduğum üçüncü kitabı ve sanırım yazarı en çok bu kitabıyla tanıdım ve bundan sonra da bu kitabıyla hatırlayacağım. İnsanı peşinden sürükleyen bir kitap bu, hiç bitmesin isteyeceksiniz.


Ayrı Yol kendi gerçek doğasını tanımaya çalışan bir adamın, Michel'in hikayesini anlatıyor. Michel aşkla ilgili hiçbir fikri olmaksınız oldukça sevgi dolu ve kırılgan Marceline ile evlenir. Balayına Tunus'a giderler ve Michel burada çok fena bir hastalığa yakalanır. Hasta olduğu günler boyunca geçmişteki Michel gidecek yerine başka bir insan gelecektir. Bu insan genç oğlanların sağlıklarından ve güzelliklerinden de etkilenen bir insandır artık. Hem ahlak hem de cinsel açıdan bir uyanış gerçekleşir Michel'de ve hastalığı atlattıktan sonra artık kendi istekleri doğrultusunda yaşamaya çalışan bir adam olacaktır. Ancak çok geçmeden eşi hastalanır ve Michel'in elde ettiği özgürlük aslında beklediği kadar eğlenceli değildir. Mutlaka göz atın derim. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

Nobel ödüllü Fransız yazar ve düşünür Andre Gide, yaşamı boyunca toplumsal ve bireysel ahlakın en önemli ölçütünün bireyin içtenliği ve kendini tanıması olduğunu vurgulamıştır. Ayrı Yol, Andre Gide'in bu görüşünü en net biçimde dile getirdiği romanlarından biri.

Geleneksel ahlak anlayışının karşısında bireyin özgürlüğünü savunanlara açık destek veren ve bu nedenle devrimci olarak nitelendirilen yazar, bu yapıtında, kendi evliliğinden yola çıkarak insan ilişkilerindeki sorunlara çözüm getirme çabalarını dile getiriyor.

Ayrı Yol, balayını geçirmek üzere karısıyla birlikte Tunus'a giden arkeolog Michel'in vereme yakalanmasıyla başlayan, onun iyileşmesi ve daha sonra karısının hastalanmasıyla devam eden bir yüzleşme ve arayış serüveni. Dünya edebiyatının en usta yazarlarından birinin kaleminden çıkan bu romanda, eşcinselliğini keşfeden ve toplumsal düzenin dayattığı kavramlardan sıyrılıp olabildiğince özgürleşmeye çalışan, bunu yaparken de kendisiyle çatışan bir erkeğin öyküsünü okuyacaksınız.

Buradan satın alın; Ayrı Yol - Andre Gide

Bu kitapla ne içilir: Artık kış içeceklerini daha bir ciddiyetle içmenin vakti geldi: nane çayı.
Bu kitapla ne dinlenir: Sunday Morning Jazz. Sadece kitapla değil, sürekli de dinleyebilirsiniz. Rica ederim. 

Labels

1988 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü (1) 2001 nobel edebiyat ödülü (1) 2010 nobel edebiyat ödülü (1) 30 Şubat (1) A. S. Byatt (2) Acı Çikolata (1) adem uludağ (1) Ağustosta Tatil (1) alan pauls (1) albert camus (2) Alessandro Baricco (3) Alessandro Barico (1) alev püskürtenler (1) alexander pechmann (1) Alexandre Jardin (1) alice munro (2) Allah Senden Razı Olsun Bay Rosewater (1) Alman edebiyatı (1) Alphonse Daudet (1) Altın Defter (1) Altın Ejder Krallığı (1) amelie nothomb (1) Amerikana (1) Andre Gide (1) anlatı (3) ann hood (1) Antonio Tabucchi (2) Arkadaşlık (1) arthur conan doyle (1) Arundhati Roy (1) aşk (2) Aşk Konuştuğumuzda Ne Konuşuruz (1) Aşk Romanları Okuyan İhtiyar (1) Aşk ve Gurur (1) aşk ve ölüm üzerine (1) Aşktan ve Gölgeden (1) Atiq Rahimi (1) Ay ve Şenlik Ateşleri (1) aydın emeç (1) Aydın Engin (3) Ayfer Tunç (2) Ayrı Yol (1) bahçede felsefe (1) Baskervillelerin Köpeği (1) Baykuşun Günü (1) bazı kadınlar (1) behçet necatigil (1) Ben Frankfurt’ta Şoförken (1) bernd brunner (1) Bernice Rubens (1) beş peri hikayesi (1) beyazlı kadın (1) Bin Dokuz Yüz (1) Bir Aile Romanının Sonu (1) Bir Burjuvanın İtirafları (1) Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi (1) Bir Gençlik (1) Bir Gülme Salgınının Romanı (1) Bir IKEA Dolabında Mahsur Kalan Hint Fakirinin Olağanüstü Yolculuğu (1) bir intihar efsanesi (1) bir kaçırılma öyküsü (1) bir plak güzellemesi (1) Bir Rengin Tarihi (1) biraz dolaşacağım (1) birsel uzma (1) Biyografi (3) boris vian (1) Bruno Nardini (2) Bülbülün Gözündeki Cin (1) burma günleri (1) büyücü (1) Büyülü Dağ (2) büyülü gerçekçilik (1) Çağdaş Kürt Edebiyatı Öykü Seçkisi (1) Can çocuk (6) can deneme (3) can düşünce (1) can gotikromantik (4) can inceleme (1) can öykü (3) can öz (1) can roman (25) Can Roman Dizisi (7) can şiir (1) can yayınları (73) can yayınları gerilim (3) can yayınları öykü şenliği (7) Canım Sevgilim Inés (1) çarin laneti (1) carlos fuentes (2) Carmilla (1) carol dyhouse (1) Cemo (1) cesar aira (1) Cesare Pavese (4) charles dickens (1) Chimamanda Ngozi Adichie (1) christine orban (1) Cicim (1) çiğdem öztürk (1) Çin (1) cinayet oyunu (1) Çılgın Kalabalıktan Uzak (1) Çılgın Nar Ağacı (1) claire kendal (1) Claudine Monteil (1) çocuk kitabı (1) Çöl (1) Colette (1) D. H. Lawrence (1) damon young (1) Daniel Galera (1) Daniel Kehlmann (1) david vann (3) Değirmenimden Mektuplar (1) Delilikten Kurtar Bizi (1) deneme (3) deniz canefe (1) deniz kavukçuoğlu (1) Denizi Yitiren Denizci (1) dh lawrence (1) Dino Buzzati (1) Doris Lessing (3) Dörtlü (1) Dostoyevski (1) dr watson (1) Dünya Edebiyatı (2) dünya klasikleri dizisi (5) Dünyanın Ölçümü (1) dünyanın sonundaki ev (1) Düşünce (1) duygu akın (1) Duygusal Bir Yolculuk (1) Emma (1) ercan y yılmaz (1) esra birkan (1) eva luna anlatıyor (1) Evlilik (1) Eyfel Kulesi Kadar Kocaman Bir Bulutu Yutan Küçük Kız (1) eylülün gölgesinde bir yazdı (1) f scott fitzgerald (1) F. Scott Fitzgerald (1) Fanfan (1) feminizm (1) ferit edgü (1) Fernando Pessoa (2) Fil (1) Filozof Olmayanlar İçin Felsefeye Giriş (1) filozofların karnı (1) Floransa Büyücüsü (1) flores geceleri (1) Flört (1) Fransız Edebiyatı (1) friedrich balkonunda (1) gabriel garcia marquez (10) Gaetan Soucy (1) gece inerken (1) Geceyarısı Çocukları (1) Geniş Geniş Bir Deniz (1) George Eliot (1) george orwell (2) gerçek hesap bu (1) gezi yazısı (1) Girit (1) Gizli Başyapıt (1) Gökkuşağı (1) gösteriş (1) Gözyaşlarımı Sileceğim Gün (1) grazia deledda (1) Guillermo Cabrera Infante (1) gülünesi aşklar (1) gümüş karası deniz (1) Gündüz Güzeli (1) güneş tutulması (1) Günlük Yaşamdan Sanata (1) gustave flaubert (1) güvercin (1) handan balkara (1) hanım ananın cenaze töreni (1) havana (1) hayalet şehir (1) Hayatın O Güzel Şarkısı (1) Hayvan Çiftliği (1) Heinrich Böll (1) Heinrich von Kleist (1) henry james (1) Hermann Hesse (1) Hiroşima Sevgilim (1) hınzır kız (1) Homo Faber (1) Honore de Balzac (1) Horace Walpole (1) Huzursuzluğun Kitabı (1) İçimizdeki Şeytan (1) inceleme (1) inci kut (1) inci yankı (1) İnsancıklar (1) İpek (1) İrfan Yalçın (1) İri Memeler ve Geniş Kalçalar (1) isabel allende (7) Isabel İçin Bir Mandala (1) Italo Svevo (1) İtalo Svevo (1) italyan edebiyatı (1) iyi kalpli erendira (1) J. M. Coetzee (2) J.M. Coetzee (1) james hilton (1) Jane Austen (3) Japon edebiyatı (2) Japon edebiyatı Yaz Ortasında Ölüm (1) Japonya (2) jasper kent (3) Javier Marias (1) Jean Rhys (2) Jean-Claude Carriere (1) Jean-Paul Sartre (1) Johann Wolfgang Von Goethe (1) john banville (1) johnny sosa'nın şarkısı (1) jose mauro de vasconcelos (1) José Mauro de Vasconcelos (1) Jose Saramago (1) Joseph Kessel (1) Julio Cortazar (1) Julio Llmazares (1) Jun'ichirō Tanizaki (1) kaderin kızı (1) kadınlar (1) Kana Bulanmış Sakal (1) kara sohbet (1) Katedral (1) Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru (1) Kaybolan Sevgililere Yollar (1) kayıp kitaplar kütüphanesi (1) keçi dağı (1) kediler güzel uyanır (1) Kemal Bilbaşar (1) Kenzaburo Oe (1) Kibritleri Çok Seven Küçük Kız (1) kitap kapakları (1) Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın (1) kırk merak serisi (7) Kırmızı (1) Kızıl Darı Tarlaları (1) klasikler (13) koca sevimli dev (1) kolera günlerinde aşk (1) kör nişancı (1) Korkmuyorum (1) Körlerin Şarkısı (1) Körlük (1) küba (1) küçük şeylerin tanrısı (1) Kurbanı Beslemek (1) Kurnaz Tilki (1) kurt vonnegut (3) Kuşatılmış Yaşamlar (1) kutlay sındırgı (1) Kvaidan (1) ladu chatterley'nin aşığı (1) lady chatterley'nin aşığı yorum (1) Lafcadio Hearn (1) Latin Amerika (1) Laura Esquivel (2) Laurence Sterne (1) Le Clezio (1) Leonardo Da Vinci (1) Leonardo Sciascia (1) linn ullmann (1) Louis Althusser (1) Luis Sepulveda (2) Luis Sepúlveda (1) lupita ütü yapmayı seviyordu (1) Lütfen Sessiz Olur Musun (1) Lütfen? (1) Madam Sousatzka (1) madame bovary (1) magnus (1) Malcolm Lowry (1) Malte Laurids Brigge'nin Notları (1) Mansfield Park (1) manuel puig (1) Marguerite Duras (1) Mario Delgado Aparain (1) mario vargas llose (1) Markus Werner (1) Martıya Uçmayı Öğreten Kedi (1) Mathias Enard (1) Matisse Öyküleri (1) Mavi (1) mavi köpeğin gözleri (1) mavi sakal (1) Max Frisch (1) maya'nın günlüğü (1) meksika (1) mektup (1) michael cunningham (2) Michael Kohlhaas (1) Michel Houellebecq (2) michel onfray (1) Michel Pastoureau (1) Michelangelo (1) Miguel de Unamuno (1) miguel littin (1) Mihail Bulgakov (1) Mihail Lermontov (1) milan kundera (1) Mırıldandığım Öyküler (1) Mo Yan (2) moda'da gezinti (1) Mr. Gwyn (1) Nadeem Aslam (1) nadine gordimer (1) Nazlı Kar (1) Nefret (1) nejat işler (1) Niccolo Ammaniti (1) Nikos Kazancakis (2) nobel edebiyat ödülü (3) noel şarkısı (1) Odisseus Elitis (1) ölüm ilanı yazarı (1) on dokuz numaralı oda (1) on üç yıl sonra (1) oniki (1) örümcek kadının öpücüğü (1) otobiyografik roman (1) Otranto Şatosu (1) öykü (26) Özgürlük Aşıkları (1) Parma Manastırı (1) Patagonya Ekspresi (1) patrick mcgrath (1) Patrick Modiano (1) patrick süskind (2) Paul Auster (1) pekin'de sonbahar (1) Pereira İddia Ediyor (1) Peter Nadas (1) pislik (1) pınar aslan (1) polisiye (2) popüler tarih (1) Portekiz edebiyatı (1) psikolojik gerilim (1) Rabo Karabekian (1) rachel kushner (1) Rainer Maria Rilke (1) Raymond Carver (4) Raymond Radiguet (1) regaip minareci (1) roald dahl (1) Romain Puertolas (1) Romain Puértolas (1) roman (89) Rus edebiyatı (1) Sabır Taşı (1) Sabri Gürses (1) Şafakta Üç Kez (1) Salman Rushdie (2) sandor marai (1) Sapma (1) Saray'dan Saray'a Türkiye'de Gazetecilik Masalı (1) sardinya efsaneleri (1) sarı yağmur (1) Satürn'ün Halkaları (1) Savaşları Kralları ve Filleri Anlat Onlara (1) Şebnem Şenyener (1) Sedat Girgin (1) Semin Sayıt (1) senaryo (1) senin kitabın (1) Senin Köylerin (1) şer saati (1) serdar rifat kırkoğlu (1) şexo filik (1) şeyda öztürk (1) Shakespeare Olmak (1) Sheridan Le Fanu (1) sherlock holmes (1) sibel sakacı (1) Siddhartha (1) şiir (2) Silas Marner (1) şili'de gizlice (1) Simone de Beauvoir (1) sinan fişek (1) Sis (1) sisifonos söyleni (1) sırma köksal (1) Son Patron (1) Son Valsi Bana Sakla (1) stella düşerken (1) Stendhal (1) Stephen Greenblatt (2) süleyman doğru (2) susan fletcher (1) sylvie germain (1) tahsin yücel (1) taklitçiler (1) Tango'dan Taliban'a (1) Tanrı'yı Gören Köpek (1) tarih (1) Taşra Hayatından Manzaralar (1) Temel Parçacıklar (1) Thomas Hardy (1) Thomas Mann (3) Tırmık'a Tırmık (1) Tomris Uyar (1) Tuhaf Şeylere Dair Öyküler (1) türk edebiyatı dizisi (2) Türkiye (1) Türkü Söylüyor Otlar (1) Tutiname (1) Umberto Eco (2) Ümit Alan (1) Usta ile Margarita (1) Utanç (1) Uwe Timm (1) Uzaklıklar Eski Denizler (1) uzanma sanatı (1) uzun öykü (5) v.s. naipaul (1) vasconcelos (2) veba (1) vefasız peri (1) Venedik'te Ölüm (1) virginia ile vita (1) virginia woolf (1) W.G. Sebald (1) washington meydanı (1) wilkie collins (1) yaban muzu (1) yabancı (1) yalınayak yaşamak (1) Yalnız Kadınlar Arasında (1) Yamaçta (1) Yanardağın Altında (1) Yanılsamalar Kitabı (1) yaprak fırtınası (1) yaşamaya bak (1) Yaşlılık (1) yatay yaşamın elkitabı (1) Yavaş Adam (1) Yazınsal Yaşamlar (1) yekta kopan (1) Yeniden Çarmıha Gerilen İsa (1) Yeşil Peri Gecesi (1) yiğit okur (1) yitik ufuklar (1) Yorgun Sevda (1) Yukio Mişima (2) yüzyıllık yalnızlık (1) Zamanımızın Bir Kahramanı (1) zelda fitzgerald (1) Zeno'nun Bilinci (1) Zeyyat Selimoğlu (1) Zorba (1)

Hakkımızda

Merhaba! CAN'la Bir Sene Simay ve Elif'in yıl boyunca Can Yayınları'ndan okudukları 52 kitabı inceleyen bir blog. Her hafta en az bir kitap okumalıyız düşüncesiyle yola çıktık. Okuduklarımızı herkesle paylaşıp, insanlara okuma aşkımızı bulaştırmayı da iş edindik. Umarız siz de bizimle birlikte okur ve yeni yıla bambaşka bir insan olarak girersiniz.
 
Copyright © 2010 CAN'la Bir Sene, All rights reserved
Design by DZignine. Powered by Blogger