Türk Edebiyatı konusunda çok eksik olduğumu hep söylüyorum. Belki bunu söylediğim için taşlanacağım ama yokluğunu da çok hissetmiyorum; bir kaç tanesi dışında şimdiye kadar okuduğum ve okumak zorunda bırakıldığım yazarlar içimi kıydı— aynı anneannemin izlediği, herkesin sürekli ağlayıp zırladığı ya da kavgaya tutuştuğu diziler gibilerdi. Bu nedenle Yiğit Okur’u da mümkün olduğu kadar öteledim ama yanılmışım. Büyücü, evet, yeri gelince hüzünlü ve kırılgan ama Yiğit Okur’un bana biraz Kurt Vonnegut-vari gelen mizah anlayışı şimdiye kadar süregelen önyargılarımı aldı götürdü.
Büyücü, yoksulluktan gelen ancak daha sonra ikon olan bir kadın ve erkek ile ünlü bir sinema oyuncusu ve futbolcunun hayatlarını konu alıyor. Benim şahsi favorim, ilk tanıştığımız karakter olan ve ileride ünlü bir futbolcu olacak olan Sıtkı oldu. Annesi canını dişine takıp, onu okutmak için çırpınırken Sıtkı ne yapsa beğenirsiniz? Okulu ekip, top oynamaya kaçıyor! Bu senaryoda okulu ekip kaçmanın sonu iyi oluyor çünkü sizin de anladığınız gibi Sıtkı keşfediliyor. Yiğit Okur’un çocukla çocuk olan anlatımının da etkisiyle özellikle Sıtkı ve annesinin arasındaki diyalogları sırıtarak okudum. Hele ki annesinin oğlunu gazete gördüğü zamanki sevinci, gururu, ortalığı ayağa kaldırması gözümün önünde adeta…
Büyücü, biraz da Amores Perros’u hatırlattı bana. Her ne kadar birbirinden farklı hikâyeler bekleseniz de, beklenmedik yerlerde kesişiyor hepsi. Okur, karakterlerini gerçekten tanıyan ve onları önemseyen bir yazar; bu sayede Sıtkı’nın takım arkadaşının köpeğine kadar bizim de onlara yakın hissetmemiz için hiçbir ayrıntıyı sakınmamış. Ama tabii bu Steinbeck’in karşıdan karşıya geçen kaplumbağası gibi değil; onları aralara, ustaca serpiştirmiş ki “offfff yeter” diye baymayalım.
Diğer kitaplarını ne zaman okurum, fırsat olur mu bilmiyorum ama seninle Büyücü ile tanıştığıma memnun oldum sayın Yiğit Okur. Nur içinde yat.
Tanıtım Yazısı:
Büyücü’nün iki ana kahramanından biri, bir Yeşilçam yıldızı. Dumanlı, koyu yeşil gözler. Kirpikler uzun, Sanki onlar da koyu yeşil gözlere gölgelik, Burun kanatları ince, narin, gül yaprağı. Dolgun, kalkık göğüsler, Karın boşluğu, giyinikken bile çıplak. Filmlerinde, parmağında ziller, ince bilekli kollarını kaldırınca, koltuk altlan, nefes kesen, baş döndüren birer uçurum olurdu, Bir de kalçaları, derin gamzeli. Ona âşık Anadolu erkekleri için o bir Tanrıçaydı. Öbürü, bütün yurdun sevgilisi, Yeşil sahaların Kralı. Aydınlık bir alın, kahverengi, hareli gözler, sert, koyu kumral saçlar, Grek tanrılarınınkini andıran bir burun. Bütün arzuları çağrıştıran bir ağız. Sanki mavimsi bir sihir saçardı. İkisi de, kimsenin ulaşmayı, değmeyi hayal bile edemeyecekleri kadar yüce ve uzaktılar. Ama yaşadıkları karton dünyanın acımasız kuralları vardı: Almak, yaratmak, yüceltmek, tüketmek, atmak... Kural da değil, sanki yazgıydı. Yiğit Okur, bütün romanlarında olduğu gibi, Büyücü’de de, pek çok yan kahramanın, birbiriyle kesişen yaşam öykülerini, iç içe geçmiş, beklenmedik, şaşırtan olaylar zincirinde resimliyor. Her zamanki yalın, sıcak, mizah yüklü, yüksek tempolu anlatımıyla güldürüp, düşündürüyor. Hüzne kahkaha giydiriyor.
Buradan satın alın; Büyücü - Yiğit Okur
Bu kitapla ne içilir: Türk kahvesi
Bu kitapla ne dinlenir: Gaye Su Akyol - Develerle Yaşıyorum
Showing posts with label türk edebiyatı dizisi. Show all posts
Showing posts with label türk edebiyatı dizisi. Show all posts
Büyücü - Yiğit Okur
by
Zimlicious
/
Sunday, December 24, 2017 /
Posted in
büyücü,
can roman,
türk edebiyatı dizisi,
yiğit okur
Ferit Edgü - Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı
by
Zimlicious
/
Sunday, June 29, 2014 /
Posted in
1988 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü,
can yayınları,
eylülün gölgesinde bir yazdı,
ferit edgü,
türk edebiyatı dizisi
Ferit Edgü, büyüleyici öykülerinin yanı sıra yazma eyleminin kendisi hakkında da yazan, bir hikayeyi binbir şekilde anlatabileceğinizi, kuralları farklı etkiler yaratmak için nasıl bükebileceğinizi de çok iyi anlatan ve gösteren bir yazar. Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı isimli kitabı da bunun en güzel örneklerinden biri-- hem düzyazı gibi, hem şiir gibi, hem fotoğraf gibi, hem masal gibi...
Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı, Çakır'ın Öyküsü, Ara ve Su Testileri olmak üzere üç bölümden oluşuyor. Benim en etkilendiğim bölüm, ilk bölüm olan Çakır'ın Öyküsü oldu. Edgü, bu bölümde hayatında hiç fotoğrafı çekilmemiş olan Çakır'ın Öyküsü'nü var olmayan fotoğrafları betimleyerek anlatıyor. Hani "bir resim 1,000 kelimeye bedeldir" derler ya? İşte onun gerçekliğini cidden sorgulatıyor insana. Kelimelerle de fotoğraf çekilebileceğini, resim çizilebileceğini gösteriyor. Başka bir bölümde ise Edgü, yarım bıraktığı cümlelerin devamını okurun hayal gücüne bırakıyor.
Siz de benim gibi çok fazla Türk yazar okumayan ancak bir yerden başlamak, onları da keşfetmek isteyenlerdenseniz, Ferit Edgü çok iyi bir başlangıç olacak, okuma şevkinizi artıracak bir yazar.
Tanıtım Yazısı:
Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı, yalnızlığın romanı, dostluk özleminin, iyi insan özleminin romanı. Ferit Edgü, Çakır´ı anlatırken, su yolunda kırılan testileri anlatırken, hepimizin yalnızlığını, hepimizin dostluk özlemini dile getiriyor. Şu iyice bunaldığımız koşullarda… Ve yalnızlığa, dostluğa, iyiliğe denk düşen bir anlatımla... Bir de bakıyorsunuz... Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı, günümüz Türkiye´sinin gayrıinsanileşmiş durumunun izdüşümü oluvermiş...
-FETHİ NACİ
Ferit Edgü, 1988´de Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü´nü kazandığı Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı´da, 1950´lerin başlarında İstanbul´un bir kıyı semtinde yaşam savaşı veren insanların yaşamları ve ölümlerinin öyküsünü anlatıyor. Çakır´ın (foto-biyografik) öyküsünü yazarken, kendi yazarlık uğraşını, yazmak eylemini de sorguluyor.
Buradan satın alın; Ferit Edgü - Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı
Bu kitapla ne içilir: Ballı çay
Bu kitapla ne dinlenir: Gürültülü bir yerde huzur bulmanızı sağlayabilir. Ben metrobüste okudum.




