Körlerin Şarkısı - Carlos Fuentes

/ Sunday, June 18, 2017 /

Körlerin Şarkısı Octavio Paz'ın enfes sunumuyla başlayıp altı öyküyle devam eden kelimenin tam anlamıyla sarsıcı bir kitap. Daha önce Carlos Fuentes okuduysanız yazarın kelimelerle olduğu kadar insan ruhuyla da nasıl dans ettiğini az çok anlamışsınızdır. Ancak daha önce yazarla tanışmadıysanız, gül bahçesinde kurtlarla dans etmeye hazırlanın derim.


Körlerin Şarkısı'ndaki tüm öyküleri çok seveceğinize eminim ancak elbette aralarında hepsinden daha çok sevdiğiniz de olacaktır. Ben Aura, Kraliçe Bebek, Eski Haklar ve Saf Bir Ruh öykülerine bayıldım. Zaten altı öykü olan bir kitapta dört öyküye bayılmak sanırım her zaman olacak bir şey değil. Fuentes, her öyküsünde insanı farklı bir yerden yakalıyor; bazen çok yaralıyor bazen de acı acı güldürüyor. İlk öykü Aura daha yazara alışamadan, ne olduğunu anlamadan tokat gibi inecek yüzünüze. Fuentes'e daha yanağınızdaki ateş geçmeden vurulacaksınız. Sonraki öykülerindeki bazı karakterler hiç aklınızdan çıkmayacak; gerçekliklerine, derinliklerine ve anlattıklarına hayran kalacaksınız. Ah bir de eklemeden edemeyeceğim; çevirmen Müntekim Ökmen o kadar iyi bir iş çıkarmış ki ayakta alkışlamak isteyeceksiniz. Nereden baksanız her okurun rüyası bir öykü kitabı bu; sakın kaçırmayın derim. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

Çağdaş Meksika edebiyatının en saygın yazarlarından Carlos Fuentes, öykülerinden oluşan Körlerin Şarkısı´nda, büyüsellik, gerçekçilik ve mizahı ustaca harmanlıyor. Meksika evlerinin kapalı kapılarını aralıyor ve içerideki ölümcül gizlerin, büyülü ayinlerin, dile getirilmemiş arzuların perdelerini aralıyor. Bu evlerde yaşayanlar hangi acımasız, tılsımlı düşlerin, yabansı isteklerin kıskacındadır? Gerçekdışı, gülünç ve korkunç öğelerin iç içe geçtiği, okuru derinden sarsan bir şarkı söylüyor Fuentes. Körlerin Şarkısı'nda, Fuentes´in, gerçeklikle düşlemin en ustalıklı bileşimlerinden biri sayılan, ünlü öyküsü Aura da yer alıyor.

Fuentes'in Artemio Cruz'un Ölümü, Terra Nostra, Deri Değiştirmek, Koca Gringo gibi romanlarını tutkuyla okuyanlar, Müntekim Ökmen'in Türkçesiyle sunduğumuz Körlerin Şarkısı'nda yazarın öykü ustalığına tanık olacaklar.


Buradan satın alın; Körlerin Şarkısı - Carlos Fuentes

Bu kitapla ne içilir: Carlos Fuentes'in memleketi Meksika'dan enfes bir kokteyl önereceğim: Paloma.

Bu kitapla ne dinlenir: Hem kulakların pasını alacak hem de Paloma'ya iyi bir şekilde eşlik edecek liste şudur: La Mejor Musica Clasica

Taklitçiler - V.S. Naipaul

/ Sunday, June 11, 2017 /
Taklitçiler, diğer insanların sosyoekonomik pozisyonlarını, parasını, hayatını kıskanan, onlar gibi olmaya çalışan bir grup insanın hikayesini ele alıyor. Kıskandıkları gibi tipler olmaya çalışıyorlar ama sonunda olmuyor; Taklitçiler olarak kalıyorlar. Anlatıcımız olan Ranjit Kirpalsingh, okula giderken ismini Ralph Singh olarak değiştirmiş; bu da Taklitçiler arasına girmek için seçtiği bir yol aslında. Kendisiyle ilk tanıştığımız sırada Karayipler'deki Isabella adasından kovulmuş bir sömürge bakanı olarak görüyoruz onu. Para ve sosyete hırsıyla hayata saldırışını izliyoruz Ralph Singh'in...


İdealleri ve hırsları peşinden koşan Singh, güce erişme hırsı içinde oradan oraya savruluyor. İngiltere kolonisi olan minik bir adadan gelen bu adam, kendisini içerisinde bulduğu yeni dünyada önce onlardan biri olmasına rağmen Taklitçiler'den kendisini ayırmaya da uğraşıyor. Anılarını yazarken neyi, neden yaptığını dürüst bir şekilde anlatmaya çalışıyor gibi görünse de aslında biraz da her birine uygun bir bahane buluyor gibi de görünüyor. Kitapta kendisinin ağzından da dinlediğimiz gibi, onun gibi, Isabella adasından gelenler terk edilmişlik ve unutulmuşluğa alışkın. Yeni Dünya'da ise gerçeklermiş, bir şeyler öğrenmeye çalışıyorlarmış, hayata hazırlanıyorlarmış gibi bu yeni dünyadaki insanları taklit ediyorlar.

Ralph'in geçmişini ve Londra'ya geldikten sonraki hayatını okudukça tarihin neden tekerrürden ibaret olduğunu bir daha anladım. Her zaman, bir kenarda küçük bir yere kapatılmış, demir yumrukla yönetilen, ezilen ve geleceğe dair umut besleyemeyen insanlar var. Diğer kenarda ise "şanslı," güçlü ve bu gücü canlarının istediği gibi kullanan insanlar var. V.S. Naipaul, Taklitçiler'de realist de, idealist de olsanız bir dönüşümün mümkün olabildiğine dair bir umut veriyor okura. Ancak bunun için kişinin risk alması, her şeyi göze alarak bu dönüşümün içine atlaması gerekiyor. Karayipler'deki Trinidad ve Tobago adasından olan V.S. Naipaul, sömürge altında olan bir yerde yaşamayı, oradan kaçmayı başarmayı ancak kaçmanın çözüm olmadığını ve kendinizi içinde bulduğunuz dünyaya uyum sağlamanın çok daha zor olduğunu Singh üzerinden ortaya koyuyor.


Tanıtım Yazısı:

Hint asıllı Ralph Singh, kırk yaşına geldiğinde kendini Londra'da bir otel odasına kapatır ve onu Karayipler'deki eski bir Britanya sömürgesi olan Isabella Adası'ndan bu odaya sürükleyen hayatını yazmaya başlar.

Taklitçiler, kültürel çatışmalar, çelişkiler ve kayboluşların ortasında kimlik bunalımına ve yalnızlığa sürüklenen bir hayatı anlatıyor. Singh'in kaos dolu varoluşuna bir düzen katmak amacıyla kaleme aldığı anılar, iktidarın gerçek yüzünü, samimi vaatlerle iktidarı elde edenlerin emperyalist eğilimlere yenik düşüşünü, bir ülkeyi kendine yeter hale getirmenin karşısındaki iç ve dış engelleri ortaya koyuyor.

Nobel ödüllü V.S. Naipaul'un deyimiyle, "Kendiyle ilgili hiçbir şeye güvenmemeyi öğrenen sömürge insanının, insanlığın koşullarını taklit etmesi hakkında" olan Taklitçiler, 1968'deki ilk yayımlanışından bu yana güncelliğini ve evrenselliğini koruyan bir eser.
(Tanıtım Bülteninden)

Buradan satın alın; Taklitçiler - V.S. Naipaul

Bu kitapla ne içilir: Bol buzlu çay
Bu kitapla ne dinlenir: Liszt - Hungarian Rhapsody

Tanrı'yı Gören Köpek - Dino Buzzati

/ Sunday, June 4, 2017 /
Tanrı'yı Gören Köpek Dino Buzzati'nin okuduğum ilk kitabı oldu ve açıkçası beklediğimden çok daha enfes bir kitapla karşılaştım. Buzzati şiir yazar gibi öykü yazan yazarlardan ve öykülerinde işledikleri de gerçekten inanılmaz konular. Bu yazı bir kitap yorumundan çok Buzzati için bir aşk ilanına dönüşürse diye şimdiden uyarımı yapayım: bu yazar bu aşk ilanını tamamen hak ediyor.


Tanrı'yı Gören Köpek birbirinden farklı kısa öykülerden oluşuyor ancak kitaba adını veren öykü Tanrı'yı Gören Köpek diğerlerinden biraz daha uzun olmakla birlikte biraz daha derin ve hoş. Ancak  bu cümleyi yazar yazmaz aklıma diğer öyküleri geldi ve şimdiden böyle bir şey yazdığım için pişman oldum. Her hikaye zamansız ve milletsiz; bundan yüzyıllar sonra da mutlaka ve zevkle okunacaklar. Bundan sonra da korkularımızla, sevinçlerimizle, endişelerimizle yüzleştirecek bizi ve o büyülü atmosferinden çıkmamak için öyküleri daha da yavaş yavaş okurken bulacağız kendimizi. Mutlaka ve keyifle okuyun, çok seveceksiniz.


Tanıtım yazısı:

Romancı, öykü ve oyun yazarı Dino Buzzati, kendine özgü taşlama ve mizah anlayışıyla çağdaş İtalyan edebiyatının en saygın yazarlarından biri. Edebiyat çizgisinin kökleri genellikle Edgar Allan Poe ve Franz Kafka'ya bağlanan ama özellikle kısa öykülerinde tümüyle özgün bir fantastik dünya yaratmış olan Buzzati, sanayi toplumunun, günümüz insanı üstüne bir karabasan gibi çöreklenen baskılarını kimi zaman gerçeküstücü, yer yer olağandışı boyutlarda işliyor. Tatar Çölü adlı romanı ve Klinik Bir Vaka adlı oyunuyla büyük üne erişen Buzzati, en güzel öykülerini bir araya getiren Tanrı'yı Gören Köpek'te, çağdaş insanı sarmalayan gizemi aralamaya yöneliyor. İnsanoğlunu tüm zayıflıkları, tüm çelişkileriyle ele alan bu öyküler günümüzün yalnız insanını psikolojik derinliğiyle irdelemekle kalmıyor, tükenmeyen umutlarımızı da dile getiriyor.

Buradan satın alın; Tanrı'yı Gören Köpek - Dino Buzzati

Bu kitapla ne içilir: Bol buzlu, misket limonlu, kaliteli tonikli, double gin & tonic. Belki içine bir iki ince dilim salatalık da atılabilir. 

Bu kitapla ne dinlenir: Cırcır böceklerini ya da yağmuru dinleyin. Yağmur yağmazsa internetten sesini bulun. Cırcır böceklerini yıllardır duymuyorsanız da yine internete başvurun. İkinisini ve daha fazlasını içeren bir video da burada.

Yaşamaya Bak - Nadine Gordimer

/ Sunday, May 28, 2017 /
Paul Bannerman, tiroit kanseri olduğunu öğrenen bir ekolojist. Nadine Gordimer’in kaleme aldığı Yaşamaya Bak’ta Paul, aldığı tedavi nedeniyle geçici bir şekilde radyoaktif olduğundan ona yaklaşan herkesi, her şeyi tehlikeye atmış oluyor. Kendilerini gönüllü olarak riske atan anne ve babası, karısı ve çocukları bu durumda etkilenmesin diye Paul’ü çocukluğunun geçtiği eve geri taşıyorlar. Yalnız kalan, ebeveynleri tarafından çocuk muamelesi gören ve gerçekten ama gerçekten kimsenin dokunamadığı (radyoaktiflik konusu işte) Paul, düşüncelere dalıyor.


Yaşamaya Bak, Nadine Gordimer ile ilk tanışmam oldu; bu nedenle kitabı önceki işleriyle karşılaştıramayacağım. Ancak internette yaptığım ufak araştırmalar şunu ortaya koydu: Gordimer, kitaplarında kişisel ve daha büyük, dünyevi sorunlar arasında bağlantılar kuruyormuş. Bu, Yaşamaya Bak için de geçerli. Gordimer’in anlatımına göre, Güney Afrika eskiden ırkçılık nedeniyle karışan bir yermiş. Yeni Güney Afrika ise hem sosyolojik, hem de ekolojik sorunlarla karşı karşıya ve Paul’ün durumu da bunların metaforu.

Biraz daha üzerinde düşününce, şu kanıya vardım: hastalık metaforu sadece Güney Afrika için değil, tüm dünya için geçerli şu sıralar. Bir kaç sene öncesine kadar hep Türkiye için “bitti bu memleket” derdik ama artık şöyle bir baktığımda, bunun tüm dünya için geçerli olduğunu görüyorum: Amerika’da Trump’ın gücü elde edişi, Avrupa’da korumacılığın giderek artması gibi gelişmelerle işler iyice sarpa sarıyor. İnsanların birbirini sevmesi, kabullenmesinin aşılanması gerekirken, dil, din, ırk ve aklıma şu anda gelmeyen pek çok özelliğe tutunup ayrışmaları, onlar gibi olmayanları dışlamaları, onlardan nefret etmeleri aşılanıyor. Küçük bir grup doğayı (yani ondan geri kalanı) korumaya çalışırken, sağda solda “sosyal sorumluluk” çalışmaları ile hava atan büyük şirketler nükleer santral dikmeye çalışıyor…

Anneannem, “dünya arada bir kendine gelmek için çalkalanır” der savaşlar, darbeler gibi zor zamanlardan bahsederken. Öyle dönemlerde pisliklerin temizlendiğine, insanların da bir silkelenip kendine geldiğine ve toparlanmak için herkesin birbirine kenetlendiğine inanır. Bizim için de böyle günlerin beklediğine inanmak istiyorum ama umudun olmadığı, olamadığı şu dönemde robot gibi yaşamaya devam etmemiz daha büyük bir ihtimal gibi görünüyor.


Tanıtım Yazısı:

“Felaketler çok özeldir, tıpkı aşk gibi.”

Güney Afrika’da yaşayan ekoloji uzmanı ve aktivist Paul Banner­man’ın hayatı, gördüğü kanser tedavisi sebebiyle yaydığı radyoaktivitenin çevresi için tehlike oluşturmaya başlamasıyla ironik bir hal alır. Hayatı, işi, ailesi ve geçmişi arasında yaşadığı çelişki, Güney Afrika’nın tarihi ve bugünü arasındaki çelişkiyle örtüşür. Gordimer, yine gerçeklere tanıklık ederek, eski Güney Afrika ırkçılık mağduru iken, yeni Güney Afrika’nın gerek toplumsal gerekse ekolojik açıdan geçmişini yok sayarak, yanlış bir ilericilik anlayışının mağduru oluşunu ele alıyor.

Yaşamaya Bak, bireylerin ya da toplumların sonsuza dek sahip olacaklarını sandıkları şeylerden vazgeçmek zorunda kaldıklarında yaşadıkları endişe ve huzursuzluğu anlatırken, dünyanın ve insanların her şeye rağmen kurtarılmaya değer olduklarına dair küçük ama değerli bir umut mesajı veriyor.

Gordimer, geçmişe hâkim, bugünün farkında ve geleceğe uzanan zamansız bir yazar.

Buradan satın alın; Yaşamaya Bak - Nadine Gordimer

Bu kitapla ne içilir: Yasemin çayı
Bu kitapla ne dinlenir: Earth Song - Michael Jackson

Kuşatılmış Yaşamlar - Michel Houellebecq

/ Sunday, May 21, 2017 /
Kuşatılmış Yaşamlar sanıyorum otuzlu yaşlarındaki her  insanın okuması gereken kitaplardan biri. Özellikle çok çalışıp, sisteme dahil olmaya can atanların okuması gerek diye düşünüyorum. Hoş gerçi kitap okumaya vakitleri olur mu böyle insanların bilemem ama Houellebecq okuduğum bu ikinci kitabıyla beni hem şaşırttı hem de çok düşündürdü. Aslında okuduğum ilk kitabı Temel Parçacıklar'dan sonra bu yazarı çok seveceğimi biliyordum ama bu kitabıyla yazarın hayran kaldığım başka başka yönlerini de keşfetmiş oldum. İşin asıl korkunç ve güzel tarafı da bu kitapta kendimi biraz fazla buldum.

Kuşatılmış Yaşamlar işinde gücünde genç bir adamın hayatını anlatıyor yavaş yavaş. İşini, az çok iş arkadaşlarını, sakince akıp giden hayatını öğreniyoruz. Sonra birden bire işler değişmeye başlıyor; sular dalgalanıyor, hava biraz daha kararıyor, bir kasvet gelip yerleşiyor her şeye. Büyük bir felakete son hızda gittiğinizi anlasanız da durduramıyorsunuz kendinizi okurken, aynı yaşamda olduğu gibi. Bu karakterin yalnızlığını iliklerime kadar hissettim ve ne yazık ki bu hiç de hoş bir duygu değil. Yüz elli sayfada koca bir türbülans yaşadım anlayacağınız. İlk sayfalarında "e hadi artık bir şeyler olsun ööff" diyebilirsiniz, ancak sonraki sayfalarda biraz yavaşlamak ve "normale dönmek" için can atacaksınız. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

Bilişim sektöründesiniz. Çok gözde bir mesleğiniz var. İyi para kazanıyorsunuz. Temiz giyimli insanlarla dolu dev binalarda çalışıyorsunuz. Arkadaşlarınız var. Ancak, göğsünüze bir ağırlık biniyor zaman zaman; üzerinize bir karamsarlık çöküyor; bir dalga gibi.

Bankacısınız. Çok gözde bir mesleğiniz var. İyi para kazanıyorsunuz. Temiz giyimli insanlarla dolu dev binalarda çalışıyorsunuz. Arkadaşlarınızla bowling oynuyorsunuz, bankacılıktan söz ediyorsunuz. Çok çalışıyorsunuz ama kazandığınız parayı harcayacak vakit bulamadığınız oluyor. Her an biri yerinizi kapabilir. Üzerinize bir karamsarlık çöküyor; bir dalga gibi kabarıp yüreğinize vuruyor.

Reklamcısınız. İşletmecisiniz. Mimarsınız. Ya da bunların hiçbiri değilsiniz. Gözde bir mesleğe sahip olmak, televizyonlarda gördüğünüz insanlar gibi ışıl ışıl gülücükler saçarak lüks yerlerde yemek yemek istiyorsunuz. Beyaz gömlekler giymek ve dizüstü bilgisayarla dolaşmak istiyorsunuz. Ve göğsünüze bir ağırlık biniyor. İsyan ve kıskançlık karışımı bir duygu boğazınızdan gözlerinize doğru yükseliyor. Hayattan kopuyorsunuz bu anlarda, yaptığınız her şeyin insan hayatı karşısında ne kadar anlamsız olduğunu hissediyorsunuz.

Kuşatılmış Yaşamlar, içimizden birinin alabildiğine sert öyküsü, bir kayıp günlüğü...

Buradan satın alın; Kuşatılmış Yaşamlar - Michel Houellebecq

Bu kitapla ne içilir: Sizi en çok rahatlatan sıcak bir içecek. Yani kitabın etkisinden kaçmak amacıyla sıcak çikolata bile önerebilirim.
Bu kitapla ne dinlenir: Chopin! Elbette Janusz Olejniczak'tan.

Senin Kitabın - Claire Kendal

/ Sunday, May 14, 2017 /
Senin Kitabın, dilimize genellikle sadece “sapık” veya “takipçi sapık” olarak çevirilen “stalker” kelimesini günlük hayatta bazen ne kadar boş bir şekilde kullandığımızın kanıtı. Ama ya boş değilse? Biri bizi hem Facebook’tan, hem Instagram’dan takip ediyorsa, ‘Yer Bildirimi’ yaptığımız an karşımızda beliriyorsa, Claire Kendal’ın kaleme aldığı Senin Kitabın’daki ana karakter Clarissa’nın iş yerinden tanıdığı Rafe gibi işi artık iyice abartıyorsa? Yalnızca tahtaya vurup, “Allah korusun” demek geliyor elimden…


Clarissa, bir üniversitede çalışıyor. Henry isimli, Clarissa için karısını terkeden bir profesörle berabermiş ama ondan ayrılmış. Bunu yaptığı için de diğer kadınlar ona kötü gözle bakıyor ve kısacası, “ev yıkıcı” diye adı çıkmış Clarissa’nın; hem sevgilisiz, hem arkadaşsız kalmış. Henry ile ayrılmalarının nedenlerinden biri, çocuklarının olmaması ve bu durum Clarissa’yı paramparça bırakırken, Henry’nin uğraşmak istemeyip farklı bir yola doğru ilerlemesi. Biz, Clarissa’yla tüm bunların sonrasında, 40 yaşında, Rafe yüzünden psikolojik destek almaya başlamışken tanışıyoruz. Rafe ile aralarında geçen her şeyi yazıya dökeceği bir günlük tutmaya başlamış ve biz de bu günlüğü okuyan sayılı insanlar arasına giriyoruz.

Böyle “kimin kim olduğu belli olmaz” denir ya hani? İşte Rafe de bunun bir örneği. Clarissa ile aynı üniversitede, eğitmen olarak çalışıyor. Hatta amca kitap bile yazmış; Clarissa da onun kitap partisine gidiyor. Sonrasında adam kıyın kıyın yaklaşıyor kadına ve “evine kadar senle yürüyeyim” isteğini kabul ettirdikten sonra kendisini içeri davet ettiriyor. Şarap içiyorlar ama Clarissa’nın tadını tarifinden ve sonraki olaylardan adamın kadına bir çeşit uyuşturucu gazladığını anladım ben…

Epey ama Epey karanlık bir kitap Senin Kitabın. Yazar Claire Kendal, belli ki Grimm Masalları’nı yalamış yutmuş ve Clarissa için aynı onlarda olduğu gibi karanlık bir peri masalı kurgulamış. Clarissa gibi koskoca bir kadının bana saçma gelen bazı hareket ve düşüncelerini Henry ile olan olaylardan sonra depresyona girmesine ve önünü adam gibi görememesine bağlamak istedim. Diğer yandan, Rafe gibi bir karakterle tanıştıktan sonra da etrafınıza bakmak bir tuhaf oluyor çünkü her yerde sapık adayları görmeye başlıyorsunuz. Herkes kendi istediği olsun diye diretiyor, herkes sevgiye muhtaç ve karşı tarafın kendilerini sevmemesini kabullenemiyor, herkes “en iyi benim, en güzel/yakışıklı benim” modunda ve bunun aksini iddia eden olursa ne yapabileceklerini düşünmek bile istemiyorum.

Demem odur ki, Senin Kitabın çok iyi bir psikolojik gerilim. Ancak siz yine yalnızken veya gece uyumadan önce okumasanız iyi edersiniz.

Tanıtım Yazısı:

“Sensin. Elbette sensin. Her zaman sensin.”

Senin Kitabın, duyguları saplantıya dönüşmüş sapıktan kaçmaya çalışan bir kadının yaşadığı psikolojik gerilimin hikâyesidir. Clarissa, kendisiyle aynı üniversitede görevli Rafe’in sonu gelmeyen tacizleri karşısında giderek daha fazla korkmaya başlar. Adam onu rahat bırakmaz, reddedilmeyi umursamaz. Her zaman orada, Clarissa’nın yakınında bir yerdedir.

Bir dava jürisine seçilen Clarissa rahat bir nefes alır. Mahkeme salonu güvenilir bir sığınaktır, Rafe’in olmayacağı bir yerdir. Ama katıldığı dava konusunun kaçırma ve taciz olduğu anlaşılınca, Clarissa kendisiyle tanık sandalyesindeki genç kadın arasında paralellik kurmaya başlar.

Çocukluğundaki bir olayda polisi kendisine inandıramadığı için bu sefer Rafe’in tacizini kanıtlaması gerektiğini düşünür: Clarissa, bir yandan adamın yaptıklarını günlüğüne kaydederken, öte yandan da kanıt toplamaya başlar. İşte o zaman, Rafe’in çevrelerinde ördüğü ürkütücü masalın gizini çözer – ve o masal için Rafe’in tasarladığı “son”un asla hayal edemeyeceği kadar korkunç olduğunu görür.

“Sen beni arzuluyorsun. Sen beni seviyorsun. Senin bana ihtiyacın var. Sen benim ölümüm olacaksın.”

Buradan satın alın; Senin Kitabın - Claire Kendal

Bu kitapla ne içilir: Buzlu su
Bu kitapla ne dinlenir: Death Cab for Cutie - I Will Possess Your Heart

Senin Köylerin - Cesare Pavese

/ Sunday, May 7, 2017 /
Senin Köylerin Cesare Pavese'nin okuduğum dördüncü kitabı ve yazarın da ilk romanı. Bu zamana okuduğum kitaplarını hep sevdim ve her sene de en az bir Pavese okuyorum azimli bir şekilde. Senin Köylerin yazarın stilinin gerçekten çok değiştiği bir kitap. Diğer kitaplarındaki stili kadar hoşuma gitmese de Pavese bu kitapta da kendini gösteriyor diyebilirim.


Senin Köylerin Kuzey İtalya kırsalındaki hayata bir göz atıyor. Bir aile üzerinden kırsala göz atsak da az çok tüm İtalya kırsalını görmek mümkün diyebilirim. Açıkçası bizim ülkemizdeki kırsalla aralarındaki benzerlik de beni şaşırtmadı değil. Evin en büyük kadının her zaman ve ne olursa olsun erkek evlada ya da toruna olan aşkı ve o erkeğin tüm dengesizlikleri ve affedilmeyecek hatalarına rağmen affedilmesi... Kadınların canının bir sığır kadar önemli olduğu o kırsallar... Ah bir de kırsalın sıcağındaki aşklar ve arkadaşlıklar. Önerim bu kitaptan önce yazarın diğer kitaplarını okumanız olabilir çünkü dediğim gibi bu kitapta stili oldukça farklı. Bu kitabı okuyup da Pavese'yi tamamen hayatınızdan çıkarmanız çok yazık olur. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

Hayatı boyunca yalnız yaşayan Cesare Pavese, 1950 yılı Ağustos’unda, Torino’da bir otel odasında intihar ettiği zaman, sevenleri onun eski bir şiirinde tasarladığı ölümü bulduğunu düşünmüşlerdi: “Yataktan kalkmak gerekmeyecek / Yalnız şafak girecek bomboş odaya.”

Pavese’nin ilk romanı olan Senin Köylerin, 1941 yılında basılır basılmaz edebiyat dünyasının dikkatini üzerine çekmişti. Topladığı övgülerin yanı sıra ağır eleştirilere de maruz kalan roman, bugün İtalyan “yeni gerçekçiliği”nin ilk örneklerinden biri kabul ediliyor.

Cesare Pavese, Kuzey İtalya kırsalını anlattığı Senin Köylerin’de, elindeki malzemeyi ne kadar iyi tanıdığını, romandaki kişileri ve köyleri kaleminden önce yüreğiyle yoğurduğunu okuyucuya hissettiriyor. Senin Köylerin, insanın derinliklerini dile getiren, eşsiz bir roman.

Buradan satın alın; Senin Köylerin - Cesare Pavese

Bu kitapla ne içilir: Gündüz okuyacaksanız buz gibi elmalı limonata, akşam okuyacaksınız da beyaz şarap.

Bu kitapla ne dinlenir: Al Morning Classical Guitar iyi gider diye düşünüyorum ama sevdiğiniz sakin bir radyo istasyonu da tatlı olabilir.

Labels

1988 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü (1) 2001 nobel edebiyat ödülü (1) 2010 nobel edebiyat ödülü (1) 30 Şubat (1) A. S. Byatt (2) Acı Çikolata (1) adem uludağ (1) Ağustosta Tatil (1) alan pauls (1) albert camus (2) Alessandro Baricco (2) Alessandro Barico (1) alev püskürtenler (1) alexander pechmann (1) Alexandre Jardin (1) alice munro (2) Allah Senden Razı Olsun Bay Rosewater (1) Alman edebiyatı (1) Alphonse Daudet (1) Altın Defter (1) amelie nothomb (1) Amerikana (1) Andre Gide (1) anlatı (3) ann hood (1) Antonio Tabucchi (2) Arkadaşlık (1) arthur conan doyle (1) Arundhati Roy (1) aşk (2) Aşk Konuştuğumuzda Ne Konuşuruz (1) Aşk Romanları Okuyan İhtiyar (1) aşk ve ölüm üzerine (1) Aşktan ve Gölgeden (1) Atiq Rahimi (1) Ay ve Şenlik Ateşleri (1) aydın emeç (1) Aydın Engin (1) Ayfer Tunç (2) Ayrı Yol (1) bahçede felsefe (1) Baskervillelerin Köpeği (1) Baykuşun Günü (1) bazı kadınlar (1) behçet necatigil (1) Ben Frankfurt’ta Şoförken (1) bernd brunner (1) Bernice Rubens (1) beş peri hikayesi (1) beyazlı kadın (1) Bin Dokuz Yüz (1) Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi (1) Bir Gençlik (1) Bir Gülme Salgınının Romanı (1) Bir IKEA Dolabında Mahsur Kalan Hint Fakirinin Olağanüstü Yolculuğu (1) bir intihar efsanesi (1) bir kaçırılma öyküsü (1) bir plak güzellemesi (1) Bir Rengin Tarihi (1) biraz dolaşacağım (1) birsel uzma (1) Biyografi (3) boris vian (1) Bruno Nardini (2) Bülbülün Gözündeki Cin (1) burma günleri (1) Büyülü Dağ (2) Çağdaş Kürt Edebiyatı Öykü Seçkisi (1) Can çocuk (5) can deneme (2) can düşünce (1) can gotikromantik (4) can inceleme (1) can öykü (2) can öz (1) can roman (18) Can Roman Dizisi (7) can şiir (1) can yayınları (71) can yayınları gerilim (1) can yayınları öykü şenliği (7) Canım Sevgilim Inés (1) carlos fuentes (2) Carmilla (1) carol dyhouse (1) Cemo (1) cesar aira (1) Cesare Pavese (4) charles dickens (1) Chimamanda Ngozi Adichie (1) christine orban (1) çiğdem öztürk (1) Çin (1) cinayet oyunu (1) Çılgın Kalabalıktan Uzak (1) Çılgın Nar Ağacı (1) claire kendal (1) Claudine Monteil (1) çocuk kitabı (1) Çöl (1) damon young (1) Daniel Kehlmann (1) david vann (3) Değirmenimden Mektuplar (1) Delilikten Kurtar Bizi (1) deneme (2) deniz canefe (1) deniz kavukçuoğlu (1) Denizi Yitiren Denizci (1) dh lawrence (1) Dino Buzzati (1) Doris Lessing (2) Dörtlü (1) Dostoyevski (1) dr watson (1) Dünya Edebiyatı (1) dünya klasikleri dizisi (3) Dünyanın Ölçümü (1) dünyanın sonundaki ev (1) Düşünce (1) duygu akın (1) Duygusal Bir Yolculuk (1) Emma (1) ercan y yılmaz (1) esra birkan (1) eva luna anlatıyor (1) Evlilik (1) eylülün gölgesinde bir yazdı (1) f scott fitzgerald (1) F. Scott Fitzgerald (1) Fanfan (1) feminizm (1) ferit edgü (1) Fernando Pessoa (2) filozofların karnı (1) flores geceleri (1) Flört (1) Fransız Edebiyatı (1) friedrich balkonunda (1) gabriel garcia marquez (10) Gaetan Soucy (1) gece inerken (1) Geceyarısı Çocukları (1) Geniş Geniş Bir Deniz (1) George Eliot (1) george orwell (2) gerçek hesap bu (1) Girit (1) Gizli Başyapıt (1) gösteriş (1) Gözyaşlarımı Sileceğim Gün (1) grazia deledda (1) Guillermo Cabrera Infante (1) gülünesi aşklar (1) gümüş karası deniz (1) Gündüz Güzeli (1) güneş tutulması (1) Günlük Yaşamdan Sanata (1) gustave flaubert (1) güvercin (1) handan balkara (1) hanım ananın cenaze töreni (1) havana (1) hayalet şehir (1) Hayatın O Güzel Şarkısı (1) Hayvan Çiftliği (1) Heinrich von Kleist (1) henry james (1) Hermann Hesse (1) Hiroşima Sevgilim (1) hınzır kız (1) Homo Faber (1) Honore de Balzac (1) Horace Walpole (1) Huzursuzluğun Kitabı (1) İçimizdeki Şeytan (1) inceleme (1) inci kut (1) inci yankı (1) İnsancıklar (1) İpek (1) İrfan Yalçın (1) İri Memeler ve Geniş Kalçalar (1) isabel allende (6) Isabel İçin Bir Mandala (1) Italo Svevo (1) İtalo Svevo (1) italyan edebiyatı (1) iyi kalpli erendira (1) J. M. Coetzee (1) J.M. Coetzee (1) james hilton (1) Jane Austen (1) Japon edebiyatı (2) Japon edebiyatı Yaz Ortasında Ölüm (1) Japonya (2) jasper kent (1) Javier Marias (1) Jean Rhys (2) Jean-Claude Carriere (1) Jean-Paul Sartre (1) Johann Wolfgang Von Goethe (1) john banville (1) johnny sosa'nın şarkısı (1) jose mauro de vasconcelos (1) José Mauro de Vasconcelos (1) Jose Saramago (1) Joseph Kessel (1) Julio Cortazar (1) Julio Llmazares (1) Jun'ichirō Tanizaki (1) kaderin kızı (1) kadınlar (1) kara sohbet (1) Katedral (1) Kaybolan Sevgililere Yollar (1) kayıp kitaplar kütüphanesi (1) keçi dağı (1) kediler güzel uyanır (1) Kemal Bilbaşar (1) Kenzaburo Oe (1) Kibritleri Çok Seven Küçük Kız (1) kitap kapakları (1) Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın (1) kırk merak serisi (7) Kırmızı (1) Kızıl Darı Tarlaları (1) klasikler (11) koca sevimli dev (1) kolera günlerinde aşk (1) Körlerin Şarkısı (1) Körlük (1) küba (1) küçük şeylerin tanrısı (1) Kurbanı Beslemek (1) Kurnaz Tilki (1) kurt vonnegut (2) Kuşatılmış Yaşamlar (1) kutlay sındırgı (1) Kvaidan (1) ladu chatterley'nin aşığı (1) lady chatterley'nin aşığı yorum (1) Lafcadio Hearn (1) Latin Amerika (1) Laura Esquivel (2) Laurence Sterne (1) Le Clezio (1) Leonardo Da Vinci (1) Leonardo Sciascia (1) linn ullmann (1) Luis Sepulveda (2) Luis Sepúlveda (1) lupita ütü yapmayı seviyordu (1) Madam Sousatzka (1) madame bovary (1) magnus (1) Malcolm Lowry (1) Malte Laurids Brigge'nin Notları (1) manuel puig (1) Marguerite Duras (1) Mario Delgado Aparain (1) mario vargas llose (1) Markus Werner (1) Martıya Uçmayı Öğreten Kedi (1) Mathias Enard (1) Matisse Öyküleri (1) Mavi (1) mavi köpeğin gözleri (1) mavi sakal (1) Max Frisch (1) maya'nın günlüğü (1) meksika (1) mektup (1) michael cunningham (2) Michael Kohlhaas (1) Michel Houellebecq (2) michel onfray (1) Michel Pastoureau (1) Michelangelo (1) miguel littin (1) Mihail Lermontov (1) milan kundera (1) Mırıldandığım Öyküler (1) Mo Yan (2) moda'da gezinti (1) Nadeem Aslam (1) nadine gordimer (1) Nazlı Kar (1) Nefret (1) nejat işler (1) Nikos Kazancakis (2) nobel edebiyat ödülü (3) noel şarkısı (1) Odisseus Elitis (1) ölüm ilanı yazarı (1) oniki (1) örümcek kadının öpücüğü (1) otobiyografik roman (1) Otranto Şatosu (1) öykü (23) Özgürlük Aşıkları (1) Parma Manastırı (1) Patagonya Ekspresi (1) patrick mcgrath (1) Patrick Modiano (1) patrick süskind (2) Paul Auster (1) pekin'de sonbahar (1) Pereira İddia Ediyor (1) pislik (1) pınar aslan (1) polisiye (2) popüler tarih (1) Portekiz edebiyatı (1) psikolojik gerilim (1) Rabo Karabekian (1) rachel kushner (1) Rainer Maria Rilke (1) Raymond Carver (2) Raymond Radiguet (1) regaip minareci (1) roald dahl (1) Romain Puertolas (1) roman (81) Sabır Taşı (1) Sabri Gürses (1) Şafakta Üç Kez (1) Salman Rushdie (1) Sapma (1) Saray'dan Saray'a Türkiye'de Gazetecilik Masalı (1) sardinya efsaneleri (1) sarı yağmur (1) Satürn'ün Halkaları (1) Savaşları Kralları ve Filleri Anlat Onlara (1) Şebnem Şenyener (1) Sedat Girgin (1) Semin Sayıt (1) senaryo (1) senin kitabın (1) Senin Köylerin (1) şer saati (1) serdar rifat kırkoğlu (1) şexo filik (1) şeyda öztürk (1) Shakespeare Olmak (1) Sheridan Le Fanu (1) sherlock holmes (1) sibel sakacı (1) Siddhartha (1) şiir (2) Silas Marner (1) şili'de gizlice (1) Simone de Beauvoir (1) sinan fişek (1) sisifonos söyleni (1) sırma köksal (1) Son Patron (1) Son Valsi Bana Sakla (1) stella düşerken (1) Stendhal (1) Stephen Greenblatt (2) süleyman doğru (2) susan fletcher (1) sylvie germain (1) tahsin yücel (1) taklitçiler (1) Tanrı'yı Gören Köpek (1) tarih (1) Taşra Hayatından Manzaralar (1) Temel Parçacıklar (1) Thomas Hardy (1) Thomas Mann (3) Tomris Uyar (1) Tuhaf Şeylere Dair Öyküler (1) türk edebiyatı dizisi (1) Türkiye (1) Türkü Söylüyor Otlar (1) Tutiname (1) Umberto Eco (2) Ümit Alan (1) Uwe Timm (1) Uzaklıklar Eski Denizler (1) uzanma sanatı (1) uzun öykü (5) v.s. naipaul (1) vasconcelos (2) veba (1) vefasız peri (1) Venedik'te Ölüm (1) virginia ile vita (1) virginia woolf (1) W.G. Sebald (1) washington meydanı (1) wilkie collins (1) yaban muzu (1) yabancı (1) yalınayak yaşamak (1) Yalnız Kadınlar Arasında (1) Yamaçta (1) Yanardağın Altında (1) Yanılsamalar Kitabı (1) yaprak fırtınası (1) yaşamaya bak (1) Yaşlılık (1) yatay yaşamın elkitabı (1) Yavaş Adam (1) Yazınsal Yaşamlar (1) yekta kopan (1) Yeniden Çarmıha Gerilen İsa (1) Yeşil Peri Gecesi (1) yitik ufuklar (1) Yorgun Sevda (1) Yukio Mişima (2) yüzyıllık yalnızlık (1) Zamanımızın Bir Kahramanı (1) zelda fitzgerald (1) Zeno'nun Bilinci (1) Zeyyat Selimoğlu (1) Zorba (1)

Hakkımızda

Merhaba! CAN'la Bir Sene Simay ve Elif'in yıl boyunca Can Yayınları'ndan okudukları 52 kitabı inceleyen bir blog. Her hafta en az bir kitap okumalıyız düşüncesiyle yola çıktık. Okuduklarımızı herkesle paylaşıp, insanlara okuma aşkımızı bulaştırmayı da iş edindik. Umarız siz de bizimle birlikte okur ve yeni yıla bambaşka bir insan olarak girersiniz.
 
Copyright © 2010 CAN'la Bir Sene, All rights reserved
Design by DZignine. Powered by Blogger