Sanıyorum artık yazıya “Isabel Allende candır” diye giriş yapmama gerek yok; kendisi canlabirsene’de bol bol yer verdiğimiz ve benim şahsen kendisine doyamadığım bir yazar. Altın Ejder Krallığı, Canavarlar Kenti’nin devamı niteliğinde. Yani, Canavarlar Kenti’ni okumadıysanız, Altın Ejder Krallığı’ndan önce mızıkçılık yapmayıp, onu okumanız gerek ve okumadıysanız da bu yazı spoiler içerikli olabilir, demedi demeyin.
Canavarlar Kenti’nde Alexander Cole ve çılgın babaannesinin Amazon’un bilinmeyen köşelerindeki maceralarına tanık olmuştuk. Canavarlar Kenti, insanın doğayı nasıl mahvettiğine odaklanırken, Altın Ejder Krallığı biraz daha spiritüel konulara odaklanıyor. Altın Ejder Krallığı’nda, 16 yaşına girmiş bir Alexander ile karşılaşıyoruz. Babaannesi Kate ve Amazon’da tanıştığı tatlı kız Nadia ile bu sefer yolları Himalayalar’a düşüyor. Hedefleri, Yasak Krallık’ı bulmak. Bu krallıkta yüzyıllardır gizli tutulan, değerli taşlarla süslü, söylenceye göre barışın sürdürülmesini sağlayan büyülü bir heykel olan Altın Ejder’in peşindeler. Peşindeler derken de, çalmak falan için değil, sakın yanlış anlamayın; babaanne Kate, National Geographic’e yazan bir araştırmacı.
Açgözlülüğün olmadığı yer: Altın Ejder Krallığı
Altın Ejder Krallığı, açgözlülüğün, hırsın, düşmanlığın, suçun olmadığı bir yer. Hayal etmesi çok zor, değil mi? Bu şahane ekip, kralla tanışıp, zaman geçirmeye başlamışken bir hırsız ve şeytani ekibi yalnızca Altın Ejder heykelini çalmakla kalmıyor, kralla birlikte kasabadaki genç kızları da rehin alıyor. Alexander, yine kendisini tehlikeli bir görev de buluyor yani.
Isabel Allende, Altın Ejder Krallığı’nda çocuklara şefkat, affetme ve dünyevilik konularını aşılamaya çalışmış. Böyle bir yazarın güçlü kaleminden fantastik bir macera çıkınca da hem çocukların severek okuyacağı, hem de içindeki mesajların akılda kalıcı olacağı bir hikâye çıkıyor haliyle ortaya. Okuyunuz, okutunuz; bu dersleri tekrar tekrar öğrenmek için çocuk olmak gerekmiyor.
Tanıtım Yazısı:
Himalayalar'da küçük bir krallıkta yüzyıllardır gizli tutulan, değerli taşlarla süslü Altın Ejder heykeli, söylenceye göre barışın sürdürülmesini sağlayan büyülü bir heykeldir. Ancak ülkede süre gelen barış ortamı insan ruhunun açgözlülüğü yüzünden bozulma tehlikesi ile karşı karşıyadır...
Bu kitapla ne içilir: Marshmallow'lu sıcak çikolata
Bu kitapla ne dinlenir: Led Zeppelin - That's the Way
Showing posts with label Can çocuk. Show all posts
Showing posts with label Can çocuk. Show all posts
Altın Ejder Krallığı - Isabel Allende
by
Zimlicious
/
Sunday, November 26, 2017 /
Posted in
Altın Ejder Krallığı,
Can çocuk,
isabel allende
Koca Sevimli Dev - Roald Dahl
by
Zimlicious
/
Sunday, August 21, 2016 /
Posted in
Can çocuk,
can yayınları,
koca sevimli dev,
roald dahl
Devleri nasıl bilirsiniz? Kocamanlardır... Evet. Korkunçlardır.... Evet. Hep açlardır... Evet. Doymak için insanları hapır hupur yerler... Evet ama bir tanesi için hayır. Koca Sevimli Dev, hem iyi yürekli, hem de insan yerine "iğrenç" de olsalar salatalıkla beslenen bir dev. Sophie'yi kaçırmasından öyle görünmese de Koca Sevimli Dev'i okudukça ne kadar minnoş bir dev olduğunu anlıyor ve şaşırıyor insan!
Roald Dahl, aynı Dr. Seuss gibi benim için yeri ayrı olan yazarlardan. Koca Sevimli Dev'i küçükken okumuştum. Konusunu hayal meyal hatırlasam da, ayrıntılar uçup gitmişti kafamdan. Yıllar sonra tekrar okuyunca yine yeni yeniden sevdim Roald Dahl'ı. Kendisi, Charlie ve Çikolata Fabrikası, Fantastik Mr. Fox ve Gremlinler gibi şahane hikayeleri kazandırmış bir insan dünyaya. Kitaplarından alınacak çok fazla ders de var: 1) Birisi sizden farklı diye ondan korkmanız gerekmez, 2) Birinin farklı görünmesi, onun kötü olduğu anlamına gelmez, 3) Bir grup insan/dev/vs. kötülük yapıyorsa, grubun içindeki herkes aynı düşüncededir ve aynı şekilde davranıyordur anlamına gelmez, 4) Bazı insanlar, kontrol edemedikleri, kötü durumlarda bulurlar kendilerini ve bundan kurtulmak için çabalarlar, 5) Çoğu kitabın söylediğinin aksine, bazen iyiler, bazen de kötüler kazanır bu hayatta...
Aslen 1982'lerde yazılan kitap, hem ırkçılık, hem de pedofilliği barındırdığı düşünülerek çok fazla eleştirilmiş de. Evet, ırkçılık var: mesela, farklı devler, farklı nedenlerle, farklı ülkelerden insanları yemeyi veya yememeyi tercih ediyor. Ancak sırf kocaman bir dev (yani adam) kendini gördü diye bir kızı kaçırdı diye, hele ki ona dokunmamış ve zarar vermemişken pedofilliğe yorulmasını insanların pis beyinlerine yoruyorum. Okurken bu konular üzerinde düşünmeyi ve sonunda kendi kararınızı vermeyi de size bırakıyorum...
Tanıtım Yazısı:
Bir dev, bu denli yardımsever ve iyi yürekli olabilir miydi? Her gece, cümle âlem uyurken, koca korkunç devler leziz, nefis insancıkları bir lokmada yutarlar. Onları durdurabilecek tek bir dev vardır: Koca Sevimli Dev. Koca Sevimli Dev, dünyanın en iyi yürekli devidir. Cebinde gezdirdiği arkadaşı Sophie'yle birlikte, dünyayı Kana susamış ve Teklokmadayutan gibi kötü yürekli devlerden kurtarmaya kalkışır...
Buradan satın alın; Koca Sevimli Dev - Roald Dahl
Bu kitapla ne içilir: Yaz aylarında okursanız milkshake, kışın okursanız meyveli süt
Bu kitapla ne dinlenir: Ne dinlenir, bilemedim, ancak Disney'nin bu yıl çıkan aynı isimli filminin tanıtımını izleyebilirsiniz.
Noel Şarkısı - Charles Dickens
by
Zimlicious
/
Sunday, July 10, 2016 /
Posted in
Can çocuk,
can yayınları,
charles dickens,
noel şarkısı
Noel Şarkısı, küçüklüğümden beri çok sevdiğim kitaplardan biri. Yıllar sonra tekrar okuyunca daha bir anladım neden önemli klasikler arasında yer aldığını, insana ne gibi dersler verdiğini... Scrooge amcamız, huysuz, sırf kendini düşünen, "fakirler ölsün" kafasında bir adam. Anlayacağınız üzere, Noel'den de nefret ediyor çünkü Noel zamanı kapısına gelip, evsizlere, fakirlere yemek düzenlemeye çalışanlar para istiyorlar ondan. Verir mi hiç cimri Scrooge; canını alın daha iyi! Ama kötü insanların kötülüğü yanına kalır mı? Bir gece üç hayalet dadanıyor Scrooge'a...
Tabii ki başına gelenleri anlatıp da spoiler vermeyeceğim. 114 sayfalık minnacık bir kitap olduğu için de spoiler vermeden bir şeyler söylemek zor. Ancak şunu söyleyebilirim: Scrooge, başına gelenlerden sonra değişmiş bir adam olarak uyanıyor. Alınan ders de şu: elinizdekiler için şükredin, garibanın halinden anlayın, ailenize ve dostlarınıza özen gösterin. Özellikle Noel gibi özel zamanlarda!
Tanıtım Yazısı:
Charles Dickens, yaşamı çok renkli bir yazar. Çocukluğundan beri çok değişik ortamlarda, çok değişik işlerde çalışmış olması, onu pek çok insan manzarasıyla karşı karşıya getirmiştir. Bu renkli yaşantılar, onu dünya çapında ünlü bir yazan yapan romanlarına da ister istemez yansımıştır. Alabildiğine yalın bir anlatımla, konuşma diliyle yazdığı romanlar dünyanın dört bir yanında sevilerek okunmuş, elli sekiz yaşında ölen yazar, arkasında Oliver Twist, Pickwick'in Serüvenleri, David Copperfield, Büyük Umutlar, Noel Şarkısı gibi, bugün de sevilerek okunan ölümsüz yapıtlar bırakmıştır. Noel Şarkısı, dünyada, yediden yetmişe her yaşta insanın sevdiği bir Noel masalıdır. Romanın kahramanı Scrooge, son derece sevimsiz, acımasız, pinti bir ihtiyardır. Derken, bir Noel gecesi, bir hayalet çıkar karşısına; onu bekleyen kötü kaderi engellemek için hala bir şansı olduğunu söyler; ona yol gösterir. Noel Şarkısı, sinemaya en çok aktarılan ölümsüz kitaplardan biridir; 200'e yakın uyarlaması yapılmıştır.
Buradan satın alın; Noel Şarkısı - Charles Dickens
Bu kitapla ne dinlenir: Judy Garland - Have Yourself a Merry Little Christmas
Bu kitapla ne içilir: Eggnog
Hayatın O Güzel Şarkısı - José Mauro de Vasconcelos
by
Zimlicious
/
Sunday, May 15, 2016 /
Posted in
Can çocuk,
Hayatın O Güzel Şarkısı,
José Mauro de Vasconcelos,
kutlay sındırgı,
vasconcelos
Şeker Portakalı ve Yaban Muzu'nun yazarı José Mauro de Vasconcelos'un insanları bu sefer hayvanların elinden ele aldığı bir kitap Hayatın O Güzel Şarkısı. Bu aralar, insanların ne kadar kötü yaratıklar olduğunu ele alan kitaplar peş peşe geldi benim için; normalde de pek sevmem insanları, onlarla mecbur kalmadıkça muhatap olmak istemem ve gerçekten hemcinslerimden daha bir tiksindim. Kendi hırslarımızın, arzularımızın peşine düşüp bu yolda kime, neye zarar verdiğimizi hiç ama hiç düşünmüyoruz cidden.
Hayatın O Güzel Şarkısı'nda bir kuş, bir balık, bir tay ve bir mango ağacının kısa ama özlü hikâyeleri bekliyor sizi. Ormanda, ailesiyle birlikte yaşayan muhabbet kuşu bir anda kendini bir kafeste buluyor. Tam intihara karar vermişken kaçma şansı oluyor ama o kadar yorgun, o kadar bitkin ki bunu bile yapamıyor. Küçük tay ise annesinin prensi, ortamın yakışıklısı olarak büyüyor ve yarış atı olunca da en hızlı o olduğu için insanların da gözdesi haline geliyor. Ta ki sakatlanana kadar; sonrasında önce bir at arabasını çekerken, sonra da değirmeni döndürürken buluyor kendini. Minik balık da aynı şekilde kendisini bir kadının evindeki cam kâsede bulmasının ardından pislik içinde yüzmeye çok fazla dayanamıyor. Mango ağacı ise çocukluğundan beri kollayıp, sevdiği küçük çocuğun büyüyünce onu hatırlamamasından, aralarında geçenleri unutmasından kahroluyor.
Çocuklara, insanların doğaya ve diğer canlılara karşı ne kadar gaddar davrandığını ve çoğu zaman bunun para ve gösteriş dışında bir amacı olmadığını anlatan hem sevimli, hem de hüzünlü bir kitap Hayatın O Güzel Şarkısı. "İnsanların büyüyüp kalpsiz olmaları ne üzücü şeydi; bunu şimdi anlıyordu. Büyük insanların ağaçlarla konuşup anlaşamamaları ne kötüydü."
Tanıtım Yazısı:
Bir zamanlar, ülkenin birinde kocaman bir çiftlik varmış. Güneşin parladığı yemyeşil kırlarda yarış atları yetiştirilirmiş. Ormanda minik kuşlar özgürce şakımayı öğrenmeye çalışırmış. Gölün sularında süs balıkları üretilirmiş. Çiftlikte her şey çok güzelmiş. Ama insanlar?..'
Şeker Portakalı'nı, Güneşi Uyandıralım'ı, birbirinin devamı olan bu iki güzel kitap o kadar çok sevildi, o kadar çok okundu ki. Hala da okunmakta. Brezilyalı yazar Jose Mauro de Vasconcelos'un bir başka kitabını sunuyoruz şimdi sizlere. Hayatın O Güzel Şarkısı, doğanın vazgeçilmez parçası olan, doğanın süsü olan hayvanların gözüyle anlatılan bir öykü bu. İnsanların onlara karşı ne kadar acımasız olduğunu anlatan bir öykü.
Buradan satın alın; Hayatın O Güzel Şarkısı - José Mauro de Vasconcelos
Bu kitapla ne içilir: Şeftalili ice tea
Bu kitapla ne dinlenir: Yann Tiersen - À quai
Kurnaz Tilki - Johann Wolfgang Von Goethe
by
Zimlicious
/
Sunday, January 24, 2016 /
Posted in
Can çocuk,
can yayınları,
çocuk kitabı,
Johann Wolfgang Von Goethe,
Kurnaz Tilki,
Sedat Girgin,
Zeyyat Selimoğlu
Geçtiğimiz yıl New Yorker'da "tilkilerle ilgili hikayeler bize kendimiz hakkında neler anlatıyor?" konulu bir yazı okumuştum ve Goethe'nin Kurnaz Tilki'si de yazıdaki örnekler arasındaydı. Bu yazıda da belirtildiği gibi, George Orwell'den La Fontaine'e kadar pek çok yazar var insanları ve toplumu eleştirmek için hayvanları kullanan. Goethe de Kurnaz Tilki'de hayvanların en uyanığını başrole alarak bir yandan karanlık, bir yandan da eğlenceli bir hikaye kaleme almış; çocuklar olduğu kadar yetişkinlerin de okuması gerektiğini düşündüğüm ve okumaktan keyif alacakları bir hikaye.
Aslan'ın başkan olduğu bir krallıkta Kurnaz Tilki'nin başı beladan çıkmıyor. "Suç" olarak görülen pek çok hareketinden sonra (Tavşan Kardeş'i yemek, Karga'nın karısını gagalamak, Ayı'yı tuzağa düşürmek gibi) bir nevi mahkeme karşısına çıkıyor. İdamına karar verilse de süper kurnaz olduğu için tilki, bir şekilde tüm bu suçlamalardan sıyrılmayı beceriyor. Nasıl mı? Diğer hayvanların hisleriyle, istekleriyle, tutkularıyla ve hırslarıyla oynayarak.
Hep şunu söylüyorum: ne kadar gelişirsek gelişelim, yeni teknolojiler, yeni tedaviler, her şeyi yapmanın kolay yolunu keşfedersek keşfedelim, insan hep insan. Ve bence tarih bu nedenle kendini tekrar edip duruyor. 1749-1832 yılları arasında yaşayan Goethe'nin Kurnaz Tilki'si de bence bundan dolayı bugün halen güncel, herkese hitap eden bir hikaye. Kurnaz Tilki'nin zamansızlığına örnek vermek gerekirse:
- "Aklı kıt olanlar böyledir, umutla avunurlar."
- "Suçluyu cezalandırmak elindeyken ceza vermeyen, suçlu durumuna düşer."
- "...kimileri kendi suçlarını örtbas etmek için başkalarını suçlarlar."
- "Bizim soylu Kral özellikle kimleri sever sence? Kendisine pay verenlerle kendisine kul olanları sever."
- "Hırsızın küçüğüysen, aman vermezler sana, canına okurlar. Ama büyük çapta hırsızsan, o başka, Ülkeleri, sarayları yönetmek senin işin olur o zaman."
Tanıtım Yazısı:
"Kurnaz Tilki", büyük Alman ozanı Goethe'nin bundan iki yüzyıl önce yazdığı bir kitap. Goethe, bu kitabında, devleti yönetenlerin iç yüzlerini, bir masal havası içinde anlatıyor. Bu kitapta Ormanlar Kralı Aslan ve çevresindekilerle, halktan biri olan "Kurnaz Tilki"nin çatışmaları, sürtüşmeleri ilginç bir serüven biçiminde dile getiriliyor. Gerek ilkokul, gerekse ortaokul çağındaki çocukların severek okuyacakları bir kitap.
Buradan satın alın; Kurnaz Tilki - Johann Wolfgang Von Goethe
Bu kitapla ne içilir: Muzlu süt
Bu kitapla ne dinlenir: Ylvis - The Fox (What Does the Fox Say?)
Luis Sepulveda - Martıya Uçmayı Öğreten Kedi
by
Elif Durmaz
/
Sunday, February 1, 2015 /
Posted in
Can çocuk,
Luis Sepulveda,
Martıya Uçmayı Öğreten Kedi
Martıya Uçayı Öğreten Kedi Luis Sepulveda’nın yazdığı eşsiz çocuk kitaplarından bir tanesi. Bildiğim kadarıyla dilimize de sadece bu kitap çevrilmiş. Luis Sepulveda’yı çok sevdiğimden ne yazsa okuyacağımı önceden de söylemiştim, elbette bu çocuk kitabı da bir istisna olmadı. Ancak okuyunca anladım da bu çocuk kitabı olmaktan çok öte bir kitap. Bazı şeyleri hatırlamak isteyenlerin de ciddi ciddi okuması gerek diye düşünüyorum.
Kitap boyunca farklı temaları ele alıyor sevgili Sepulveda. Kendisi de bir Greenpeace üyesi ve aktivisti olduğundan çevre sorunlarına değinirken bir yandan da “farklılık” konusunu tatlı bir şekilde anlatıyor. İnsanların çevreyi, özellikle denizleri nasıl kirlettiğini martıların ve kedilerin gözünden aktarıyor çocuklara. Özellikle bir martımız petrola batıp ölünce inanın çok üzülüyor ve deniz kirliliğine lanet ediyorsunuz. Çocuklarda çevre sevgisini uyandırmak için bu tür etkileyici kitaplardan daha iyi ne olabilir bilemiyorum.
En büyük mesaj ise, çeşitlilik/farklılık. Kediler kitap boyunca kendilerinden farklı olanı sevmeyi ve saygı göstermeyi öğreniyorlar. Bize benzer şeyleri anlamak ve sevmek çok kolayken bizden farklı olanları aynı şekilde kabul etmemiz zor olabiliyor. Bu kitap bu zorluğu kırabilecek en büyük çocuk kitaplarından. Şanslı, bebek martımız, uçmayı öğrenmek için kedilere güvenmek zorunda kalırken, kediler de Şanslı’ya uçmayı öğretebilmek için bir insana güvenmek zorunda kalıyorlar. Komik öğeler ve tatlı karakterlere sahip bu kitabın kalbi ve ruhu var. Tüm çocuklar mutlu okusun!
Tanıtım yazısı:
Okyanusu aşmaya çalışırken, dökülen petrolden zehirlenen genç martı Kengah, son kalan gücüyle karaya ulaşmayı ve orada yumurtlamayı başarır. Kengah, ölmeden önce, içinde yavrusunun bulunduğu yumurtayı kedi Zorba'ya emanet eder ve ondan üç konuda söz ister. Zorba, yumurtayı yemeyecektir; yavru doğana kadar yumurtayı sıcak tutacak, ona gözkulak olacaktır; bir de, yavru doğunca ona uçmayı öğretecektir. Zorba, bu martının durumuna pek üzülür, hiç düşünmeden bu üç konuda martıya kesin söz verir. Oysa yavru martı Şanslı, yumurtadan çıktığında, Zorba işlerin pek de kolay yürümeyeceğini anlar. Bebeğe bakmak, onu öteki kedilerin pençesinden korumak bir yana, Zorba'yı annesi sanan küçük Şanslı'ya uçmayı öğretmek de ayrı bir derttir. Martıya Uçmayı Öğreten Kedi, birbirinden çok farklı iki canlının bir arada yaşamasının, birbirini sevip saymasının öyküsüdür. Şili'li ünlü yazar Luis Sepulveda'nın bu kitabı, kısa sürede 12 dile çevrilip dünyada bir milyonun üzerinde satış yaptı. Bir kedi ile yavru bir martı arasındaki inanılmaz sevgi ve dostluğu, alabildiğine sıcak bir anlatımla sunan Sepulveda'nın bu kitabını çocuklar kadar büyüklerin de keyifle okuyacağından hiç kuşkumuz yok.
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Luis Sepulveda - Martıya Uçmayı Öğreten Kedi
Bu kitapla ne içilir: Muzlu süt
Bu kitapla ne dinlenir: Çocuk cıvıltıları











