Mr. Gwyn - Alessandro Baricco

/ Monday, August 14, 2017 /
Mr. Gwyn Alessandro Baricco'nun okuduğum dördüncü kitabı oldu ve her kitabından sonra yazara daha çok hayran kaldığımı keşfettim. Özellikle bu kitap, okuduğum onca saçma ve boş kitaptan sonra bana o kadar iyi geldi ki, yine edebiyata şükrederken buldum kendimi. Bu kitap, o kitaplardan biri. Hani içinde kaybolup, kitap bittiğinde kendimizi tekrar ve çok daha iyi bir halimizle bulduğumuz kitaplardan... 


Jasper Gwyn  Londra'da yaşayan, gayet başarılı bir yazardır. Ancak bir gün artık yapmak istemediği elli iki şeyi listeler ve yazarı olduğu gazeteye bir sonraki yazısı olarak teslim eder. Bu listenin en sonunda artık kitap yazmayacağını da belirtmiştir. Aynı zamanda en yakın arkadaşı olan menajerinin ısrarlarına rağmen Mr. Gwyn artık kitap yazmamakta kararlıdır. Ancak bir süre sonra, zihininde kelimeler uçuşurken ne yapacağını bilemez hale gelir ve koca bir boşluğa düşer. Bir yazar acaba en başta neden bir yazar olur? Yazmak öyle keyfekeder bırakılabilecek bir şey midir? Peki bundan sonra Mr. Gwyn bu koca boşluktan kurtulmak için ne yapar? Eh asıl hikaye de burada başlıyor zaten. Bir kopyacı olmaya karar verir eski yazar. İnsanların portrelerini kopyalayacaktır artık. Bunun için hayli sıra dışı bir stüdyo tutar ve insanların, karşısında otuz küsür gün boyunca çırılçıplak ve hiçbir şeyle ilgilenmeden durmasını ister. Kitapta okuyacaklarınızın hepsi olağandışı şeyler ama bir o kadar da gerçekçiler. Londra'nın hem kaotik hem de sakin ortamında, birbirinden ilginç karakterlerle dolu, müthiş bir hikaye bekliyor sizi. Çok seveceksiniz eminim.
"Jasper Gwyn bir kişi değil, bir hikaye olduğumuzu öğretti bana. Kim bilir hangi serüvene dalmış bir insan olduğumuzu düşünürüz, bu çok basit bir serüven de olabilir ama asıl anlamamız gereken yalnızca o kişi değil, tüm hikaye olduğumuzdur. O kişinin yürüdüğü ormanız, onu aldatan kötü insanız, çevresindeki karmaşayız, geçen tüm insanlarız, nesnelerin rengiyiz, gürültüleriz. Anlayabiliyor musunuz?"
Şemsa Gezgin'in çevirisinin de enfes olduğunu belirtmem gerek, gerçekten su gibi akıcı bir kitap. Keyifle ve mutlaka okuyun derim!


Tanıtım yazısı:

Jasper Gwyn, Regent’s Park’a gitmek için izleyebileceği birçok yol arasından her zaman seçtiği caddede yürürken, ansızın hayatını kazanmak için her gün yaptığı işin artık ona kesinlikle uygun olmadığı duygusuna kapıldı. Bu düşünce daha önce de aklını kurcalamıştı, ama ilk kez bu kadar belirginleşiyor ve cazip geliyordu.

Londra’da yaşayan yazar Mr. Gwyn bir gün birdenbire, yapmakta olduğu pek çok şeyi bırakmaya karar verir. Bunlar arasında yazmak da vardır. Birçok yazar gibi bir esinsizlik bunalımı yaşadığı için değil elbette. Amacı kimselerin yapmadığı bambaşka, büyülü bir sanat dalını gerçekleştirmektir.

Yazar, yönetmen, müzisyen gibi birçok kimliği ve farklı duruşuyla Alessandro Baricco, bildiğiniz pürüzsüz, akıcı, usta işi dili, pırıltılı üslubuyla okuru Mr. Gwyn’in gizemli dünyasına taşırken, sorular takılıyor akıllara: Ayna’ya baktığımızda önce kendimizi mi görürüz yoksa yansımamızı mı? Biz mi kurguluyoruz kendi hayatımızı, yoksa sadece aktörleri miyiz?

Buradan satın alın; Mr. Gwyn - Alessandro Baricco

Bu kitapla ne içilir: Ihlamur
Bu kitapla ne dinlenir: Yağmur sesi. Özellikle şu arkada sakin sakin çalsa çok güzel olabilir: Rainymood

Leopar - Guiseppe Tomasi Di Lampedusa

/ Sunday, August 6, 2017 /
“Nereden başlasam, nasıl anlatsam” dediğim romanlardan biri oldu benim için Leopar. Guiseppe Tomasi Di Lampedusa, öyle dolu dolu anlatmış ki hikâyeyi, anlatmakla uğraşıp da her şeyi batırmadan kitabı alıp, birinin eline tutuşturup, “oku; lütfen oku!” diye haykırasım geliyor…


Salina prensi Don Fabrizio, astronomiyle yakından ilgilenen bir adam olmasının da etkisiyle çevresindekilerin “egzantrik” olduğunu düşündüğü bir adam. Türünün son örneği olduğunu biliyor; evet, tacını oğluna devredecek ama bunu yaparken geleneklerin, duyarlılığının ona geçmiş olmadığının da haliyle farkında. En sevdiği yeğeni isyankârların arasına katılınca kalbi kırılıyor; içten içten hak verse de bulunduğu pozisyonu, kendi seviyesini kaybetmemek için yeğeni Tancredi’nin üst sınıftan bir adamın kızı Angelica ile evlenmesini ayarlıyor…

Tancredi’nin aşağıdaki cümlesi, romanın düşündürdüklerini, hissettirdiklerini en kısa şekilde özetliyor aslında:

“Eğer bir şeylerin olduğu gibi kalmasını istiyorsak, değişmeleri gerekir.”

Leopar, yazarın bildiği şeyleri yazdığını da çok ama çok hissettiriyor. 1896 doğumlu Lampedusa, aristokrat bir aileden geliyor; yüzyıllar boyunca Sicilya’da yaşamış, aristokrat bir aileden. 1’inci Dünya Savaşı’nda yer almış bir adam olarak zamanını Avrupa ve Amerikan edebiyatı okuyarak ve bunları diğer entelektüellerle Palermo kafelerinde tartışarak geçiriyor…

Belki doğruyum, belki yanlışım, bilmiyorum ama bana biraz İtalya’nın Fitzgerald’ı gibi geldi Leopar. Lampedusa, hali vakti yerinde olanların, parasızların aklına bile gelmeyecek dertlerini ele alırken, bir yandan da o zamanki politik, ekonomik ve sosyal yapıyı gözler önüne seriyor. Ve gösteriyor ki o zamandan bu yana değişmeyen bir şey var: insanların ne pahasına olursa olsun ölümsüzlüğü kovalayışı…


Tanıtım Yazısı: 

Bazı eleştirmenler, Leopar’ın yalnız İtalyan değil, dünya edebiyatının bir başyapıtı, 20. yüzyılın en önemli romanlarından biri olduğunu ileri sürer. Roman, Sicilya’da Bourbon Krallığı’nın çöküş yıllarında soylu bir ailenin, özellikle de ailenin reisi Prens Fabrizio Salina’nın yaşamöyküsünü anlatır. 70 yaşına gelmiş, ilginç özellikleri ve uğraşları olan Fabrizio Salina, soylulara özgü dünyanın çöküşüyle birlikte yavaş yavaş ilerleyen kendi çöküşünü de hüzünle yaşar. Israrla sürdürdüğü geleneklerin, içine kapandığı görkemli dünyayı oluşturan öğelerin sessizce kayıp gittiğini, dönüşü olmayan sonun yaklaşmakta olduğunu gözler. Ne var ki, arkadan cıvıl cıvıl bir kuşak gelmekte, onun vaktiyle yaşadığı tüm duyguları, tüm heyecanları başka bir dekor içinde, başka koşullar altında onlar da tüm yoğunluğuyla yaşamaktadır. Bir yolculuk sırasında rahatsızlanarak, denize bakan bir otel odasında dinlenmeye çekilen prens, mumun alevinin sönmek üzere olduğunu sezinler. Hayatının muhasebesini yapar ve, “Her şeyin olduğu gibi kalmasını istiyorsak her şeyi değiştirmeliyiz,” diye düşünür. Luchino Visconti’nin 1963’te beyazperdeye uyarladığı Leopar, sinema tarihinin başyapıtlarından biri olarak da anılmaktadır.

Buradan satın alın; Leopar - Guiseppe Tomasi Di Lampedusa

Bu kitapla ne içilir: Viski
Bu kitapla ne dinlenir: The Talented Mr. Ripley Soundtrack'i

Cicim - Colette

/ Sunday, July 30, 2017 /

Cicim Colette'in okuduğum ilk kitabı ve açıkçası bu zamana kadar neden okumadım diye düşünmeden edemedim. Özellikle Cicim'i nasıl oldu da kaçırdım hala aklım almıyor. Ama işte, okunacak kitaplar ömrünüzden fazla olunca yapacak bir şey yok. Neyse, gelelim kitaba. Bu zamana kadar neredeyse her üçlemede zengin yaşlı erkek, onun eşi ve üçlemenin tuzu biberi genç kadın okuduk ya hep, bu kitapta durumun tam tersi var. Ellilerinde kibar ve zengin bir eski fahişe, yirmilerinin en güzel çağında yakışıklı bir genç adam ve güzel mi güzel bir genç kadın. Kafanızda oturmadı değil mi? Oturacak merak etmeyin.


Cicim'i Colette öyle bir betimlemiş ki böylesi güzel bir adamı kafamda canlandıramadım bir türlü. Yani zihnimdeki adamlar Colette'nin Cicim'i ile asla kıyaslanamayacak gibi geldi bana hep. Böyle bir genç adam yani... Lea ise hali vakti yerinde, hayatından memnun, hizmetçileri ve geride bıraktığı genç sevgilileriyle ve elbette Cicim'le birlikte tanıdığımız güzel, ellilerinde bir kadın. Hayatının son 6 yılını Cicim'le birlikte güle oynaya geçirirken birden Cicim'in evleneceği duyulur. Lea bu duruma elbette gülüp geçer, nasılsa Cicim'den çok vardır. Ancak Cicim güzel ve genç bir kadınla evlendiğinde her şey değişir. Bambaşka bir aşk hikayesi bu. Colette'in betimlemelerine hayran kalırken bir yandan da dönemin insan ilişkilerine, aşka, paraya ve mertliğe farklı açılardan bakacak, insanları daha iyi tanıyacaksınız. Küçücük bir kitap bu ve bir okuyuşta biter ama şüphesiz aklınızda kalacak. Azra Erhat'ın çevirisi ise gayet başarılı. Keyifle okuyun.


Tanıtım yazısı:

Colette’in romanları, içerik ve üslup olarak, “eskimeyen” ender örneklerdendir. Yazar, Cicim’de, gene bir üçlü çevresinde insanların dünyasını keşfe çıkar. Colette’in roman dünyasında özel bir yeri olan genç kadın ile genç erkek arasındaki “aşılmaz engel”, bu kez karşımıza orta yaşlı eski bir kibar fahişe olarak çıkar. Cicim, yayımlandığı zaman, hem teması ve betimlediği çevre, hem de Cicim’in kimliği üzerinde yoğunlaşan söylentiler (Cicim’in, yazarın aşk yaşadığı üvey oğlu Bernard de Jouvenal olduğu söylentileri) yüzünden dönemin okurlarını şaşırtmış ve sarsmıştır. Colette, yaşlı erkek, yaşlı kadın ve genç metresten oluşan klasik üçlüyü Cicim’de tersine çevirirken, toplumsal olduğu kadar yazınsal bir geleneği de yıkmakta ve bu yeni üçlü ilişkide insanın ruhuna ve etine bambaşka bir açıdan bakmaktadır. Bir kara sevdanın hüzünlü bir alayla anlatıldığı Cicim, bir yazarı nesiller boyu tekrar tekrar okutan yazınsal gücün de en yetkin örneklerinden biridir.

Buradan satın alın; Cicim - Colette

Bu kitapla ne içilir: Şampanya. Net. Belki rose de içilebilir eğer seviyorsanız. Bir de yanına kremalı çilek ister, çikolatalı da olabilir tabi.

Bu kitapla ne dinlenir: Biraz klasik biraz heyecanlı: Edith Piaf

Usta ile Margarita - Mihail Bulgakov

/ Sunday, July 23, 2017 /
Büyülü Gerçeklik, Gabriel Garcia Marquez ve Isabel Allende nedeniyle benim hep Şili, Kolombiya taraflarıyla bağdaştırdığım bir olgu oldu. İlerleyen yıllarda Haruki Murakami gibi yazarları da keşfedince dünyanın farklı yerlerinde de olduğunu gördüm tabii ama benim için genelde aşırı gerçekçi, gri ve iç karartıcı olan Rus Edebiyatı’ndan böyle birşey beklemezdim, ne yalan söyleyeyim… Okumaya çok geç kaldığım, Mihail Bolgakov’un Usta ile Margarita’sı bunun da dahil olduğu pek çok açıdan güzel bir sürpriz oldu benim için…


Harry Potter’ın bile Rusya’da yasaklanan kitaplar arasında olduğu da göz önünde bulundurulunca, 1930’ların Moskova’sını tiye alan, Şeytan’ın şehre indiği ve hatta kendisini kara büyücü olarak tanıttığı Usta ile Margarita’nın da yasaklanmasına hiç şaşırmıyor insan. Puro içen kedi Behemoth, onun Ustası, kara büyücü Profesör Woland, bir şairin migrenini kendine dert eden İsa derken “Allahım, neredeyim ben?” derken buldum kendimi. Ama “çıkarın beni buradan” şeklinde değil, “burası çok heyecanlıymış; hadi biraz daha gezelim!” şeklinde. Neden derseniz de, içinde tek bit kitapta toplanmayacak pek çok şey var: Şeytan, İsa, esprili bir kedi, talihsiz aşk, seks…

Hepsinden ilginci de içinde ‘allahless’lık olmasıydı bana göre. Yasaklanmış olsun, olmasın, o zamanlarda karakterlerin Allah hakkında kötü konuştuğu, inançsızlığı övdüğü bir kitap yazmak çok büyük cesaret. Bir barda biranızı içerken bir edebiyat dergisi editörü ve şairin sohbetine kulak verdiğinizi düşünün… İsa’yı yüceltmek yerine onunla ilgili tüm hikâyelerin uydurma olduğunu, aslında öyle birinin olmadığını gösteren şiirler isteyen bir editörle karşılaşabileceğiniz aklınızın ucundan geçer mi?

Usta ile Margarita, başka bir boyuta geçmişsiniz hissi veriyor, evet. Ancak bir yandan da ayaklarınız sıkı sıkı yere basıyor çünkü insanların ne kadar kolay bir şekilde açgözlü oluverdiğini, hemen bir diğerini küçümsemeye yöneldiğini, bazen etrafımızda olan bitenleri gerçekten göremediğimizi ve görsek de inanamayıp, kendimizi kandırmaya devam ettiğimizi gözler önünde seriyor.


Tanıtım Yazısı:

Acımasız bir sistem eleştirisini derin bir felsefi tartışmaya dönüştü­rerek insan kadar eski iyi-kötü tartışmasını irdeleyen Usta ile Margarita, iki ayrı öyküyü yan yana getirir. Bunlardan biri XX. yüzyılda Moskova’da, diğeri Pontius Pilatus’un 26-36 yılları arasındaki valiliği döneminde Yahuda’da geçer. Romanın başkişisi, Prof. Woland kılığına girmiş olan Şeytan’dır. Moskova’ya inen Şeytan, seçkin aydın çevrelerinin ikiyüzlülüğünü ve yozluğunu gözler önüne seren çılgınca oyunlara başvurur. Onun karşısındaysa akıl hastanesine kapatılan, baskı altındaki bir romancı, yani “Usta” vardır...

Mihail Bulgakov’un ancak ölümünden yirmi altı yıl sonra, üstelik katı bir sansürden geçerek yayımlanabilen dev romanı Usta ile Margarita, XX. yüzyıl edebiyatının başyapıtları arasında yer alır. Keskin yergili bir mizahla dolu fantastik bir roman olan Usta ile Margarita’yı, SSCB döneminde kitaptan çıkarılan seksen sayfayı da içeren eksiksiz çevirisiyle sunuyoruz.

Buradan satın alın; Usta ile Margarita - Mihail Bulgakov

Bu kitapla ne içilir: Cin tonik
Bu kitapla ne dinlenir: Tchaikovsky

Korkmuyorum - Niccolo Ammaniti

/ Sunday, July 16, 2017 /
Korkmuyorum, Ölmeden Önce Okumanız Gereken 1001 Kitap listesinde yer aldığı için dikkatimi çeken bir kitap oldu. Niccolo Ammaniti'nin ismine daha önce hiç bir yerde rastlamamıştım ve bu liste olmasa kim bilir ne zaman rastlayacaktım bilemiyorum. Ancak iyi ki böyle bir liste var ve iyi ki bu listedeki kitapları okumaya giriştim. Aksi halde Ammaniti ile tanışamayacaktım. Bu kısacık roman elinize aldığınız gibi bitiverecek ancak etkisi çok daha uzun sürecek romanlardan.

Korkmuyorum İtalya'nın prestijli ödüllerinden Viareggio-Repaci'yi kazanmış ve otuzdan fazla dile çevrilmiş bir kitap. Çocukların masum dünyası ve büyüklerin maddi dünyası arasındaki çarpışmayı enfes bir şekilde anlatıyor. Kazananı olmayan bu öyküde Ammaniti hem betimlemeleri hem de yarattığı karakterleriyle okuru avucunun içine alıveriyor. İtalya'nın köylerinde geçen her hikayeye neden bilmiyorum bayılıyorum ve bu kitap da bir istisna olmadı. Yazarın yarattığı bu dünyada sıcak ve doğa da başlı başına bir karakter olarak karşınıza çıkacak; siz de o köyde çocuklarla birlikte büyüyeceksiniz. Mutlaka okuyun derim. Keyifle!


Tanıtım yazısı:

İtalya'nın güneyinde küçük bir sınır köyü. Yoksulluğun alt sınırındaki bu yerde kavurucu bir yaz yaşanmaktadır. Bütün gün tarlalarda oynaya yaşları beş ile on iki arasında değişen çocuklardan biri de Michele'dir. Yapılan bir yarışta sonuncu olan Michele, terk edilmiş bir evi keşfetme cezasına çarptırılınca o evde kimselere anlatamayacağı korkunç bir sırla karşılaşır. Bu sır, onun çocuk dünyasının canavarlar ve hayaletlerle dolu fantezileriyle birleşince ortaya rahatsız edici bir öykü çıkar. Sağduyusu ve sadakat anlayışıyla ailesine duyduğu sevgi arasında bocalayan Michele, acıklı ve ürkütücü bir öykünün parçası olurken, çocukların saf dünyasıyla büyüklerin para üzerine kurulmuş dünyası da birbiriyle çarpışır. Korkmuyorum'u az rastlanır bir betimsel duyarlıkla işleyen, Michele'nin çocuk dünyasını ve bu dünyanın zengin fantezilerini son derece ustaca ortaya koyan Niccolo Ammaniti, doğanın ve insanın güzellikleriyle çirkinliklerini, bu güzellik ve çirkinliğin yarattığı zıtlığı, yine doğanın öğelerini kullanarak farklı metaforlarla anlatıyor.

Buradan satın alın: Korkmuyorum - Niccolo Ammaniti

Bu kitapla ne içilir: Enfes bir İtalyan kokteyli hem yaza hem kitaba yakışır: Bellini

Bu kitapla ne dinlenir: Yaz için daha oynak bir şey istediysem de kitap hep kendine çevirdi müzikleri. En güzeli klasik.

Bir Aile Romanının Sonu - Peter Nadas

/ Sunday, July 9, 2017 /
Bir Aile Romanının Sonu’nun ince bir kitap gibi görünmesine aldırmayın; her kelimesinin, cümlesinin, paragrafının, sayfasının dikkatle, tam konsantrasyonla okunması gereken bir kitap. Simon’ın annesi vefat etmiş, babası ise memlekete karşı suç sebebiyle hapsi boylayınca anneannesi ve dedesiyle yaşamaya başlamış. Onlar da vefat edince, vatan hainlerinin çocuklarının kaldığı bir yetimhanede bulmuş kendini. E anlatıcı da bu küçük çocuk Simon’ın ta kendisi olunca ne kronolojik sıra bekleyin, ne de çok fazla mantık…


Peter Nadas’ın kendi hikâyesini biraz kurcalayınca gördüm ki Bir Aile Romanının Sonu çok içten, çok yaşanmışlıktan, birebir deneyimlemişlikten gelmiş bir hikâye. Peter Nadas’ın annesi, o daha küçükken vefat etmiş. Babası 1958 yılında intihar ettikten sonra ise Nadas ve abisi yetim kalmış… Yıllarca toplanmış bu yaşanmışlıkları küçük bir çocuğun ağzından aktarınca da böyle bir nefesi daralıyor insanın okurken. Aradaki tebessümler de göz yaşıyla karışık gelebiliyor.

Simon’ın anılarının çoğu kendisine dedesi tarafından anlatılıyor. 1. Dünya Savaşı’nda asker olmasına ve 2. Dünya Savaşı’nda da yer almasına rağmen dedesinin hikâyeleri çok daha gerilere de gidiyor. Museviliğe inancını kaybeden dede, erkek kardeşiyle sıklıkla dini konular hakkında tartışıyor ve aile gelenekleriyle, ta İsa’ya kadar geri giden, kendi dedesinin ona anlattığı hikâyelerle gurur duyuyor.

Bir Aile Romanının Sonu, okura çocukluğun saflığını, hafızanın bükülüp eskiyebilen birşey olduğunu, hayatın karmaşıklığını ve insanların neyi neden yaptığını sorgulatıyor.


Tanıtım Yazısı: 

Péter Nádas’tan sıra dışı bir aile destanı, masallar ve efsanelerle örülü olağanüstü bir kurgu.

1950’lerin Macaristan’ında annesi ölmüş, babası vatana ihanetle suçlanan, büyükannesi ile büyükbabası tarafından yetiştirilen bir çocuk: Simon. Bu iki koruyucusunun da ölümünün ardından bir gün yetkililer tarafından belirsiz bir kuruma bırakılan Simon, “aile romanı”nın içinde kayboluyor. Büyükannesiyle ilişkisi ile komşu çocuklarla oynadığı oyunlar, babasının gece yarıları yaptığı gizli ziyaretler ile büyükbabasının aile geçmişiyle ilgili anlattığı hikâyeler... Buhranlı zihninin ağlarından süzülürken birbirine karışan anıları, etrafını saran yabancılaşma ve ihanet döngüsüne dair karanlık bir tanıklık niteliği taşıyor.

Bir Aile Romanının Sonu, bir ailenin, hatta bir toplumun duygusal gerilimleri ile güvensizliklerini okura aktarmaktan çekinmeyen, cesur bir hikâye. Nádas’ın bu çarpıcı ilk romanı, şimdi Gün Benderli’nin bir o kadar çarpıcı çevirisiyle Türkçede.

Buradan satın alın; Bir Aile Romanının Sonu - Peter Nadas

Bu kitapla ne içilir: Milkshake

Bu kitapla ne dinlenir: Sezen Aksu - Küçüğüm

Gökkuşağı - D. H. Lawrence

/ Sunday, July 2, 2017 /
Gökkuşağı D. H. Lawrence'ın okuduğum ilk kitabı oldu. Açıkçası yazarın bu kadar etkileyici olmasını hiç beklemiyordum. Yazıldığı yıl olan 1915'te de böylesi bir kitap hiçbir şekilde beklenmiyordu ki roman hemen yasaklandı ve baskıları da yakıldı. Birbirinden kötü yorumları on bir yıllık bir yasak izledi. Ancak elbette Gökkuşağı sonsuza dek okurlarından ayrı kalmayacaktı. Şimdilerde "Neden yasaklanmış ki bu kitap?" dedirtse de zamanının çok çok ötesinde oluşu ve Lawrence'nin betimlemeleri beni benden aldı diyebilirim. Okuyacak enfes bir klasik arıyorsanız, buldunuz.


Gökkuşağı İngiltere, Nottinghamshire'da geçen ve Brangwen adlı bir ailenin üç kuşağını anlatan bir roman. Bu ailenin yaşadıklarını okurken bir yandan İngiltere'nin kırsal kesimindeki hayatlara göz atacaksınız. Ancak Gökkuşağı'nı özel kılan Brangwen ailesinin herhangi bir özelliği değil, Lawrence'nin dili ustaca kullanıp, zamanının ötesine geçerek seks, cinsellik ve insan ruhunun karmaşasını müthiş bir dille anlatmasıdır diyebilirim. Ancak belirtmeden edemeyeceğim bu kitap kesinlikle bir yaz kitabı değil, özenle kış aylarında battaniyeye sarınıp, çay içerken okunması gerek diye düşünüyorum. Ritmine uymadığınız anda sıkılıp elinizden atmak isteyebilirsiniz ki güneşli havalarda kitabın ritmine uymak iyice zor olabiliyor. Ursula ile tanışana dek lütfen ama lütfen kitaba uyun, elinizden bırakmayın, sonra zaten bırakmak istemeyeceksiniz. Keyifle!

 

Tanıtım yazısı:

İngiltere’nin kırsal kesiminde yaşamış bir ailenin üç kuşağının gündelik yaşamını konu alan Gökkuşağı, ailenin modern bir bilince, bir benlik bilincine ulaşmasının öyküsüdür. Başka bir deyişle, 20. yüzyılın en büyük yazarlarından D. H. Lawrence, Brangwen ailesinin üç kuşak öyküsü aracılığıyla toplumsal ve ruhsal değişimi ele alır.

Lawrence’ın, 1913’te yayınlanan Oğullar ve Sevgililer’den sonra, 1915’te yazdığı Gökkuşağı, İngiltere’de yayınlanır yayınlanmaz tutucu çevrelerin tepkileri sonucunda bir süre için de olsa yasaklanmıştı. Bu yasaklamada, I. Dünya Savaşı sırasında yayınlanan romandaki içten cinsellik anlayışının ve Lawrence’ın savaş karşıtlığının da payı vardı.

İngiliz edebiyatının benzersiz yazarı D. H. Lawrence’ın yazarlık serüveninde önemli bir evreyi yansıtan Gökkuşağı, bir bakıma, modern çağa geçişin romanıdır.

Buradan satın alın: Gökkuşağı - D. H. Lawrence

Bu kitapla ne içilir: Viski!

Bu kitapla ne dinlenir: Şu liste pek hoş olabilir: Classical Essentials. Arkada sakin sakin çalsın derim.

Labels

1988 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü (1) 2001 nobel edebiyat ödülü (1) 2010 nobel edebiyat ödülü (1) 30 Şubat (1) A. S. Byatt (2) Acı Çikolata (1) adem uludağ (1) Ağustosta Tatil (1) alan pauls (1) albert camus (2) Alessandro Baricco (3) Alessandro Barico (1) alev püskürtenler (1) alexander pechmann (1) Alexandre Jardin (1) alice munro (2) Allah Senden Razı Olsun Bay Rosewater (1) Alman edebiyatı (1) Alphonse Daudet (1) Altın Defter (1) amelie nothomb (1) Amerikana (1) Andre Gide (1) anlatı (3) ann hood (1) Antonio Tabucchi (2) Arkadaşlık (1) arthur conan doyle (1) Arundhati Roy (1) aşk (2) Aşk Konuştuğumuzda Ne Konuşuruz (1) Aşk Romanları Okuyan İhtiyar (1) aşk ve ölüm üzerine (1) Aşktan ve Gölgeden (1) Atiq Rahimi (1) Ay ve Şenlik Ateşleri (1) aydın emeç (1) Aydın Engin (1) Ayfer Tunç (2) Ayrı Yol (1) bahçede felsefe (1) Baskervillelerin Köpeği (1) Baykuşun Günü (1) bazı kadınlar (1) behçet necatigil (1) Ben Frankfurt’ta Şoförken (1) bernd brunner (1) Bernice Rubens (1) beş peri hikayesi (1) beyazlı kadın (1) Bin Dokuz Yüz (1) Bir Aile Romanının Sonu (1) Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi (1) Bir Gençlik (1) Bir Gülme Salgınının Romanı (1) Bir IKEA Dolabında Mahsur Kalan Hint Fakirinin Olağanüstü Yolculuğu (1) bir intihar efsanesi (1) bir kaçırılma öyküsü (1) bir plak güzellemesi (1) Bir Rengin Tarihi (1) biraz dolaşacağım (1) birsel uzma (1) Biyografi (3) boris vian (1) Bruno Nardini (2) Bülbülün Gözündeki Cin (1) burma günleri (1) Büyülü Dağ (2) Çağdaş Kürt Edebiyatı Öykü Seçkisi (1) Can çocuk (5) can deneme (2) can düşünce (1) can gotikromantik (4) can inceleme (1) can öykü (2) can öz (1) can roman (20) Can Roman Dizisi (7) can şiir (1) can yayınları (73) can yayınları gerilim (1) can yayınları öykü şenliği (7) Canım Sevgilim Inés (1) carlos fuentes (2) Carmilla (1) carol dyhouse (1) Cemo (1) cesar aira (1) Cesare Pavese (4) charles dickens (1) Chimamanda Ngozi Adichie (1) christine orban (1) Cicim (1) çiğdem öztürk (1) Çin (1) cinayet oyunu (1) Çılgın Kalabalıktan Uzak (1) Çılgın Nar Ağacı (1) claire kendal (1) Claudine Monteil (1) çocuk kitabı (1) Çöl (1) Colette (1) D. H. Lawrence (1) damon young (1) Daniel Kehlmann (1) david vann (3) Değirmenimden Mektuplar (1) Delilikten Kurtar Bizi (1) deneme (2) deniz canefe (1) deniz kavukçuoğlu (1) Denizi Yitiren Denizci (1) dh lawrence (1) Dino Buzzati (1) Doris Lessing (2) Dörtlü (1) Dostoyevski (1) dr watson (1) Dünya Edebiyatı (2) dünya klasikleri dizisi (3) Dünyanın Ölçümü (1) dünyanın sonundaki ev (1) Düşünce (1) duygu akın (1) Duygusal Bir Yolculuk (1) Emma (1) ercan y yılmaz (1) esra birkan (1) eva luna anlatıyor (1) Evlilik (1) Eyfel Kulesi Kadar Kocaman Bir Bulutu Yutan Küçük Kız (1) eylülün gölgesinde bir yazdı (1) f scott fitzgerald (1) F. Scott Fitzgerald (1) Fanfan (1) feminizm (1) ferit edgü (1) Fernando Pessoa (2) filozofların karnı (1) flores geceleri (1) Flört (1) Fransız Edebiyatı (1) friedrich balkonunda (1) gabriel garcia marquez (10) Gaetan Soucy (1) gece inerken (1) Geceyarısı Çocukları (1) Geniş Geniş Bir Deniz (1) George Eliot (1) george orwell (2) gerçek hesap bu (1) Girit (1) Gizli Başyapıt (1) Gökkuşağı (1) gösteriş (1) Gözyaşlarımı Sileceğim Gün (1) grazia deledda (1) Guillermo Cabrera Infante (1) gülünesi aşklar (1) gümüş karası deniz (1) Gündüz Güzeli (1) güneş tutulması (1) Günlük Yaşamdan Sanata (1) gustave flaubert (1) güvercin (1) handan balkara (1) hanım ananın cenaze töreni (1) havana (1) hayalet şehir (1) Hayatın O Güzel Şarkısı (1) Hayvan Çiftliği (1) Heinrich von Kleist (1) henry james (1) Hermann Hesse (1) Hiroşima Sevgilim (1) hınzır kız (1) Homo Faber (1) Honore de Balzac (1) Horace Walpole (1) Huzursuzluğun Kitabı (1) İçimizdeki Şeytan (1) inceleme (1) inci kut (1) inci yankı (1) İnsancıklar (1) İpek (1) İrfan Yalçın (1) İri Memeler ve Geniş Kalçalar (1) isabel allende (6) Isabel İçin Bir Mandala (1) Italo Svevo (1) İtalo Svevo (1) italyan edebiyatı (1) iyi kalpli erendira (1) J. M. Coetzee (1) J.M. Coetzee (1) james hilton (1) Jane Austen (1) Japon edebiyatı (2) Japon edebiyatı Yaz Ortasında Ölüm (1) Japonya (2) jasper kent (1) Javier Marias (1) Jean Rhys (2) Jean-Claude Carriere (1) Jean-Paul Sartre (1) Johann Wolfgang Von Goethe (1) john banville (1) johnny sosa'nın şarkısı (1) jose mauro de vasconcelos (1) José Mauro de Vasconcelos (1) Jose Saramago (1) Joseph Kessel (1) Julio Cortazar (1) Julio Llmazares (1) Jun'ichirō Tanizaki (1) kaderin kızı (1) kadınlar (1) kara sohbet (1) Katedral (1) Kaybolan Sevgililere Yollar (1) kayıp kitaplar kütüphanesi (1) keçi dağı (1) kediler güzel uyanır (1) Kemal Bilbaşar (1) Kenzaburo Oe (1) Kibritleri Çok Seven Küçük Kız (1) kitap kapakları (1) Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın (1) kırk merak serisi (7) Kırmızı (1) Kızıl Darı Tarlaları (1) klasikler (12) koca sevimli dev (1) kolera günlerinde aşk (1) Korkmuyorum (1) Körlerin Şarkısı (1) Körlük (1) küba (1) küçük şeylerin tanrısı (1) Kurbanı Beslemek (1) Kurnaz Tilki (1) kurt vonnegut (2) Kuşatılmış Yaşamlar (1) kutlay sındırgı (1) Kvaidan (1) ladu chatterley'nin aşığı (1) lady chatterley'nin aşığı yorum (1) Lafcadio Hearn (1) Latin Amerika (1) Laura Esquivel (2) Laurence Sterne (1) Le Clezio (1) Leonardo Da Vinci (1) Leonardo Sciascia (1) linn ullmann (1) Luis Sepulveda (2) Luis Sepúlveda (1) lupita ütü yapmayı seviyordu (1) Madam Sousatzka (1) madame bovary (1) magnus (1) Malcolm Lowry (1) Malte Laurids Brigge'nin Notları (1) manuel puig (1) Marguerite Duras (1) Mario Delgado Aparain (1) mario vargas llose (1) Markus Werner (1) Martıya Uçmayı Öğreten Kedi (1) Mathias Enard (1) Matisse Öyküleri (1) Mavi (1) mavi köpeğin gözleri (1) mavi sakal (1) Max Frisch (1) maya'nın günlüğü (1) meksika (1) mektup (1) michael cunningham (2) Michael Kohlhaas (1) Michel Houellebecq (2) michel onfray (1) Michel Pastoureau (1) Michelangelo (1) miguel littin (1) Mihail Bulgakov (1) Mihail Lermontov (1) milan kundera (1) Mırıldandığım Öyküler (1) Mo Yan (2) moda'da gezinti (1) Mr. Gwyn (1) Nadeem Aslam (1) nadine gordimer (1) Nazlı Kar (1) Nefret (1) nejat işler (1) Niccolo Ammaniti (1) Nikos Kazancakis (2) nobel edebiyat ödülü (3) noel şarkısı (1) Odisseus Elitis (1) ölüm ilanı yazarı (1) oniki (1) örümcek kadının öpücüğü (1) otobiyografik roman (1) Otranto Şatosu (1) öykü (23) Özgürlük Aşıkları (1) Parma Manastırı (1) Patagonya Ekspresi (1) patrick mcgrath (1) Patrick Modiano (1) patrick süskind (2) Paul Auster (1) pekin'de sonbahar (1) Pereira İddia Ediyor (1) Peter Nadas (1) pislik (1) pınar aslan (1) polisiye (2) popüler tarih (1) Portekiz edebiyatı (1) psikolojik gerilim (1) Rabo Karabekian (1) rachel kushner (1) Rainer Maria Rilke (1) Raymond Carver (2) Raymond Radiguet (1) regaip minareci (1) roald dahl (1) Romain Puertolas (1) Romain Puértolas (1) roman (85) Rus edebiyatı (1) Sabır Taşı (1) Sabri Gürses (1) Şafakta Üç Kez (1) Salman Rushdie (1) Sapma (1) Saray'dan Saray'a Türkiye'de Gazetecilik Masalı (1) sardinya efsaneleri (1) sarı yağmur (1) Satürn'ün Halkaları (1) Savaşları Kralları ve Filleri Anlat Onlara (1) Şebnem Şenyener (1) Sedat Girgin (1) Semin Sayıt (1) senaryo (1) senin kitabın (1) Senin Köylerin (1) şer saati (1) serdar rifat kırkoğlu (1) şexo filik (1) şeyda öztürk (1) Shakespeare Olmak (1) Sheridan Le Fanu (1) sherlock holmes (1) sibel sakacı (1) Siddhartha (1) şiir (2) Silas Marner (1) şili'de gizlice (1) Simone de Beauvoir (1) sinan fişek (1) sisifonos söyleni (1) sırma köksal (1) Son Patron (1) Son Valsi Bana Sakla (1) stella düşerken (1) Stendhal (1) Stephen Greenblatt (2) süleyman doğru (2) susan fletcher (1) sylvie germain (1) tahsin yücel (1) taklitçiler (1) Tanrı'yı Gören Köpek (1) tarih (1) Taşra Hayatından Manzaralar (1) Temel Parçacıklar (1) Thomas Hardy (1) Thomas Mann (3) Tomris Uyar (1) Tuhaf Şeylere Dair Öyküler (1) türk edebiyatı dizisi (1) Türkiye (1) Türkü Söylüyor Otlar (1) Tutiname (1) Umberto Eco (2) Ümit Alan (1) Usta ile Margarita (1) Uwe Timm (1) Uzaklıklar Eski Denizler (1) uzanma sanatı (1) uzun öykü (5) v.s. naipaul (1) vasconcelos (2) veba (1) vefasız peri (1) Venedik'te Ölüm (1) virginia ile vita (1) virginia woolf (1) W.G. Sebald (1) washington meydanı (1) wilkie collins (1) yaban muzu (1) yabancı (1) yalınayak yaşamak (1) Yalnız Kadınlar Arasında (1) Yamaçta (1) Yanardağın Altında (1) Yanılsamalar Kitabı (1) yaprak fırtınası (1) yaşamaya bak (1) Yaşlılık (1) yatay yaşamın elkitabı (1) Yavaş Adam (1) Yazınsal Yaşamlar (1) yekta kopan (1) Yeniden Çarmıha Gerilen İsa (1) Yeşil Peri Gecesi (1) yitik ufuklar (1) Yorgun Sevda (1) Yukio Mişima (2) yüzyıllık yalnızlık (1) Zamanımızın Bir Kahramanı (1) zelda fitzgerald (1) Zeno'nun Bilinci (1) Zeyyat Selimoğlu (1) Zorba (1)

Hakkımızda

Merhaba! CAN'la Bir Sene Simay ve Elif'in yıl boyunca Can Yayınları'ndan okudukları 52 kitabı inceleyen bir blog. Her hafta en az bir kitap okumalıyız düşüncesiyle yola çıktık. Okuduklarımızı herkesle paylaşıp, insanlara okuma aşkımızı bulaştırmayı da iş edindik. Umarız siz de bizimle birlikte okur ve yeni yıla bambaşka bir insan olarak girersiniz.
 
Copyright © 2010 CAN'la Bir Sene, All rights reserved
Design by DZignine. Powered by Blogger